Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü
Yetmiyor ise diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun.
GİRİŞ
İnsanlık tarihi için çok önemli fakat birçoğumuzun farkında olmadığı
GERÇEKLERİN; hayatımıza olan etkilerini anlatabilmek amacıyla bu kitabı
yazıyorum.
Tüm soruların cevabını buldum,
Neden, Nasılların cevabını buldum,
Gözümdeki perde kalktı, gerçekleri görüyorum,
Hayatın anlamını ve amacını buldum,
Biz kimiz, neyiz, neydik ne olacağız sorularının cevaplarını buldum.
Sadece bir kadına aşık olduğumda hissettiğim kalbimin beynimden çok daha kıymetli olduğunu anladım.
Kalpten hissediyorum ve her şey aydınlandı.
Madem ben bu hayatı çözdüm diyorum, o zaman bildiklerimi 13 yaşındaki bir çocuğa bile anlatabilmeliyim, O kadar basit ve anlaşılabilir olmalı ki anlattıklarım, bizler artık bunu beynimize yazıp, bizlere sorulan sorularda her zaman tutarlı ve gerçekçi cevaplar verelim.
Kimler mi soracak soruları? Evlatlarımız, yeğenlerimiz, torunlarımız ve kafası karışık olanlar soracak. Duyarlı ve gerçekten insan olabilmek için onlara gerçekleri, doğruları söylemeli ve öğretmeliyiz, kafa karışıklığı yaratmamalıyız.
Sırasıyla her şeyi en baştan alalım.
A- Neden hep kargaşa var? İnsanlar neden kendi çıkarları için başkalarını hiçe sayıyor? Neden Adem’in ilk çocuklarından beri insanlar birbirlerine kötülük yapıyor?
B- Bizler en güzel şekilde yaratıldık ama aşağıların en aşağısına
gönderildik üstelik birbirimize düşman olarak.
A- Neden?
B- Çünkü ilk insan Âdem daha önceden cennette var olmuş sevdiği ile
beraber yaşarmış ve her istedikleri yerine gelirmiş. ALLAH onları diğer
tüm yaratılmışların üstünde tutarmış tek bir yasak varmış 'bir ağaç' o ağaca yaklaşmak yasakmış, fakat onlar söz dinlemeyip o yasaklanan ağacın meyvesini yemişler, ALLAH' ta onları dünyaya göndermiş, kendi
deyimiyle aşağıların en aşağısına.
A- Bizler onların günahının cezasını mı çekiyoruz?
B- Eğer onlar o günahı işlemeselerdi bizler var olmayacaktık.
A- Nasıl?
B- Cennette var olan Âdem ve eşinin üreme organları yoktu, günahı
işledikten sonra üreme organları açıldı ve o yasaklanan ağaç
soyağacına dönüştü.
A- Günah nasıl işlendi?
B- Şeytan onlara yaklaşıp 'o ağaç sizlerin ölümsüz olmamanız için yasaklandı' dedi ve yemin etti.
A- Şeytanın kötü olduğu onlara bildirilmiş miydi?
B- Hem de nasıl! Âdem ilk yaratıldığında şeytan hariç herkes Âdeme
secde ediyor, şeytan kibirlenip yani kendini üstün görüp, Ademe boyun
eğmiyor ve ALLAH onu huzurundan kovuyor ve Adem ve eşini cennete
yerleştiriyor.
A- ve
B- Ve ALLAH onlara 'şeytan sizin apaçık düşmanınızdır' diyor ve
ekliyor 'sakın şu ağaca yaklaşmayın'.
A- Şeytanı biraz anlatır mısın.
B- Aslında adı İblis, Şeytan şetane sözünden gelir ‘rahmetten uzaklaştı’
anlamı vardır, rahmetten uzaklaşanların ilki İblis olduğundan ilk
şeytanda odur. İblise uyanlara yani rahmetten uzaklaşanlara şeytan
denir.
A- İblisi bu kadar güçlü kılan ne? neden kendini (Ademden) bu kadar
üstün gördü?
B- İblis cinlerdendir. dumansız ateşten yaratılmıştır.
A- Cinler insanlardan üstün mü?
B- Cinlerde, insanlarda ALLAH' a kulluk etmeleri için ALLAH tarafından
yaratılmışlardır, her iki cinste geleceği bilemezler, her ikisinde de iyi yolu
tutanlar ve kötü yolu tutanlar vardır, insanlar cinlere uyarak onların
azgınlıklarını artırmaktadırlar.
A- Peki kovulmuş şeytanın cennette ne işi varmış?
B- Eğer şeytan cennete olmasaydı, onları kandırmasaydı o günah işlenmeyecek, üreme organları açılamayacak ve bizler var olmayacaktık.
A- Hem kovulup, hem cennete var olması ilginç geldi.
B- Şeytan kovulmadan önce, Adem ve eşi cennete yaşamaya başlamadan önce ALLAH' tan son bir dileği var 'süre' onları kandırmak için süre ve süreyi alıyor ve ekliyor senin dosdoğru yolun üzerine oturacağım bir çoğunu şükreder bulamayacaksın.
ALLAH ise “cehennemi sana uyanlarla dolduracağım” der.
ALLAH’ in iblise verdiği süre sayesinde bizler var olabildik.
A- O zaman Şeytan bizlerin var olmasını sağladı.
B- Var olmamız ALLAH' ın izni, şeytanın başarısı, Adem ve eşinin
günahının sonucunda olmuştur.
A- Bu kadar olayda bizlerin ne günahı var ki birbirine düşman olarak,
aşağıların en aşağısına gönderildik?
B- o ilk günah ölümsüzlük için işlendi, şimdi ise ALLAH bizlere
ölümsüzlük sunuyor.
A- Ölümsüzlük için ölümlü hayatlar öylemi?
B- Evet.
A- Ölümü neden insan üstlendi?
AHZAB 72. Biz emaneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar
onu yüklenmekten kaçındılar, ondan ürktüler. İnsan ise çok zalim
ve çok cahil olduğu halde onu yüklendi.
Burada önemli olan sadece ölümümü üstlendik yoksa başka neleri
üstlenmiş olabiliriz?
Üstlendiğimiz şey imtihan ve ölüm.
Kaf suresi - 43- Biz, evet biz hayat veriyoruz, biz öldürüyoruz. Ve dönüş yalnız bizedir.
Zor soru yoktur bu hayatta, önemli olan soruyu ne kadar basit ve anlaşılabilir sorabildiğimizdir.
Soru karmaşıksa cevapta karmaşıklaşır.
Aklın yolu birdir, bir mesele ancak akıl yolu ile çözülebilir bu yol ise tektir,
doğru düşünenlerin, mantıklı olanların bu yolu izlediklerinde varacakları sonuç hep aynı olacaktır. Unutmayın Mantık, bilginin yapısını inceleyen, doğru ile yanlış akıl yürütmenin ayrımını yapan disiplindir.
Kısacası benim bu kitapta yazdıklarımı ya siz zaten biliyorsunuz, Ya ileride
anlayacaksınız, Ya da bu yazdıklarım sizlere yol gösterecek. Ama yazdıklarıma insanların topyekün inanmalarını, kabullenmelerini beklemiyorum, inkarcıların çıkacağını biliyorum, büyüklerinden öğrendiklerinin doğru benim yazdıklarımın yanlış olduğunu düşünenlerin olacağını düşünüyorum, insanlar sorgulamaya başlayacaklardır, aslında benim amacımda tam bu, sorgulamanız. Ben ALLAH'ın düzeninin mantıklı bir açılımını yapmayı ve herşeyi açıklamayı istiyorum ve bunu sadece Kuranı-Kerim ve esmaül hüsnayı kaynak alarak yapacağım. Sizler ya bana inanırsınız ya da inanmazsınız aramızda hakim olarak ALLAH yeter. Aslında bu her dönemde böyle oldu, ben kimimki bana inansınlar
Peygamberlere inanmadılar, inkar ettiler, bazılarını öldürdüler, bilgileri hep tahrip ettiler. Her zaman Kötülük arttığı için iyilik gelmiştir, peygamberler seçilmiştir. İyilik peygamberlerin ölümü ile yerini yine kötülüğe bırakmıştır ve en son gelen peygamber peygamberimiz Hz.Muhammed'dir. 14 asır önce yaşamış ve en son kuralları insanlığa aktarmıştır. Maalesef ki ölümünden sonra kötülük yine iş başına geçmiştir.
Ben bu kitapta hayatın gerçek amacının ne olduğunu anlatmak ve insanların bilinçli olmasını sağlamak için yazıyorum, onun içinde ritim ve refleksin önemini, herşeyin evvelini, Ademi ve yaratılışı, günümüzün insanlarını ve günümüzdeki en kötü insanları ve onların planlarını anlatmalıyım. Bilgiyi insanlar nasıl yönlendiriyor anlatmalıyım, çünkü kavramlar, anlamlar çorba olmuş, artık algı bozuk. 'Hayır yapmak' insanların yapması gereken en önemli eylemlerdendir, yani pozitif olmak ve karşılıksız iyilik yapmak gerekir fakat Türkçede hayır denince eş sesli olarak olumsuzluğu, reddetmeyi ifade eden hayır kelimesi kullanılıyor bahsettiğim çorba bu, eskiden a harfinin üstünde şapka vardı bizler uyutulduk şimdi şapkada kalktı anlam algı iyice bozuldu. Başka bir örnekle anlatmak gerekirse 'Memnu' kelimesi yasak anlamına gelir fakat Türkçede 'memnun' kelimesi herhangi bir olaydan veya durumdan ötürü sevinç duyan, kıvançlı, mutlu anlamına gelir, 2 örnekte de görüldüğü üzere anlamlar kavramlar çorba olsun diye eş sesli kelimeler dikkatlice seçilmiş. 3üncü ve en can alıcı örnekte ‘nefis’ kelimesi, Kuranda açıkça yazılır ki nefis bizim düşmanımız ama Türkçede nefis kelimesi güzel, enfes, müthiş anlamaları içeriyor kısacası düşman bize sevimli hala geliyor.
Yanlış bilinenleri anlatmalıyım, örneğin kader olgusunu yanlış biliyoruz, kutsal emanetler değişti kimsenin haberi yok, "mesih gelecek bekleyin" diyerek kötülük meşrulaşıyor yine kimse farkında değil, kıyamet saati ve alametleri hep çarptırılıyor, herkes alametler arıyor bakın Kuranda 1400sene evvel kıyamet ve alametleri hakkında ne açıklanmış.
Kıyametin ansızın tepelerine inmesinden başka neyi bekliyorlar? Onun belirtileri zaten gelmiştir. O onlara gelip çatınca, ibret almaları neye yarar?!
(muhammed suresi-18)
Bir çok ayette Kıyametin zamanını kimsenin bilemeyeceği söyleniyor. Net bir tarih vermek mümkün değil ama bana göre Kıyamet küresel soğumayla olacak ama zamanını bilemem çünkü; yecüc ve mecücü dağların arasına hapseden Zulkareyn, bu işi kızgın demir ve bakırı kaynatarak yapmıştı ve bu iki madde ancak ve ancak soğurlarsa ayrışırlar ve yecüc ve mecüc tekrar ortaya çıkar. Kısacası kıyamet küresel soğuma olduğunda gerçekleşecektir. Reenkarnasyon yoktur ama hep aynı kafa karışıklığını yaratmak için sürekli tekrardan yeryüzüne geleceğimizi
söylüyorlar, gerek saffat gerekse duhan surelerinde bildirildiği üzere ilk
ölümümüzden başka ölmeyeceğiz ve en son olarak ve en önemlisi kesinlikle
yaratılışımız ensest değildir. Allah sizi bitki gibi yerden çıkarmıştır (Nuh
suresi 17)
Bu kitabı yazıyorum çünkü:
Diyanet'in yaptığı araştırmaya göre halkın yüzde 20'si Kuran'ı hayatında hiç eline almamış. Arapça'dan okuyabilenlerin yüzde 80'i ise neyi okuduğunu bilmiyor.
Unutulmaması gerekir ki bu hayatı anlamanın tek yolu Kuran- Kerim okuyarak öğrenilir, Kutsal kitap hayatımızı anlama kılavuzudur.
Kuran da bizden öncekilerin tarihi, sonrakilerin haberi ve aramızdaki
meselelerin hükmü vardır.
Hak ile Batıl'ı ayıran kesin bir kitaptır.
Her kim hidayeti Kurandan başkasında ararsa ALLAH onu şaşırtır.
Kuran ALLAH ın kopmayan sağlam ipi, kuvvetli fikir kitabı ve doğru yoldur.
Bu kitapta tek kaynak Kuranı Kerimdir. Ne başka bir dini kitap, ne bir hadis, Ne de herhangi bir din aliminin sözü, sadece ve sadece kutsal kitap Kuran vardır. ALLAH'I anlatacağım, dini anlatacağım ama din alimlerinden, hadislerden bilgi koymayacağım çünkü İblis ALLAH'ın dosdoğru yolu üzerinde.
Her sorunun cevabını Kuranda bulup cevaplayacağım.
Gerçeklikle sürekli etkileşimdeyiz.



RİTİM VE REFLEKS
İnsanlar; babalarının yakaladığı bir ritim sonucunda dünyaya gelirler, gözlerini aylarca annelerinin kalp ritimlerini dinledikten sonra açarlar, güzel bir ritim bizleri bazen eğlendirir bazen de ruhumuzu dinlendirir ve tabi ki insanlar hayatın ritmini yakalamak isterler, ritmi yakalayanlar vardır, yakalayamayanlar vardır yakalayamayanlar var ya işte onlar refleksi yaşarlar.
Dünyada 4 çeşit insan görürüz,
- Hakiki ritmi yakalayıp sadece iyilik yapanlar,
- Kendi ritimlerini yakalayıp keyifleri yerlerinde olanlar,
- Refleksi yaşayanlar,
- Kötülük yapanlar.
İyilik ve kötülük nereden çıktı diye düşünebilirsiniz ama bu soru yaratılışımızın sebebidir. Âdemoğullarında yaratılışı ve iyilik ve kötülüğü detaylı anlatacağım.
Ritimle başlayan refleksler olduğumuzu anlamamız gerekiyor, tekrardan ritmi yakalayabilirsek ne ala. Kısacası ya hayatın ritmini yakalamalı yada
reflekslerimizi bilinçli bir şekilde oluşturmamız gerekiyor.
Ritim kaçınılmazdır, zamanı meydana getirir.
Refleks istem dışı yapılan hareketlerdir, kısacası istemesekte yaptığımız hareketlerdir, nefes alma, göz kırpma, uyuma, yeme içme ve sonrasında bunları çıkarma gibi, diğer davranışlarımızı bizler belirleriz.
İnsan zihninin temel özelliği bilinçtir, bilinç ile birlikte, kendini
gözlemleyebilme, zamanı algılayabilme ve özgür irade insanda bulunan özel nitelikleridir.
Kendimizi gözlemleyebiliriz (Ahlak bunun için vardır, gereklidir)
Zamanı algılarız.
Zaman; dünyanın hem kendi hem de güneşin etrafında dönme hadisesidir, belli bir ritmi vardır.
Özgür irademiz vardır.
Seçmediğimiz bir ailenin bebeği olarak doğarız,
Seçmediğimiz bir ırkımız, dilimiz, cinsiyetimiz vardır,
Ya ilk ve tek çocuğuzdur, ya kardeşlerimiz vardır, ya da kardeşlerimiz bizden sonra doğar, Ailemizin nasıl bir ahlaka, psikolojiye ve maddi güce sahip olduğu bizlerin hayatını birinci dereceden etkiler, bunu da bizler seçmeyiz, yaşananların çoğu büyüklerimizin seçimleri sonucunda gerçekleşmiştir, adımızı bile onlar seçer biz seçmeyiz. İşte bu seçemediklerimiz kaderdir, kaderimizdir.
Bizlerin kaderini büyüklerimiz etkilemiştir, büyüklerimizin kaderini ise
büyüklerin büyükleri etkilemiştir, onların kaderini daha da büyükler etkiler, kısacası zincirleme bir soyağacının oluşması ve küçüklerin kaderlerini etkilemek, belirlemek vardır kaderin doğasında.
Unutmayın bizlerde evlatlarımızın ve torunlarımızın kaderlerini belirliyoruz, ahlakımız, inancımız, bildiklerimiz o kadar önemli ki evlatlarımızın hayatında çok önemli fayda veya zararı olacak şeyler, biz öğrenirsek iş kolaylaşacak fakat hadi insanlara sorun 'Hayatın anlamını' her kafadan farklı bir ses çıkıp çıkmadığını görün.
Sınırlı beynimiz var her şeyi anlayamıyoruz diyorlar. Aslında iyice kafa
yormamızı istemiyorlar.
İnsanda görünen ayrımlar vardır;
kadın - erkek
güzel - çirkin
uzun - kısa
görünmeyen ayrımlar ise;
şanslı - şanssız
iyi kalp - kötü kalp
Görünmeyen ayrımlar görünmemelerinin kattığı gizemle insanlar arasında
kaosu tetiklerler.
Örneğin şanslı ve şanssız doğmak arasında uçurum vardır, şanslı doğanların bir yaşına geldiklerinde ayakta durmak için yaptıkları mücadele onların bu hayattaki tek ayakta kalma mücadelesidir. İnsanların en çok ikileme düştüğü durumlardan biri budur, neden herkes eşit değil?
Allah, rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün kıldı. Üstün
kılınanlar, rızıklarını ellerinin altındakilere vermezler ki rızıkta hep
eşit olsunlar. Şimdi Allah’ın nimetini mi inkâr ediyorlar? (Nahl suresi-
71)
Allah kullarına (tümüne birden) rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde
mutlaka azgınlık ederlerdi. Fakat O, rızkı dilediği ölçüde indirir.
Şüphesiz O, kullarından hakkıyla haberdardır ve onları hakkıyla
görendir. (şura suresi-27)
İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını belirleyelim diye
şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona bir zinet yaptık. (kehf suresi-7)
İyi kalp - kötü kalp görünmezliği ise bu hayattaki en önemli sorundur,
günümüzde iyilik ve kötülük insandan insana değişirmiş gibi algılanıyor, bir insanın çok yanlış bulduğu bir davranış, başka birine göre doğal olarak
algılanıyor hatta doğru ve yanlışın zevklermiş, renlermiş gibi tartışmanın bile gereksiz olduğu düşündürülüyor. Doğru birşey söylediğinde 'kime göre
doğru?' diye soruyorlar fakat unutuyorlar gerçeğin, doğrunun kime göresi
yoktur.
ASLA İYİLİK VE KÖTÜLÜK KİŞİDEN KİŞİYE GÖRE DEĞİŞMEZ ASLA
Yapmamız gereken doğruyu yanlışı ayırt etmek ve doğru olanı yapıp yanlıştan kaçınmaktır.
İnsanın iyilik ve kötülük yapma kabiliyeti vardır yani özgür iradesiyle
seçimini yapar, Nefsimiz ise kötülüğü emreder. (Şems suresi)
Nefis içgüdüdür. Bize kötü şeyleri iyi gibi gösterip, bizi kandıran insanlar var onlara insan demeye bile gerek yok onlar İblisin ordusuna katılan
şeytanlardır, bazıları yaptıklarının farkında bile değil.
Her şey düşüncede başlar, düşünce başlangıçtır, düşünce sonsuzdur.
Düşündüklerimizi eyleme geçiririz bazen düşünmeden, tartmadan hareket
ettiğimiz olur artık bu bazenlerimiz sık sıka dönüştü. Doğruyu ve yanlışı ayırt edemez hale geldik, düşündüğümüz şeyleri eyleme geçirmek hem
imtihanımız hem de özgür irademizdir. Ne kadar temiz düşünce yapımız olursa o kadar doğru hareket ederiz. Eylemlerimiz ne kadar kötüyse, zihnimizde aynı ölçüde kirlenmiştir, zihnimizin arınması, temizlenmesi gerekir. Ergenliğimiz bitiyor ve bizler güya olgunlaşıyoruz Kim, Ne kadar olgun? lütfen söyleyin bana. Evlenenlerin yarısının boşandığı bir ülkedeyiz, yanlış kararlar almak, yanlış işler yapmak doğalmış gibi karşılanıyor.
Bu hayatta hatasız kul var mıdır? illaki hata yapar insan hatalardan ders
çıkarmak aynı benzer hatayı tekrarlamamak gerekir.
'İnsandır hata yapar', 'beşer şaşar' mantığı bizleri hatalardan hatalara
sürüklüyor, tamam bizler beşeriz şaşabilir ama akılsız, aptal insan aynı hatayı tekrarlayan insandır, tecrübe ettiğin hatayı tekrarlamak ne kadar akıllıca?
ALLAH ın işinin başından aşkın olduğunu düşünüp kendi işini yanlış yollarla yapmak ne kadar doğru?
Bir yanlış yapıyoruz ve o yanlış her şeyi etkiliyor.
ASLA İYİLİK VE KÖTÜLÜK KİŞİDEN KİŞİYE GÖRE DEĞİŞMEZ ASLA
Yaptığımız hatalardan pişman olmalıyız artık uyanalım inanın bana bu hayatta her sorunun cevabı vardır. Cevap ise Kuranı Kerimdedir.
Artık haramlarımız hobby olduğundan tehlike var demektir Eğerki insanlar bu kadar iblise uyup şeytanca davranışlar sergiliyorsa sonumuz vahimdir.
Haramlara yani yasaklananlara bakın insanların çoğunun hobisi.
Satanlar (İblise tapanlar), şartlı reklekslerimizi oluştururken bizleri çok ciddi bir şekilde etkiliyorlar.
Bilinçlenmek neden bu kadar önemli?
Çünkü aileler, bilinçlenmezse evlatlar kaotik ortamda daha da bilinçsizleşir. Ne bildiğimiz çok önemli. bilinçlenmek şart.
Aile çocuğa ne verirse o yönde bir eğilim olur ve inanç (ALLAH' a olan inancı) olursa da ve ALLAH bizlerin kalbini düzeltirse, bizden razı olursa iyilerden olabilme olasılığımız oluşur.
Birbirimize düşman olarak gönderildik ve iyilik, kötülükle deneneceğiz.
ALLAH' ın ölümlü kaderleri falan değiliz. Sadece ölümlü kullarıyız o kadar.
ALLAH her şeyi Levhi Mahfuzda yazmıştır.
İnsan ölümü üstlenmiştir, dağlar, taşlar kabul etmemiştir insan ölümü
üstlenmiştir.
Bilinçli, uyanık, farkında olmak zor değildir,
İnsan beyninde bir düzen oluşturmak ister bu bilinçlenmenin anahtarıdır.
Hayatları boyunca kötülük için uğraşanlara bir şeyler anlatmanın çokta bir alemi yoktur.
Onları doğru yola çağırsanız size uymazlar. Onları çağırsanız da,
sussanız da sizin için birdir. (araf suresi- 193)
Şu bir gerçek ki, o küfre batmış olanları sen uyarsan da uyarmasan
da onlar için aynıdır; iman etmezler. (bakara suresi-6)
Bilinçlenmek için içgüdüsel dürtülerimizi kontrol etmeliyiz, çünkü içgüdüsel dürtüler insanların hayatlarını biçimlendirmede temeldir, bu içgüdüsel dürtüler her zaman mevcut, patlayabilen ve pek çok tarafa yönlendirilebilen güçtür. Kısacası nefsimiz.
İçgüdü olarak tanımladığımız davranış şekli ise gerçekte evrimsel
programlanmış bir dizi refleksin, kalıtsal olarak işlev görmesinden başka bir şey değildir.
Freud'un Libido dediği cinsel içgüdü ise en önemlisidir. Çünkü bilinçaltı çocuk cinselliği vasıtasıyla şekillenir.
Bizler çocukken büyüyünce neler yapacağımızı planlardık, hepimiz 'eninde
sonunda bende büyüyeceğim, bende her istediğimi yapacağım' diyen
çocuklardık. Ve işin kötü tarafı o yaşlarda neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt etmediğimiz ve bize yasaklanan şeylerin çocuk olduğumuz için yasak olduğunu düşündüğümüz dönemlerdi tek isteğimiz hızlı bir şekilde büyümekti, doğruyu yanlışı kendimiz tecrübe etmek istiyorduk. Öğrenmek, gözlemlemek ve merak küçüklüğün verdiği şımarıklıkla birleşiyor ve bilinç algılamadan bilincin altını dolduruyordu.
Sonrasında da çocukluk ve ergenliğimizde bilincimizin altına attıklarımızı
temizlemeden olgunlaşmaya çalışıyoruz, 'tamam artık büyüdük' deyip hayata atılıyoruz ve bilinçaltı aktif olarak ölüme kadar bizimle kalıyor, Kısacası bilinçaltının olgunlarda olmaması gerektiğini düşünüyorum, malesef ki insanlar bilinçaltlarından kurtulamıyor, nedeni ise insanların kendi sorunlarıyla yüzleşmemesi hatta kaçıp, unutmak istemesidir. En yakınlarımız, eşimiz, dostumuz 'boş ver üzme kendini, hiçbirşeyi takma, değmez, hayat kısa diye telkin ederken bizler düzeltmemiz gereken sorunları halının altına süpürüyoruz, sorun çözen değil, sorunlardan kaçan insanlar oluyoruz. Tedavi için doktora gittiğimizde ya telkin alıyoruz yada kimyasal ilaçlar alıyoruz ve bir şekilde bizlere sorunlar unutturuluyor. Alkol, uyuşturucu kullanımın artması insan beyninde kalıcı hasarlar meydana getirdiği gibi, algının düzgün çalışmasını engelliyor.
Bizlerde doğru, düzgün düşünemeyen insanlar haline geliyoruz.
Kısacası yirmili yaşlara gelmeden kirlenen zihin hayatlarımızı çok derin bir şekilde biçimlendirir.
Bilmemek değil öğrenmemek ayıp.
Olgun isek, büyüdü isek her şeyi biliyoruz demektir. Doğum, ölüm, hayat,
neden varız?, neden bu böyle?, şu şöyle? sorularını cevaplayabilirsek gerçekten olgunlaştık demektir yoksa yaş almaktan, ömrümüzü boşa harcamaktan başka bir şey yapmayan insanlar topluluğuna dönüşürüz.
Olgunlukta öğrenilmesi gereken şey inançtır.
İnanç kişiden kişiye farklılık gösterir ama insanların inandığı bir şey mutlaka vardır, ALLAH' ın olmadığını kabul eden bireylerde bile bir şekilde varlığın enerji olarak devam ettiği düşüncesi vardır. Bu dürtü tüm insanlarda mevcuttur. Bu da insanın varlık arayışının bir başka yönüdür ve dine yönelten özelliğidir. Yaradan’a inanmayanlar inandıkları uğurlar, totemler aslında kendilerine hiçbir şey kazandırmaz, batıldır, bir nesneden medet umarlar. Bu insanlara 'tekrar diriltileceğiz, ahiret var' deyin, 'nerden biliyorsun gidip geldin mi diye alay ederler, sonra onlara sorun 'acaba bu hayat bir rüyamı?' diye 'olabilir' derler. Bu onların hayattan zevk almadıklarını ve bilinçaltlarında tekrardan diriltilecekleri düşüncesinin yattığını gösterir, rüya demek sonrasında uyanmak demektir.

Zamanın sonuna iyice yaklaşıyoruz kıyamet alametleri aramaya gerek yok
alametler zaten gelmiş.
zaman nedir?
Dünyanın hem kendi etrafında hemde güneşin etrafında dönme hadisesidir.
Gece-Gündüz, Aylar, Mevsimler ve Yıllar bu sayede meydana gelir.
Mevsim farklılıkları, gece ve gündüz ve canlıların olgunlaşıp, yaşlanması
bizlerin zamanı algılaması için idealdir.
zaman ve inanç tablosunu çiz.
asıl tabloyu çizdikten sonra empoze edilen tabloları çiz. toplam 3 tablo.
İlk tablo sadece zaman ve teizm, ateizm
4 farklı insan grubu oluşuyor.
1. ALLAH'a inanır ama gericidir.
2. Hem ALLAH'a inanır, hem de zamana ayak uydurur.
3. ALLAH'a inanmaz, zamandan anlamaz.
4 ALLAH'a inanmaz, zamana ayak uydurur.
İkinci tablo ASIL TABLO
Peygamberimiz Hz. Muhammed ahir zaman, son zaman peygamberi
olduğundan dolayı ondan sonra son zaman başlamıştır
son tablo empoze edilmeye çalışılan tabloda Peygamberimiz Hz. Muhammed gerici gösterilmeye çalışılıyor.
Günümüzde diğer dinlere mensup olanlar zamanı ellerine geçirdiler elektrik dolayısıyla teknoloji sayesinde zamanı ve insanları yönlendiriyorlar, hazreti Muhammed gericiliğin başı gibi gösterilmeye çalışılıyor.
İnsanlık tarihinde nice toplumlar, siyasi iktidarlar, ideolojiler, siyasal rejimler, felsefi akımlar, dinsel inanç ve mezheplerle hayatı bilme ve anlama uğruna tarihin karanlık girdaplarına kapıldılar.
İnsanlar kendilerinin ve diğer insanların dünyada neden var olduğunu, bu
kadar insanın neden doğup, büyüyüp, öldüğünü düşününce bütün bu
olanlarının bir amacı olduğuna inanmak isterler.
Toplumların sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel ve dinsel yaşam tarzları ne
kadar farklı olursa olsun, yaşayan tüm bireylerin ortak duygu düşünce ve
hayat anlayışları vardır ve bunlar herzaman ve heryerde güncelliğini koruyan kavramlar olmuşlardır, örneğin hayatı anlama, yaşamı sorgulama, umut, özlem, eşitlik, adalet, mutluluk ve sevgidir.
Hayat çözülmesi gereken bir sır değil yaşanması gereken bir gizemdir.
Gizemi anlayabilmek içinde Kuranı Kerimi bilmek gerekir.
Herşeyden evvel Kuranı bilmiyoruz, okumuyoruz.
ALLAH hayatı anlayalım diye Kuranı yollamış fakat bizler kılavuzdan
faydalanmıyoruz.
Kuranın özü ALLAH varlığı, tek olduğu, herşeyi var ettiğidir, çıkarılması
gereken en önemli ders ise İblisin varlığını bilip ondan uzak durmaktır.
Şimdi biraz dikkat!
Bilinçaltı teriminin sahibi Freud "Bilinç altı zihnin bastırılan parçasıdır" der, yani bilinçaltı bilince zorla girmek için mücadele eden bastırılmış kuvvetlerin yeridir. Öfke, Arzu, Nefret, Şehvet şımartmamamız gereken bilinçaltının içeriğidir.
"Ahlak var ve kötü düşünceleri bastırmalıyız" diyenler, fakında olmadan kötü düşünceyi bilincinin altına atıyor. Ne yapmamız gerekiyor? Kötü düşünceyi kafamızdan atmamız gerekiyor, evet Ahlak var ve şüphesizki olması lazım, ama Ahlak var diye kötü düşünceleri bastırmak yerine aklımızdan çıkarırsak çok daha fazla rahat edeceğiz. Peki kötü düşünceleri aklımızdan nasıl atacağız? Kendimize 'kötü kötüdür' telkinini vererek çünkü Kötü düşünceye bilinçli bir şekilde bakmaya gerek yoktur, kötülüğün mantığı yoktur, subjektifdir, objektif olamaz. Kötü düşünceleri kesinlikle bastırmayın, umursamayın gitsin, eğer bastırırsanız, bilinçaltını doldurmaya başlarsınız, kötü düşünceler beynimizin içinde büyür büyür ve bizlerin içinde hep bir kötülük potansiyeli oluşur. Herhangi bir etkenden sonrada alkol, uyuşturucu, şok, stres gibi bir bakmışızki bizlerde kötü olmuşuz.
Umursamamamız gereken şeyler hayatımızı etkiler.
Doğru teşhisten sonra doğru tedavi gerekir, insan kendini iyi hissetmek
istiyorsa önce kendini sevmeyi bilmelidir.
Sevmezsen kendine gitgide acı çektirir ve üzersin, huzursuz edersin.
Sen kendini sevip değer vermezsen kimse sana değer vermez, sen kendini
bozarsan herkes seni bozar.
Önce insanı, kendimizi tanımalı ve anlamalıyız.
Kendimizi çözmek yerine gizem katmak daha eğlenceli geliyor.
Farkındalığı sağlamak için önce beynimizdekileri kağıda dökmeli ve bilinçaltını temizlemeliyiz unutmayın kötü düşünceleri kafamızdan atmayıpta bastırmayı seçersek, yani umursamamız gereken kötü düşüncelerimizi bastırırsak, bilincimizin altına atarsak, bir şekilde kötü düşüncelerin üzerine düşünmeye devam ederiz, düşünceler kötüleştikçe dahada bastırırız sonrasındada huzursuz, mutsuz, tatminsiz bir hale geliriz.
Bilinçaltını aktif tutmak bizlerin farkındalığını etkiliyor, beynimizi rahatlatma yöntemlerini yapmamız gerekiyor. Düzenli uyku, sağlıklı beslenme kadar önemli hatta daha huzurlu bir uyku ve şişmanlamadan yemek yemek için hemen bir kalem alın ve bir deftere kafanızı boşaltın ve kendinizi tanıyın.
Ne mi yazacaksınız?
Bu hayatta neyi öğrenmek istiyorsanız o konu hakkındaki düşüncelerinizi
yazacaksınız, Hayattan ne anladınız? neyi anlamadınız onu yazacaksınız,
İnancınızı yazacaksınız.
Ertesi gün yazdıklarınızı dikkatle okuyunca herşey dahada berraklaşacak,
netleşecektir, bir çok şeyi daha iyi anlayacaksınız. Yazdığınız yanlışlar
gözünüze batacaktır.
Yazmak gerekli çünkü birilerine anlattığımızda ancak karşımızdakinin anladığı kadar anlatabilmişizdir,
Ayrıyeten birilerine anlattığımızda sizce ne kadar objektif anlatıyoruz?
Neden Yalan söylenir biliyormusunuz? korkudan veya aşşağılık kopleksinden yalan söylenir. Birilerini kandırdığında aldığın haz aslında senin kendini küçük gördüğünün işaretidir.
Kendinizi düşünün insanlar birşey anlattğında onları ne kadar dinliyoruz?
Konu iyi ise ya beraber seviniyoruz yada kıskanıyoruz, Konu kötü ise ya moral vermek için teselli arıyoruz yada bildiklerimizi anlatmaya çalışıyoruz. Yıllar içinde öğrendiklerimizide bir kaç dakikada anlatabilme çababasıda karşımızdakinde kafa karışıklığı neden oluyor. Tabi bildiklerimiz ne kadar doğru?, gerçek? Üstelik bilgi görecelidir, bize geldiğinde yeni olan bilgi, kimbilir kimin zamanından beri biliniyordur bunu bilemeyiz, günümüzde bilgi bilgi değil, bizler sadece bize sunulan bilgiyi öğreniyoruz.
Gerçek bilgi Kuran' da yazar, her konudan örnekler vardır
Andolsun ki biz, öğüt alsınlar diye, bu Kur'an'da insanlara her türlü
misali verdik. (zümer suresi-27)
Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız
ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? (enbiya suresi-10)
ya kalbimizden inanırız yada kibir yapıp, inkarcı oluruz.
Bu sözü (kuran-ı) yalanlayanlarla beni başbaşa bırak biz onları
bilemeyecekleri bir biçimde helaka yaklaştıracağız. (kalem suresi-44)
Âyetlerimizi yalanlayanlar ve o âyetlere uymayı kibirlerine
yediremeyenler var ya, onlara göklerin kapıları açılmaz. Onlar, deve
iğne deliğinden geçinceye kadar cennete de giremezler! Biz suçluları
işte böyle cezalandırırız. (araf suresi 40)
Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz halde onlardan sıyrılıp da şeytanın
kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin
haberini onlara anlat. (araf suresi - 175)
Dileseydik o âyetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o dünyaya
saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu
köpeğin durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi
haline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, âyetlerimizi
yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki
düşünsünler. (araf suresi 176)
Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile
adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır. (araf suresi - 181)
Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, biz onları bilemeyecekleri bir
yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz. (araf suresi - 182)
Doğru yolu göstermek Allah'a aittir. Yolun eğrisi de vardır. Allah
dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi. (nahl suresi-9)
Hayat bizim bakışımızla anlam kazanır ya sadece bir noktayı görürüz
hayatımız akıp gider farkına varmayız. Ya da görebileceğimiz tüm
güzelliklerinin ortasında hayatı yaşarız, akıp giden zamanımız anlam kazanır.
Yaşamın anlamı ve amacı nedir?, nasıldır? ve nasıl olması gerekir? soruları
değilmi bizleri sürükleyen.
Yaşamın amacımı nedir?
O zaman önce yaşam nedir bunu bilmeliyiz ve sonrasında amacını
sorgulayabiliriz.
Yaşamak varolmaktır,
Herşeye varlık kıvamı veren ise ALLAH'tır.
ALLAH bizlerin yaşamasına izin vermiştir.
ALLAH mı kimdir?
Herşeye varlık kıvamı verendir,
Tek tir O,
Bütün kainatın tek sahibi ve mutlak hükümdarıdır,
Zatında, sıfatlarında, işlerinde, hükümlerinde asla ortağı ve benzeri
olmayandır,
Aklın mümkün gördüğü herşeyden, hal ve tavırda daha çok yücedir,
Hiçbirşeye ihtiyacı yoktur, herşey ona muhtaçtır,
Varlığı değişmeden durur,
İlktirdir, sondur,
Hep diridir,
Bütün zamanlarda ve heryerde hazır ve nazırdır,
Herşeyde görünür aşikardır,
Herşeyden gizlidir,
Kurandan yaratılmamızın amacını anlatan ayetler şunlardır.
“Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet -kulluk- etsinler diye
yarattım.” (Zâriyât Sûresi-56)
Hanginizin daha güzel iş yapacağını belirlemek için sizi imtihana
çekmek üzere ölümü ve hayatı yaratan O'dur. (mülk suresi-2)
Gerçek şu ki, ALLAH insanı acı, sıkıntı ve imtihan yüklü bir hayata
gönderdi. (Beled suresi)
ALLAH yeryüzündeki şeyleri insana bir süs yaptı ki, içimizden
hangileri amel yönünden daha güzeldir diye imtihan etsin. (Kehf
suresi)
Yemin olsun ki, sizi korku, açlık; mallardan-canlardan-meyvelerden
eksiltme türünden bir şeyle mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenlere
müjdele. (bakara suresi-155)
Bizleri iyilik ve kötülükle imtihan edecek, malımızdan canımızdan
eksilterek. (Ali imran suresi)
Mallarımız ve evlatlarımız imtihanlarımızdır. (Tegabun suresi)
Yaşamın amacı imtihandır ondan dolayıdırki özgür irademiz vardır.
İmtihanın olabilmesi için insanın iç aleminde -biri iyilik, diğeri kötülük isteyen zıt kutupların olması gerekir.
Bu zıt arzuların gerçekleşmesi ise, insanın özgür iradesine bağlıdır. Kişi, hangi tarafı tercih ederse, onu yapar ve tabi ki sonuçta ceza veya mükâfat görür.
“Kim iyilik yaparsa kendi lehine, kötülük yaparsa kendi aleyhine
olur.” (Bakara,-285)
Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve aranızda bir
övünme, mal ve evlad da bir çokluk yarışından ibarettir. Bu tıpkı bir
yağmura benzer ki; bitirdiği ot, rençberleri imrendirir; sonra
heyecana gelir, bir de görürsün sararmışdır, sonra da çörçöp olur!
Ahrette ise şiddetli bir azap, birde bir bağışlama ve hoşnutluk vardır.
Dünya hayatı aldatıcı bir yararlanmadan başka birşey değildir!
(hadid suresi-20)
Bu dünya hayatı, bir eğlence ve oyundan ibarettir. Gerçekten son
yurt, işte öz hayat odur. Keşke bilselerdi. (ankebut-64)
Şu iğreti dünya hayatı, sadece bir oyun ve eğlencedir. Eğer iman
eder korunursanız, Allah, ödüllerinizi verecek ve sizden mallarınızı
istemeyecektir. (muhammed suresi-36)
Biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri eğlenmek için yaratmadık.
(duhan suresi-38)
Biz, göğü, yeri ve arasındakileri oyunculuk etmek üzere yaratmadık.
(enbiya suresi-16)
Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi tarafımızdan
yapardık. Yapacak olsaydık öyle yapardık. (enbiya suresi-17)
Gördüğünüz gibi bizler için oyun gibi görülen hayat ALLAH katında oyun
değildir.
Yaşamın anlamını anlamak istiyorsak kader olgusunu doğru anlamalıyız.
Bize anlatılan kader inancına göre, kader din ve felsefede doğaüstü güç, ezeli takdirdir.
Yani Kader seçemediklerimizdir.
Aile, ırk, cinsiyet, isim, soyisim vb.
Seçtiklerimizi kadere bağlamak varlığımızın gereksiz olduğu anlamına gelir.
Seçemediklerimiz kaderimiz, seçtiklerimiz ise karekterimizdir.
Her ikiside hayatımızı oluşturur.
Seçtiklerimiz kader olamaz.
Ama insanlar herşeye kader diyorlar, nerde kaldı imtihan, nerde kaldı özgür irade. Unutmayın Kader ilk başta yazılır, sonrasında siz o kaderin üzerinde kendi hayatınızı oluşturursunuz. Eğer bu yazılanları anlamıyorsanız hayatıda anlayamazsınız.
Diyorum ya anlamlar çorba olmuş diye kaderde hep yanlış anlaşılmış.
"Duygularınıza dikkat edin davranışlarınıza dönüşür...
Davranışlarınıza dikkat edin alışkanlıklarınıza dönüşür...
Alışkanlıklarınıza dikkat edin değerlerinize dönüşür...
Değerlerinize dikkat edin karakterinize dönüşür...
Karakterinize dikkat edin kaderinize dönüşür... "
(Mahatma GHANDI)
Ghandinin sözü çok doğru fakat en sonunda Kaderi doğumdan ölüme kadar olan süre olarak algılıyor, yani yaşamımız kader oluyor. Ne yazıkki bu yanılgı her dilde, her dinde var. Yine anlamlar çorba olmuş kader doğumla başlar bilinçlendiğimizde ise artık irademiz, özgürlüğümüz başlar.
Kaderi tam anlayamazsak yaşamın amacını anlayamayız.
Kader seçemediklerimizidir, seçtiğimiz hiçbirşey kader değildir.
Ghandinin sözünde herşeyin başında duygular var evet duygularımızı biz
seçeriz, ayarlarız fakat insanların uyutulduğu dünyada, kaotik ortamda
duygularımız, düşüncelerimiz sağlıklı olamayabilirler.
ALLAH bizlere, eylemlerimize müdahele ediyormu yoksa sadece izleyip
kayıtmı ediyor? isteseydi hepimize tasma takardı fakat O bizleri özgür
kılmıştır, iyiyi ve kötüyü ayırt edecek aklı vermiş, seçimi bize bırakmıştır.
İmtihanın olabilmesi için irademizi kendimiz kontrol ederiz, Özgürüz.
Şeytan insanları değiştirmek için sürekli bizlere vesveseler verir, kaderi
sorgulamamızı ister, her olumsuzluğu, her kötülüğü kadere bağlamamızı ister şeytanın adını anmamamız içinde suçu ALLAH 'a atar.
Şeytan önce aklı dolayısıyla ahlakı bozmak için elinden geleni yapar, aklımızı karıştırmak ve bizleri davranışlarımızı bozmak istiyor.
Yapılan her olayın kader olduğu saçması şeytana uyanların sık sık kullandığı sözlerdir.
Onlar bizlerin yanına gelip ALLAH var ve herşey kader diyorlar ama aslında onlar şeytana uymuşlar bizleri kandırıyorlar.
Evet şüphesizki ALLAH var ve herşeyden büyük.
El-mani dir isterse birşeyin olmasını engeller fakat aynı zamanda suçlulara hemen ceza vermeyendir el-halimdir.
Kısacası ALLAH isterse kaderimizi değiştirecek kudrettedir (el-muktedir) fakat ALLAH kaderi isterse değiştirir istemezse değiştirmez.
ALLAH isterse bizleri düzeltir fakat bizim kapıdan girmemiz gerekir bu kapı iyiliğin kapısıdır.
Herkesi değiştirip istediği gibi yapsaydı bizlerin var olma amacı olmazdı ki.
Özgür irademizin bir anlamı kalmazdı ki.
İmtihanın bir anlamı olmazdı ki.
ALLAH dileseydi hepimizi doğru yola iletirdi ama O bizim O namı
yoksa Şeytana mı uyacağımızı seçmemizi istiyor. (Nahl suresi)
Nefsimiz şeytandır Freudun bahsettiği içgüdü yani.
Şeytanı başka yerde aramak saçma olur. Nefsinden arınan, şeytandan arınır ve huzura erer.
İnsanın iyilik ve kötülük yapma kabiliyeti vardır yani özgür iradesiyle
seçimini yapar, Nefsimiz ise kötülüğü emreder. (Şems suresi)
Bakın aslında ALLAH'ı inkar eden ve ama bizim yanımızdayken evet bende inanıyorum diyenler yüzünden bizlerin aklı bu kadar karışıyor.
Kimmi bunlar?
Agnostikler ve Deistler.
Agnostikler şöyle düşünürler: Tanrı'nın varlığı ve dünya ötesi yaşam hakkında, mevcut dinlerin öne sürdüğü iddiaların günümüzde doğrulanması mümkün değildir. Dolayısıyla herhangi bir dine mensup olmak anlamsız görülebilir. Öte yandan Agnostisizm kendini "kesinlikle tanrı yoktur" diyen Ateizmden de ayrı tutar.
Deistler ise tüm dinleri reddeden ancak Tanrının varlığına inanan inanç
şeklidir. Dinler reddedildiği için peygamberler, kutsal kitaplar, cennet ve
cehennem, melek, şeytan gibi kavramların hiçbirinin deizm inancında yeri
yoktur. Sadece evreni ve doğa kanunlarını koyan, bunun ardından evrene ve insanlığa hiç bir müdahalesi olmayan Tanrıya inanılır. Deizmde ibadetlerin ve dinsel ritüellerin olmamasından dolayı ateistler ile deistler arasında günlük hayatta, pratik anlamda bir farklılık yoktur.
Onların kaderci bakış açısıyla asıl kader anlayışı o kadar farklı ki,
Agnostikler ve Deistler ve tabiki yobazlar, gericiler her şeyi kadere bağlarlar "evet ALLAH var ve herşeye O yön veriyor, dolayısıylada sonumuzuda O belirliyor" derler.
Ve buna kader derler, kısacası sonumuza kader derler ve ALLAH böyle istedi derler.
Ama işin aslı öle değildir.
Bizim ne yapacağımız, kaderimizde yazılmış ise, ne suçumuz var? ALLAH
cennet veya cehenneme gideceğimizi biliyorsa, ne diye bizi bu dünyaya
gönderdi?
Göndermeseydi varolmayacaktık, hiçtik, yoktuk. Evet kesinlikle sonumuzu
biliyor fakat yinede bizlere bir şans vermiş, bizleri direk cennet veya
cehenneme gönderseydi bizler bir şans isterdik işte o şans bu hayatımız, o
şans için varolduk.
Önce ALLAH Özgür irade vermiş diyoruz sonrada ALLAH herşeyi önceden
belirlemiş diyoruz saçma, mantıksız. Belirlememiş sadece sonumuzu biliyor.
ALLAH el-alimdir herşeyi bilir ve bizlerin sonunu, herşeyi Levhi Mahfuz da
yazmıştır. Kısacası ALLAH bizleri özgür bırakmıştır ama nasıl davranırsak
davranalım ALLAH sonumuzu bilmektedir.
Kuranda KADER
10/61- (Ey Muhammed!) Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair
Kur’an’dan ne okursan oku ve (ey insanlar, sizler de) hangi şeyi
yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka görürüz. Ne
yerde, ne de gökte, zerre ağırlığınca, (hatta) bu zerreden daha
küçük veya daha büyük olsun, hiçbir şey Rabbinden uzak (ve gizli)
olmaz; hepsi muhakkak apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da yazılı)
dır.
11/6- Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a âit olmasın. Her
birinin (dünyada) duracakları yeri de, (öldükten sonra) emaneten
konulacakları yeri de o bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta (Levh-i
Mahfuz’da yazılı) dır.
ALLAH varsa kaderde vardır diyerek bizleri etkisizleştirmek istiyorlar.
İşledikleri günahların sorumluluğundan kurtulmak için iradelerini inkâra
kalkışıyorlar, yaptığı bütün müspet işlere sahip çıkıyor, “Ben yaptım, ben
kazandım” diye göğsünü gere gere anlatıyor bunları ama sıra işlediği
günahlara, yaptığı hatalara, ettiği zulümlere gelince kadere yapışıyor:
"Kaderimde bu varmış." diye işin içinden çıkmaya çalışıyor.
Dikkat edilirse, kaderi bahane ederek, “Benim ne suçum var.” diyen
kişinin, iradeyi yok saydığı görülür.
Hür irademizle kötüyü seçip, günah işlediğimiz için suçlanıyoruz, başka şey
için değil. “Kaderimde yazılıysa suçum ne?” demeye hiç hakkımız yok.
Suç işlemek “suç” değilse, suç ne peki?
Eğer biz zulüm dolu bir hayat yaşayıp sonrasında da bunu ALLAH sağladı
benim kaderimde buymuş dersek hata yapmış oluruz, adam gibi öz eleştiri
yapmıyoruz demektir eğerki bizlerin gerçekten suçu yoksa inanın yine başka bir insan yüzünden bu zulüm yaşanıyordur, bu olanları ALLAH değil insanlar başlatmıştır, kısacası ALLAH bizlere zerre kadar zulüm etmez, insanlar kendi kendilerine zulmediyorlar.
Bazıları insan iradesini hiçe sayıyor ve insanın, yaptığı isyanlardan sorumlu olmadığını iddia ediyorlar.
Bir kötülük yapıp "işte gördünmü ALLAH bişey demedi" demek "O bunu
istiyor" düşüncesini doğurur ki bu çok yanlıştır.
Zaten kaderin aslını bilemezsek hayatıda çözemeyiz.
Kaderi yanlış biliyoruz.
Hayatımızdaki her olaya kader gözüyle bakmak şeytanın istediği, planladığı bir şey.
Kader seçtiklerimiz değil seçmediklerimizdir.
Seçtiklerimiz, yani irademiz bizi biz yapar bunu ALLAH'a mutlak kadere
bağlamak ALLAH'ın imtihanına ters düşer.
Çünkü imtihan için yaratıldık.
imtihandır hayat bakın Kuranı Kerimde neler yazıyor.
Bakara/155- Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da
mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz.
Müjdele o sabredenleri!
Al-İ İmran/186- Muhakkak siz, mallarınız ve canlarınız hususunda
imtihan olunacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden
ve Allah'a ortak koşanlardan size eziyet verici bir çok söz
işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah'dan gereği gibi korkarsanız,
şüphesiz işte bu azmi gerektiren işlerdendir.
Araf/168- Ve onları yeryüzünde birçok ümmetlere ayırdık. İçlerinde
iyi olanları da vardı, olmayanları da. Onları biz, bazan nimetlerle,
bazan da musibetlerle imtihana çektik. Sonunda belki hakka
dönerler diye.
Enfal/ 28- Ve iyi biliniz ki, mallarınız ve evlatlarınız birer imtihan
aracından başka birşey değildir. Allah katında büyük ecir vardır.
Enbiya/ 35- Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak
kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize
döndürüleceksiniz.
Ankebut/ 2- İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman
ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?
Teğabun/ 15- Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir
imtihandır. Büyük mükafat ise Allah'ın yanındadır.
Mülk / 2- O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için
ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.
Sayısız insan doğmuş, ölmüş ve böyle devam eden bir sürecin içinde bizler
hayat denilen senelerimizi yaşıyoruz.
Gökkuşağını görmek için yağmurun yağması gerekir..
Bizler bu hayatı yaşadıktan sonra gerçek mutluluğa kavuşacağız.
Cennete belli bir süre için yaratılan, sonrasında kovulup yeryüzüne gönderilen Adem'in ırkıyız, cennete kurala uymayan Adem olduğu için Ademoğulları yaratıldılar ama bu hayatımızdan sonra bizler cennete belli bir süre için değil sonsuza dek yaşayacağız, Adem ve eşi ölümsüzlük için yasak meyveyi yediler bizler ise zaten o ölümsüzlükle ödüllendirileceğiz.
HERŞEY ALLAHIN RIZASI İLE OLUR HERŞEYYY
İnanç ve zaman tablosunda olduğu gibi insanlar her konuya 4 farklı bakış açısı getirebilir ama akıl en doğrusunun hangisi olduğunu bizlere gösterecektir.
Kutsal kitabımız değiştirilmedi, korundu ve kitabın içinde her konudan
örnekler var. Yaratılışa başlayıp, insanların kendi aralarında yaşayabilecekleri her konuda, her hadisede bizlere cevaplar sunan, apaçık bir kitaptır.
ALLAH'a inanmayanlar ve bilgisizler hemen peki neden bu dünya bu halde
ALLAH neden insanlara yardım etmiyor diye düşünebilir.
Bilmedikleri şu ALLAH insanlara zerre kadar zulmetmez insanlar kendi
kendilerine zulm ederler.
Neden kötülük bu kadar fazla diye düşünüyorlar ya zaten bu geçmişte de böyle olmuş kötülük artmış artmış ve peygamberler gelip o inananlara yardım etmiş ve diğerleri helak olmuşlar fakat günümüzde böyle bir kurtarıcının gelmesi söz konusu değildir çünkü ahir zaman yani son zaman peygamberi Hz. Muhammeddir son peygamber odur, ondan sonra son zaman başlamıştır. Ne mehdi nede mesihin geri geleceği kutsal kitapta yazmaz. Hz. isa'nın ölmediği yazılıdır ondan dolayıda tekrardan geleceği düşünülür fakat Kutsal kitabımızda tıpkı Hz. İsa ölmedi dediği gibi aynı tabiri şehitler içinde kullanılır onlar ölmediler denir. Onun için geri gelmesi çokta mümkün değildir, ha geleceği kesinlikle bilemeyiz ama onlarda mesih gelecek derken geleceği nasıl görüyorlar anlamış değilim.
Mevlana gibi Ahmet Yesevi gibi Abdülkadir Geylani gibi birçok veliler ALLAH'ın sevdiği kulları olmuşlar ve veli sayılırlar ancak ve ancak veli olunabilir mehdi, mesih beklemek sadece bekletmek için bulunmuş şeytani bir oyundur.
Bilgisilere ve inanmayanlara ne kadar çok şey anlatabilirsem onlar için kardır. Ama inkar eden ve farkında olmadan şeytanla anlaşanlara ben ne yapsam farketmez, aynıdır bana inanmazlar. Çünkü ALLAH kötülük yapanların kalplerini mühürlemiştir ve onlar kendilerinin doğru yolda olduklarını sanarlar.
Kutsal kitaptada açıkladığı gibi nice halklar mucizelerle gelen elçilere bile
inanmadılar, peygamberleri yalancı çıkarmak için, kibre saptılar, şimdi bana inanmalarını beklemek komik olur.
İnsan ve Cin toplulukları var, insanlar görünür, cinler ise görünmez, insanlar topraktan, cinler ise dumansız ateşten yaratılmıştır.
İblis (cin) insana boyun eğmedi ve kibirlendi. Rahmetten uzaklaştığı için ilk
şeytan İblis oldu.
İblisin bakış açısına bakarsak başkaldırı, hırs, kendi beğenmişlik, kibir
insanlardada yokmu? bizler özgürüz diye istediklerimizi yapmıyormuyuz.
Zaman öyle bir düzendeki 'karma' var ektiğimizi biçiyoruz. Geleceğimizi inşaa etmeliyiz. Neden insanların mutluluğu için güzel planlamalar yapmıyoruz?
Hergün sayısız zararlı yiyecek yiyoruz, sonrasındada ilaç tedavisi ile
vücudumuzu iyice yoruyoruz. Ciğerlerimizi oksijenle doldurmak yerine, tütün ve hava kirliliği ile dolduran insanlarız. Meyve yemiyoruz konsantre sağlıksız, vitamin değeri düşük meyve suları içiyoruz, içme suyunu plastiğe koymuşuz sağlıksızlaştırmışız, ekmeği sebze meyveyi yine naylon poşetlerde sağlıksız hala getiriyoruz.
Topraktan yaratıldık. Kuranda geçen Adem(A.S) ve yaratılış, insanlığın
varolma süreci şu şekildedir.
ALLAH kendi nurundan Adam yaratmıştır sonra Adamdan, Kadını yaratır ve her ikisini cennete yerleştirir. 'şu ağaca yaklaşma diye de söyler. Adamla, Kadın ölümsüz olmak için, merakları yüzünden ve şeytanın yalancı şahitliği ile kendilerine zulm ederek o ağaçyan meyve yerler ve üreme organları açılır o yasaklanan ağaç soyağacına dönüşür.
ALLAH devam eder 'onlara ilk çocukları anlatın Habil ile Kabil' ilk cinayet, ilk kibir, kötülük, kan taa ilk çocuklardan günümüze kadar devam etmiştir.
Peki neden?
cennette kurala uymadıkları için ALLAH insanı aşşağıların en aşşağısı diye
adlandırdığı yeryüzüne göndermiştir. Bir nevi kovmuş, lanetlemiştir.
Peki ALLAH iyiliğe yardım etmemişmidir?
Evet insanlara acımış Ademi peygamber ilan ederek irtibatı, iletişimi
koparmamıştır.
İnanın kötülük yapmak, iyilik yapmaktan kolaydır. Ve kötülük yapınca alınan zevk çok şeytancadır, insanları cezbeder. Kötülüğün her kapıyı açabileceği hissini uyandırır ve sınır yok düşüncesi pompalar.
İyilik ve Kötülük ALLAH'ın varolmasını izin verdiği için varlar, ALLAH iyilik yaparsanız yanınızdayım ama kötülük yaparsanız kalbinizi mühürlerim sizler yaptıklarınızın doğru olduğunu zannedersiniz buyurmuştur.
Kendinizin çok iyi olduğunu düşünmeyin Yapın, İYİLİK YAPIN.
zaman kaçınılmazdır, zamandan kaçamayız, kötüler bizleri uyuturken zaman kazanmak amacındalar.
İnsan neden deliriyor?
ALLAH sadece kendisine el açmamızı istiyor, çünkü bizler sadece ALLAH'ın rızası ile hidayete ulaşırız.
Fakat günümüzde ALLAH'la konuşma çabası, isteği yada düşüncesi bizleri
delirtiyor öyle değilmi?
İnsanlar mesih veya mehdi olduklarını zannediyorlar sonrasındada akıllarını yitiriyorlar.
ee hani ALLAH'a el açacaktık peki insanlar bu yolda nasıl delirebiliyor?
Bu insanlar bir işaret gördüklerinde burda işareti açmak gerekir, işaret
dediğim bizlerin kendi hayatlarımızı idame ettirmemiz için farkına vardığımız olaylardır. Kesinlikle dünyayı kurtarma amacı olamaz çünkü ALLAH peygamberimiz Hz. Muhammed'e bile sadece ALLAH'a inanmayanlarla savaşma izni, emri vardır, hiçbir şekilde diğer dinlere saldırı, savaş söz konusu değildir. Kafirun suresi açıktır 'onların dini onlara bizim dinimiz bizedir.
Ne yazıkkı müslümanlığı karıştıran emeviler diğer dinlerede karışarak,
savaşarak düşmanlığı artırmıştır. Hak dini, barış dini çökmüştür ve tekrardan feodalite gelmiştir. İnanç sistemi bozulmuştur, Kuranı Kerim korunmuştur belki eksik ayetler sureler vardır ama değişim söz konusu değildir.
Doğruya ulaşmaya çalıştığımız heryerde bizlerin dikkatini dağıtan olaylar
yaşanır, yaşanmıştır. Hangi peygamber kötülüğü emreder ki Hepsi doğru yolu İYİLİĞİ öğretir. Ama İlk cinayet İlk peygamber Adem(A.S) in çocuklarıyla başlıyor. Tarihe bakın binlerce yıldır din savaşları yaşanıyor, bitmedi bu kin nefret. Özellikle 3 din hep savaşın içinde. Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar. Ellerinde kitapları, akıllarında inançları başka başka insanları öldürüyorlar. Geçen binlerce yıldır kimin kimi öldürdüğü ortada (istila bölümünde gerekli düşüncelerimi belirteceğim) kısacası 'güçlü olan güçsüz olana saldırır' olay budur. Bizim dinimizde kafirler için 'onların dini onlara, senin dinin sanadır aranızda hakim
olarak ALLAH yeter' hükmü vardır. 'Eğer seni topraklarından çıkartmak
istemiyorsa öldürmeyeceksin' hükmüde var. fakat gerek kudüsün fethinde
gerekse diğer haçlı seferlerinde, Osmanlının estiği dönemlerde dinler hep
savaşmıştır.
Günümüzde savaşların dini emmeller taşıdığı pek algılatılmıyor, özgürlük ve demokrasi görünümünde yaşanan kaos aynı dinden insanların birbirlerini öldürmesine kadar gidiyor, kaosu yaratanlar aslında diğer dine mensup olanlar. Her iki tarafı destekleyip-kışkırtarak müminleri dolaylı yoldan öldüren kafirler var. Peki dinimizde bu olayların açıklaması varmı? evet var, malesefki müslümanlığı halifelik yoluyla yürüttüğünü ilan edenler kafirleri öldürmüşlerdir ve hata yapmışlardır. Şimdide kafirler güçlü olduğu için intikam almaktadırlar. Ama ne yazıkki olan yine ölümlerdir-savaşlardır kötülüktük.
Kötülüğün komutanı olan İblis ve ordusunu her iki tarafın içine
yerleşmiştir. Söylemiştimya İlk cinayet İlk peygamber Adem(A.S) in
çocuklarıyla başlıyor nedeni ise birbirlerine düşman olarak gönderilmeleri,
ALLAH kimilerini güzele kılavuzluyor, kimilerinin üzerine ise sapıklık hak
oluyor. Peki bunlar nasıl oldu ne zaman oldu bilmek istiyorsanız işte size Ademoğulları.


ADEMOĞULLARI
Bizler yaratığız adımız insan, maymundan gelmediğimiz aşikar.
Bizler bu dünyaya nasıl geldik?
Kuranı Kerimden öğrendiğimiz kadar ile bizler Adem ve eşinden meydana geldik, Kuranda Adem’in adı geçen ayetlerde gördüğümüz kadarı ile Adem hem cennetten önce hem de cennete var olmuş sonrasında yeryüzüne gönderilmiştir. Yeryüzündeki hayatı hakkında ve üremeleri hakkında açıklayıcı bilgi yok sadece Ademin çocuklarının birbirini öldürmesi ve ilk cinayet anlatılır. Günümüzde ispatlandığı üzere akraba evliliği sakat insanların doğmasını sağlıyor, ve sağlıksız bir durum yani ensest bir durum söz konusu değil.
Hiç şüphe yok ki bizler bir günahın sonucuyuz, Adem ve Eşinin günahının
sonucu. Evet yaşamımız bir günahın sonucudur, cennet denilen bir yerden yeryüzüne gönderilen yaratıklarız üstelik birbirimize düşman olarak, ondan dolayıdır ki kan hep var, savaşlar hep var.
ALLAH bizleri aşşağıların en aşşağısına attı ve unutmayalım ki cennette
insanları kandıran şeytan yeryüzünde çok rahat.
Şeytan; bizler küfre sapalım diye yeryüzünü süslüyor.
Ahirete inanmayanların yaptıkları kendilerine süslü gösterilmiştir,
ileriyi göremezler, kalpleri mühürlüdür, kulakları duymaz, gözleri
görmez, aslında onlarda hakkı bilirler, hatta kesin olarak bilirler sırf
zalimliklerinden, ve büyüklük taslamalarından ötürü inkar ederler.
(Neml suresi)
Aslında ALLAH tek bir insan yaratmış cinsellik organı olmayan bir adam Adem ondan eşini ve sonra ikisinden tüm insanlığı yaratmış.
Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye
eşini de ondan var edendir. (Araf suresi-189)
Her şeyin en başına gitmek ve her şeyi çok daha iyi anlayabilmek için Kuranı Kerimi okumak ve anlamak gerekiyor, sadece bizlerin değil tüm kainatın sahibi, yaratıcısı vardır, 99 isminden biri ALLAH' tır, tüm isimlerini kapsar.
ALLAH önce Ademi sonra Ademden eşini var etmiştir ama bu varoluş
yeryüzünde değil cennetedir.
Sonra bu ikisi günah işleyince üreme organları açılır ve cennetten kovulup
yeryüzüne gönderilirler.
Sonrasında Adem eşiyle beraber yeryüzündeki ilk insanlar olur ve sonrasında Adem peygamber olur.
Peygamber olması başka insanların olduğunun işaretidir,
Peygamber demek Allahın emir ve yasaklarını ve bilgilerini kısacası islamı
insanlara öğretenlere denir.
Başka insanlar varki Allah Ademi peygamber ilan etmiş, sadece evlatları olsa zaten cennetten kovulduğu için ALLAH'ı tanıyıp, bildiği için çocuklarına doğruları anlatır.
Düşünün hayvanlar bile yavrularına bildiklerini öğretir eğer sadece Ademin çocuklarının evlenmesi, beraber olması söz konusu olsaydı Ademin
peygamber olmasına gerek kalmazdı.
İslamın ilk peygamberi Adem son peygamberi ise Muhammeddir.
İslam dinine göre kişinin kurtuluşa erebilmesi için îmân edilir. İslâm'da îmân, İslâm dîninin esaslarına inanmaktır.
İslam dîninde inanılması lâzım olan altı temel esasa Âmentü denir.
("Allaha, meleklerine, kitablarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kaderin, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna îmân ettim. Öldükten sonra dirilmek haktır.
Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed aleyhisselâmın Allah'ın kulu ve resûlü olduğuna şehâdet ederim").
Âmentü'de bildirilen altı şeyin manalarını bilip, beğenip, kabul eden kimseye mü'min denir. İslam'da kişi âmentüye inanmadığı sürece mü'min yani inanan kabul edilmez.
Îmânın şartları:
1. Allah'a Îmân
Tevhid, yânî Allah'ın varlığına ve birliğine inanmaktır. Şu noktaları içerir:
Allah'ın yaratıcı, mülkün sâhibi, yaratılmışların bütün işlerini yürüten ve
âlemlerde yegâne tasarruf sâhibi olduğuna inanmaktır.
Allah'ın gerçekten ibâdet edilmeyi hak eden ilâh, onun dışında ibâdet edilen her şeyin ise batıl olduğuna inanmak.
Kur'an'da ve Muhammed'in sünnetinde bildirdiği üzere, Allah'ın isimlerinin
(esma'ul husna) yüce sıfatları olduğuna inanmaktır.
2. Melekler'e Îmân
Meleklere inanmaktır. Buna göre: Melekler, Allah'ın yalnız ona ibâdet etsinler ve onun emirlerini yerine getirsinler diye yarattığı üstün kullarıdır.
3. Allah'ın kitaplarına iman
Allah'ın peygamberlerine içinde doğru yolu, iyiliği ve kurtuluşu gösteren
kitaplar indirdiğine inanmak. Buna göre:
Mûsâ peygambere indirilen ve İsrailoğulları'nın kitabı olan 10 emir ve Tevrat.
Îsâ peygambere indirilen İncil.
Dâvûd peygambere verilen Zebur.
Allah'ın peygamberlerinin sonuncusu Muhammed peygambere indirdiği kitabı Kur-an.
Malesef ki 10 emirden ve Kur-an dan başka diğer tüm bilgiler korunamamıştır.
Kur-an'ın korunacağını ve tahrif edilemeyeceği Allah tarafından belirtilmiştir.
İslam'a göre Kur'an kıyamete kadar özgünlüğünü koruyacaktır.
4. Peygamberlere Îmân
Allah'ın peygamberler gönderdiğine inanmak. Buna göre:
Onların (emir getiren) ilki Adem sonuncuları da Muhammed'dir. İçlerinde
Meryem oğlu İsa ve Üzeyr de dahil olmak üzere peygamberlerin hepsi birer insandır. Rablık sıfatlarından hiçbirini taşımazlar. Onlar Allah'ın kendilerine peygamberlik vermekle lütufta bulunduğu kimselerdir, Allah'ın elçileridirler.
Allah, Muhammed'i bütün insanlığa göndermekle peygamberliği sona
erdirmiştir. İslam'a göre ondan sonra peygamber yoktur.
Adem
Nuh
Hud
Salih
Lüt
İsmail
İdris
İbrahim
İshak
Yakup
Yusuf
Eyyüb
Şuayb
Musa
Harun
Davud
Süleyman
İlyas
Elyesa
Zülkifl
Yunus
Zekeriyya
Yahya
İsa
Muhammed
Zulkareyn
Kuranda ismi geçmeyen ama zamanında yaşamış peygamberlerde vardır.
5. Ahiret'e Îmân
Ahiret'e, yânî âhiret Gününe, inanmak. Buna göre:
Ahiret günü; Allah'ın insanları kabirlerinden diri olarak çıkarıp onları bir arada toplayacağı gündür. O gün onlar ya nimetleri bol cennet yurduna ya da elem verici azabın olduğu cehennem yurduna gireceklerdir.
Ahiret gününe îmân; öldükten sonra kabirde karşılaşılacak ceza ve ödül, sonraki diriliş, toplanma ve hesap verme, ardından da cennete ya da cehenneme girilmesi gibi ölümden sonra gerçekleşecek olan şeylere îmân etmektir.
6. Kadere inanmak. Buna göre:
Allah'ın ezeli ilmi ve bilgeliğinin gereği olarak her şeyin onun bilgisi dahilinde olduğuna ve huzurundaki “Levh-i Mahfuz” da yazıldığına inanmaktır. ALLAH evreni dilemiş ve yaratmıştır. Onun iradesi ve yaratışı olmadan olmuş hiçbir şey yoktur.
Ayrıca Kadere iman etmek demek seçemediklerine isyan etmemek ve kendini öldürmemektir.
Varoluşu iyice anlamak için iyice düşünelim.
İlk insan cennete belirli bir süre için yaratılmıştır, sıkıldığı için kendisinden eşi yaratılmıştır, fakat her ikisinde üreme organları yoktur, her istedikleri yerine gelen cennete sadece tek bir yasak varmış ama merak ve şeytanın yalancı şahitliği yüzünden Adem ve eşi günahı işlemişler.
İşte o günah bizlerin varolmasına olanak sağlamış, çünkü günahtan sonra her ikisinin üreme organları açılmış ve yeryüzüne gönderilmişlerdir. Yasaklanan ağaç soyağacına dönüşmüş.
Neden Allah topyekün herkesin her dediğini gerçekleştirmiyor?
İnsanların her istediklerinin gerçekleştiği yere cennet denir ve biz cennetten kovulduk.
Tabi ALLAH Adem ve eşini affedebilirdi ama affetmedi.
Affetmedi ve bizlerin dünyaya gelme olasılığımız başladı.
Hatırlarsanız Şeytanın son dileği vardı 'süre' ve istediği süreyi alabilmesi için gerek tek şey Adem ve eşinin yasağı delmesi ve ALLAH ın onları affetmemesi ile gerçekleşebilirdi.
Öylede olur.
mantık nedir?
Hiçlik nedir?
Adem ve eşinin günahını eleştirmek bizleri hiçliğe götürür, o günah sayesinde üreme organı başlamış yasaklanan ağaç soy ağacına dönüşmüştür.
ALLAH' ın iblise verdiği süreyi eleştirmekte bizleri hiçliğe götürür çünkü o süre sayesinde Adem ve eşi günah işlemişlerdir.
Eğer iblise süre verilmemiş olsa Adem ve eşi cennete belirli bir süre yaşayacak ama üreyemeyeceklerdi.
iblis kim? ve süreyi ne zaman aldı?
Adem yaratılınca iblis kibir yapıyor, ukelalık yapıyor kendisini üstün görüyor, sonrasında da kovuluyor, kovulmadan önce ise Yaratıcıdan ALLAH'tan bir fırsat istiyor ve tek dileği son dileği gerçek oluyor ve ALLAH insanı kışkırtması için iblise zaman veriyor.
İblisin süreyi alması ve sonrasındada başarısı sayesindede bizlerin varolma olasılığı başlıyor.
İblis bunu ne kadar istedi bilmiyorum çünkü Ademe tahammül edemeyen iblisin karşısında artık sayısını bilmediğimiz Ademoğulları var.
Aslında süreyi alırken birçoklarını kandıracağım demişti Ademoğlundan korkmamıştı ve kıyamete kadar olan süreç başladı.
Şeytan detaylarda gizlidir, kitaptada detayları iyi anlayabilirseniz, birşeyler başarmışım demektir. Çünkü ne kadar anlatırsak anlatalım karşımızdakinin anlayabildiği kadar anlatabilmişizdir. Ne yazık ki günümüzde kavramlar, anlamlar çorba olmuş kimse net bir şey bilmiyor, çevrenizdekilere hayatın anlamını sorun, bakın her kafadan ayrı bir ses
çıkacak. Bazıları gerçeği söyleyecek ve "bu hayat bir imtihan tek bir soru var iyilerdenmisin?, Kötülerdenmi? " diyecek.
Hayatımız kesinlikle bir sınavdır. ALLAH bizleri iyilik ve kötülükle deneyecek hangimizin daha güzel ameli olduğunu bizlere gösterecektir. Tek bir kez enkarne olacağız reenkarnasyon yoktur.
Melekleri ve cinleri yaratmış ve en sonunda Ademi yaratmıştır.
Melekler madde değillerdir, bu yüzden zaman kavramları da yoktur. Bir anda iki yerde olabilirler. İradeleri yoktur Allah'ın emrine itaatkarsızlık edemezler. Sadece emredilen şeyleri yaparlar. Çok güçlüdürler. İnsanlardan farklı olarak yemezler, içmezler, dişilik ya da erkeklikleri yoktur, gece gündüz Allah'a ibadet ederler. Sayılarını ancak Allah bilir.
Âdem (insanlık) çamurdan yaratıldı,
ALLAH; bilinç sahibi ve sisteme müdahale edebilen sadece insan olduğu için diğer varlıklara öğretmediği isim koymayı, manalarını bulmayı öğretti.
Bir zamanlar Rabbin meleklere: "Ben, yeryüzünde bir halife atayacağım." Demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: "Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysaki bizler, seni hamt ile tespih ediyoruz; seni kutsayıp yüceltiyoruz." Allah şöyle dedi: "Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi
bilmekteyim."
(bakara suresi-30)
Ve Âdem'e isimlerin tümünü öğretti. Sonra onları meleklere göstererek şöyle buyurdu: "Hadi, haber verin bana şunların isimlerini, eğer doğru sözlüler iseniz."
(bakara suresi-31)
Dediler ki: "Yücedir şanın senin. Bize öğretmiş olduğunun dışında bilgimiz yok bizim. Sen, yalnız sen Alîm'sin, her şeyi en iyi şekilde bilirsin; Hakîm'sin, her şeyin bütün hikmetlerine sahipsin."
(bakara suresi-32)
Allah buyurdu: "Ey Âdem, haber ver onlara onların adlarını." Âdem onlara onların adlarını haber verince, Allah şöyle buyurdu: "Dememiş miydim ben size! Ki ben, göklerin ve yerin gaybını en iyi bilenim, A'lem'im. Ve ben, sizin açığa vurduklarınızı da saklayageldiklerinizi de en iyi biçimde bilmekteyim."
(bakara suresi-33)
Tek ALLAH, Ademe tek yasak ve Şeytanın tek dileği
SAD SURESİ
71- Hani, Rabbin meleklere şöyle demişti: “Muhakkak ben çamurdan bir insan yaratacağım.”
72- “Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için saygı ile eğilin.”
73- Derken bütün melekler topluca saygı ile eğildiler.
74- Ancak İblis eğilmedi. O büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu.
75- Allah, “Ey İblis! “Ellerimle yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne alıkoydu?
Büyüklük mü tasladın, yoksa üstünlerden mi oldun?” dedi.
76- İblis, “Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın” dedi.
77- Allah şöyle dedi: “Öyle ise çık oradan (cennetten), çünkü sen kovuldun.”
78- “Şüphesiz benim lanetim hesap ve ceza gününe kadar senin üzerinedir.”
79- İblis, “Ey Rabbim! Öyle ise bana insanların diriltilecekleri güne kadar mühlet ver” dedi.
80-81- Allah şöyle dedi: “Sen o bilinen vakte (kıyamet gününe) kadar mühlet verilenlerdensin.”
82-83- İblis, “Senin şerefine andolsun ki, içlerinden ihlâslı kulların hariç, elbette onların hepsini azdıracağım” dedi.
84- Allah şöyle dedi: “İşte bu gerçektir. Ben de gerçeği söylüyorum:”
85- “Andolsun, cehennemi seninle ve onlardan sana uyanların hepsiyle
dolduracağım.” Ademi çamurdan yaratmıştır,
Kendisinin ateşten yaratıldığını ve daha hayırlı olduğunu bildiği için kibirlenen İblis Ademe secde etmemiştir ve O'nun emrini yerine getirmemiştir.
Şeytan kökenbilim olarak,
"Muhalif, bozucu ve bozguncu" gibi anlamlara gelen İbranice "Satan" kelimesinin kökü "komplo kurmak" anlamına gelir. İbranice'den Latince ve Yunanca'ya, oradan da diğer batılı dillere geçmiştir.
Arapça'da "şetane" sözcüğü "rahmetten uzaklaştı, hak'dan uzak oldu" anlamlarına gelir.
İblis, cindir, rahmetten ilk uzaklaşanda kendisi olduğu için ilk şeytan iblistir.
İblis bir melek değil, cindir (Kehf, 50) ve dumansız ateşten yaratılmıştır. (Araf, 12; Sad,76)
iblis insanlara kötülükmü istenmiş yoksa hayırmı dilenmiş bilmiyor, yani geleceği, gaybı bilmiyor. Çünkü iblis melek değil cindir. ve cin suresinde açıkça bildirilir ki “Hakikaten biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?” (cin suresi -10)
Kısacası kötülük bizlerin sonunu bilemez fakat iyilik sonumuzu inşa eder.
Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun ölümünü onlara ancak
değneğini yemekte olan bir kurt gösterdi. Süleyman'ın cesedi yıkılınca cinler anladılar ki, eğer gaybı bilmiş olsalardı aşağılayıcı azap içinde kalmamış olacaklardı. (sebe suresi-14)
Cinler, meleklerde olmayan özgür iradeye sahiptirler.
Hani, biz meleklere "Âdem'e secde edin" demiştik de İblis dışında hepsi secde etmişti. İblis, cinlerdendi. Kendi Rabbinin emrine ters düştü. Şimdi siz, benim beri yanımdan, onu ve onun soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Hem de onlar sizin düşmanınızken. Zalimler için ne kötü bir değiştirmedir bu! (kehf suresi-50)
ALLAH şeytana Adem cennete girmeden, günahı işlemeden önce veriyor süreyi.
Verdiği süre sayesinde bizlerin cennete veya cehenneme girme olasılığımız ve ölümlü hayatımız başlamıştır,
Şeytan Ademe secde etmeyince kovuluyor, ama kovulmadan önce son bir dileği var süre, kıyamet gününe kadar süre, ALLAH süreyi veriyor, ve Şeytan devam ediyor 'senin dosdoğru yolun üzerine kurulacağım diyor, birçoklarını şükreder bulamayacaksın'.
Şeytan bir nevi iddalaşıyor aslında kibrinden ne yaptığını bilmiyor ve ALLAH'a bana süre ver diyor bakalım diyor sanamı uyacaklar yoksa banamı uyacaklar.
VE Şeytanı kovmadan önce Allah onun son isteğini yerine getiriyor ve ona istediği süreyi veriyor.
ALLAH Adem ve eşini cennete yerleştiriyor ve onlara sadece tek bir tane yasak koyuyor 'şu ağaca yaklaşmayın'
Önce yasak delindi sonrada ALLAH onları affetmedi.
Böylelikle Ademoğullarının yani insanın dünyadaki yaşamı başladı.
Yaratılışta bizim için önemli olan günahı işlemeleri değil, olayın genelidir, bütünüdür.
Önemli olan; onlar o ağaçtan tattıklarında başlayan Ademoğullarının yaşam, üreme ve ölüm sürecidir, o ağacın soyağacımıza dönüşmesidir.
Kısacası o günah bizleri meydana getirmiştir.
Varlık sebebimiz olan o günahı sorgulamak, eleştirmek bizlere hiçbirşey kazandırmaz, denklem bizi hiçliğe götürür ve hiçlik mantıkta bir kazanç sağlamaz.
Heryerde 'Adem ve eşinin günahını bizler çekiyoruz' diyen ahmaklar duyuyorum unutuyorlar, o günah sayesinde doğduk, nefes alıyoruz, o günah bizleri var etti.
Birde 'cennete şeytanın ne işi varmış' diyorlar
Cevabı basit Allah'ın şeytana verdiği süre yüzünden. Eğer şeytan onları kandırmasaydı bizler doğmayacaktık, cennette olmasını istemediğimiz şeytan sayesinde yeryüzünde yaşamımız başlamıştır.
ALLAH bazen dilediği halde emretmiş, bazende emrettiği halde dilememiştir. İblis'e, Adem'e secde etmesini emrettiği halde, secdenin yapılmasını irade etmemişti. Eğer İblis'in secde etmesini isteseydi, İblis secde ederdi. Adem'in malum ağaçtan yemesini yasaklamıştı ama iradesi ağaçtan yemesi yönünde idi. Eğer ağaçtan yenilmesini istemeseydi Adem yemeyecekti.
Kısacası bizim ilk insanları incelediğimizde, onların hayatlarına baktığımızda ilk göreceğimiz şey olayın geçtiği yerin yeryüzü değil, dünyamız değil cennet olmasıdır, her istediklerinin yerine geldiği cennet.
Neden bu böyleydi?
Neden şu şöyledi diye sormanın bir anlamı yok?
Bilmen gereken şey iyiki onlar o günahı işledilerde dünyadasın ve varoldun ve bu soruyu soracak fırsatı buldun, var olmayacağın bir yerde soru soramayacağını hala anlamıyormusun?
Şüphesizki ALLAH gaybı bilir ve olacakları biliyordu.
Ademi yaratmadan bile önce onun şeytana uyacağını biliyordu.
Çünkü Adem yaratılınca kötülük doğacaktı bunu biliyordu.
Şeytanı azdırdı ve biliyordu ki şeytan kibirlenirse söz dinlemez kötülüğe dönüşür.
Şeytana verdiği süre zaten çok önemli, serbestsin diyor istediğin gibi sende benim kullarımı azdır.
Onların o yasaklanan ağaçtan tadınca edep yerlerinin açılacağınıda biliyordu.
Edep yerlerimiz üreme organlarımızdır, şüphesiz bunuda biliyordu,
Ve o yasaklanan ağaç soy ağacına dönüştü.
Tek bir yasak vardır, ALLAH kesinlikle ikisine zulüm etmemiş onlar kendi özbenliklerine zulüm etmiştir.
Yani ALLAH Adem ve eşini cennete yerleştirmiş sonrada şeytanın onlara vesvese vermesine izin vermiştir.
Sonuçta herşey ALLAH ın izni ve iradesiyle olur,
Ama burdan sakın şu anlam çıkarılmasın 'Adem ve eşinin günah işlemesini sağladı' bu çok çok yanlış olur, çünkü unutmamamız gerekirki bahsettiğimiz yer cennettir, her istedikleri yerine getirlecek olan cennet ve sadece birtane yasak vardır, hatta Şeytanı kovup Ademi cennete koyarak, onların her isteğini yerine getirerek onlara yeteri kadar rahmetini göstermiştir ve sadece tek bir şey istemiştir 'şu ağaca yaklaşmayın'
Demek ki burdan şunu anlıyoruz ALLAH Ademe özgür irade vermiştir.
Özgür irade demek her istediğini yapabilmek demektir onlara sadece tek bir yasak koymuş ama ve o yasak delinmiştir.
Adem ve eşi yasak olana merak sarmış ve hata yapmıştır,
Şeytan sadece vesvese vermiştir, Adem ve eşi kendi iradeleriyle karar verip yasağı çiğnemişlerdir.
Cennette kurala uymayan Adem ve eşi yani insandır, ondan dolayıdır ki ALLAH; insanoğlunu iyilik ve kötülükle deneyecek ve hangimizin daha güzel davranacağını belirleyecektir.
Nasıl mı?
Şimdi düşünün; dünyadaki din adamlarının maaşlarını ödemeyelim, bakalım ne olacak isyanmı edecekler yoksa sabırmı edecekler, içlerinden çürüklerinin ayıklanma olasılığı var değilmi, işte ALLAH ta içimizdeki çürükleri belirlemek için bizi imtihan ediyor.
Bu hayat kesinlikle bir sınavdır ve sınavda tek bir soru vardır, İyilerdenmisin?,
Kötülerdenmisin?
Bir insanın iyimi - kötümü olduğu bu dünyadaki en önemli sorundur
İyiler yani başkaları için de sürekli iyilik düşünenler, güzelliklerin artması için çalışanlar, kendi isteklerini ön planda tutmayanlar, herkese karşı her zaman dürüst olanlardır.
Kötüler yani ALLAH'a ve ahiret gününe iman etmeyenler ve bunun sonucunda kendi çıkarlarını gözeten, samimiyetten ve dürüstlükten uzak davranan, arkadan konuşup çekiştiren, kötülüğün yaygınlaşması için çaba harcayanlar, zalimlik peşinde koşanlar, felaket tellallığı yapanlar, olayların iyi taraflarını hiç görmeyip, sürekli hata arayanlar, başkalarını da kendileri gibi kötü görenlerdir.
Hayatın amacı imtihan olduğunu için, sınavdaki soru ise tek olduğundan ve Allah bizleri özgür bıraktığı için seçimi bizler yaparız.
Ya iyilerden oluruz Yada kötülerden.
İnsanların çoğu direk seçim yapmıyor ve duruma göre davranıyor, ben iyiyim yada ben kötüyüm demiyor. Bir nevi ayna olmayı seçiyorlar bana nasıl bakarsan sana öle bakarım diyorlar, ne ekersen ona içersin diyorlar ve karmayı uyguluyorlar.
Direk kötülerden olanlar Allaha şirk koşanlardır yani, Allahın tek olduğunu ve herşeyi Allahın yarattığını reddediyorlar, onlar cennete kesinlikle giremeyeceklerdir.
ALLAH onlar için cehennemi hazırlamış ve azgınlıkları artsın diye kalplerini mühürlemiştir.
Günümüzde bir çok pozitif düşünce kitapları, psikolojik gelişim kitapları Allah yerine Evren ismini kullanır.
Unutulmamalıdır ki ALLAH sadece evrenin değil herşeyin varlık sebebidir.
Her birey kendini sorgulasın baksın iyilierdenmi?- kötülerdenmi?
yoksa farkında bile olmadan hareket edenlerdenmi yani duruma göre
davrananlardanmı?
Duruma göre davrananların çok olduğu bir dönemdeyiz ve bir felsefe geliştirmişler 'ektiğini biçersin', iyilik yap iyilik bul, kötülük yap kötülük bul' Mükemmel sloganlar bulmuşlar ama güzel anlamlı sözlerden başka birşey ifade etmiyorlar.
Neden kötülere bişey olmuyor?
Kötülüğün dik alasını yapıyorlar ama sağlıklılar, zenginler, nerdeyse cenneti bu dünyada yaşıyorlar.
Kötülerin bu dünyada rahatça at koşturmalarının nedeni ALLAH ın onlara kötülükleri artsın diye verdiği süreden dolayıdır. ALLAH onları affetmemek ve cennete almamak için düzeltmiyor.
ALLAH el-halimdir müsaade verendir.
Peki kötüleri öldürsün sonrada cezalandırsın diye düşünebilirsiniz.
ALLAH insanların doğum ve ölüm tarihlerini önceden belirlemiştir, bunun içindir ki intihar edilmesi Yardana yapılacak büyük günahlardandır, bizlere belirli bir ömür biçmiştir, ecelimiz geldiğinde öleceğiz.
Doğum, ölüm, ırk, ismimiz ve ailemizden başka birçok şeyi biz seçeriz.
ALLAH bizleri yaratmış ama özgür bırakmıştır, seçim bizimdir.
ALLAH dileseydi hepimizi doğru yola iletirdi ama O bizim O namı yoksa Şeytana mı uyacağımızı seçmemizi istiyor. (Nahl suresi)
Unutmamak gerekir ki insanın nefsi düşmanıdır, kötülüğü emreder, bizlere sonradan pişman olacağımız şeyler yaptırır.
ALLAH bizlere iyilik ve kötülük yapma kabiliyeti verdi, her ikisinide birbirinden ayıracak aklı verdi, nefsini arındıran kurtuluşa erer.
ALLAH bize doğruyu ve yanlışı öğretmek ve bizleri düzeltmek için, sonrasında 'bizi neden uyarmadın' demememiz için içimizden nice elçiler seçmiş ve onları peygamberlik mertebesine yükseltmiştir, her peygamber iyiliği emreder, kötülüğü yasaklar başka bir olaslık işin doğasına aykırıdır.
Bizleri yönlendirmesi için peygamberler seçmiştir, çünkü iblis ve ordusu bizleri azdırmak için saptırmak için ALLAH'ın dosdoğru yolu üzerindedir. Bizlere acımış ve yardım etmiştir.
Yaşamın amacını bildiren peygamberler geldiğinde ise inananlar ve inkarcılar olarak fikir ayrılıkları başlar.
Peygamberler insanlara Allahın varlığını, Herşeyi varettiği, İlk ve son olduğunu, Varlığının hiç değişmeden durduğunu,
Hep diri olduğunu, Bütün kainatın tek sahibi ve mutlak hükümdarı olduğunu, Mülkün gerçek sahibi olduğunu öğretir.
Peki sizlerde hiç benimle aynı şeyi düşünmedinizmi?
Neden herkes eşit değil?
Eğer akıllar, bedeni güçler bütün insanlarda eşit olsaydı ilim, bilim gelişmez, keşifler yaplımazdı, evlerin planı, rengi, bahçeler, yollar hep aynı tip aynı renk olurdu, koşular, bilgi yarışları yapılmaz, heyecan, zevk, neşe denen şey olmazdı, çünkü güçler ve akıllar eşit olsaydı herkes aynı saniyede aynı metreyi koşacak, rekorlar, rekabetler olmayacaktı, bir güle bakan insanlar aynı kelimelerle aynı vezinde aynı şiiri yazacaktı.
Şeytan 'insanların diriltileceği güne kadar bana süre ver' der.
ALLAH buyurur 'süre verilenlerdensin'
(hangi insanların diriltileceği güne kadar?? kim bu insanlar?)
Şeytan 'beni azdırmana karşılık yemin ederim ki onları saptırmak için
senin dosdoğru yolun üzerine kurulacağım, sonra onlara önlerinden,
arkalarından, sağlarından, sollarından musallat olacağım birçoklarını
şükreder bulamayacaksın' der.
(kim bu birçokları?)
ALLAH buyurur 'çık oradan yenik düşmüş ve kovulmuş olarak,
onlardan sana uyan olursa yemin olsun ki cehennemi tamamen
sizinle dolduracağım'
(burdada anlam çoğul?)
'ALLAH ım dediler biz özbenliklerimize zulmettik, eğer bizi
bağışlamaz isen elbetteki hüsrana uğrayanlardan olacağız'
ALLAH 'birbirinizin düşmanı olarak inin oradan size yeryüzünde belli
bir zamana kadar yerleşme ve yararlanma vardır' der ve devam eder
'orada hayat bulacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan çıkartılacaksınız' (Araf suresi)
(kadın - erkek düşmanlığımı?, insanoğlunun birbirine olan düşmanlığımı? Eğer insanoğlunun düşmanlığı ise yine çoğul bir anlam var)
Şüphesiz ki Adem ve eşi birbirlerine düşman olmamışlar ve pişmanlık içinde özbenliklerine nasıl zulüm ettiklerini bilerek üzülmülerdir.
ALLAH'ın dediği düşmanlık ikisinin ilk çocukları arasında Habil ile Kabil de
görülmüştür.
Yukarıda Araf suresinde anlatılan Ademin yaratılış sürecinde, İblisin secde
etmemesi sonucunda ALLAH ın İblisi kovup Ademi cennete yerleştirmesini ve bir şekilde İblisın onların ayağını kaydırmasını ve cenneten kovulmalarını sağlamasını ve özellikle neden hep çoğul bir anlam olduğunu iyice anlamaya çalışalım.
Şimdi bizim burada düşünmemiz gereken şey sadece Adem var iken Şeytan neden insanların diriltileceği güne kadar süre istiyor?
Neden? kıyamet günü gelene kadar birçokları sana şükretmeyecek diyor.
Hatta ALLAH cevap veriyor 'onlardan sana uyan olursa yemin olsunki
cehennemi tamamen sizinle dolduracağım'
Neden çoğul?
Hani sadece Adem vardı, hadi eşide olsun ikisinden başka kimse yokken,
Neden Şeytana insanları azdırması için kıyamete kadar süre veriliyor?
Neden ALLAH 'cehennemi sana uyanlarla dolduracağım' diyor.
Neden çoğul?
Hatta, Ademi yaratmadan önce ALLAH meleklerini çağırır, melekler 'bizler
seni övüp takdis, tesbih ederken yeryüzünde fesatlık çıkaracak,
kanlar dökecek bir mahlukmu yaratacaksın' der.
ALLAH 'şüphesiz ki ben sizin bilmediklerinizi bilirim' buyurur.
(bakara suresi)
Farkettinizmi burdada çoğul bir anlam var üstelik daha Adem bile yaratılmadı, cennete yerleştirilmedi, henüz günah işlenmedi.
Nedenmi çoğul?
Ya Adem ve eşinin günah işleyecekleri önceden biliniyor.
Ya da İblis doğmamış çocuğa don biçiyor.
Zeki olmak bir sonraki adımı görmektir, Anlam çoğuldur iblis bilirki eğer Adem ve Eşi yasağı delerlerse üreme organları açılacak ve onlar çoğalabileceklerdir ve diğerlerini kandırma fırsatı doğacaktır.
İblis kendinden emin Ademi ve eşini kandıracağına çok güveniyor.
Ondan dolayıdır ki iblis daha ilk günahı işletmeden ALLAH'a onları zaten
kandıracağım ve üremelerini sağlayacağım sonrada diğerlerini kandıracağım demiştir.
Anlamın çoğul olma nedeni budur.
Örneğin bir insan askerden geldikten sonra evleneceğini söylemiştir, hemen sonrasındada çoçuğum erkek olursa ismi şu, kız olursa ismi şu demiştir, Daha askere bile gitmeden, evlenmeden çocuğunun adını düşünüyorya, konuşuyorya, şeytanda benzer şekilde daha ilk günah işlenmeden, üreme organları açılmadan, üreyecek olanların planını yapmaktaydı ondan dolayı çoğul konuşmaktaydı.
İnsanlara bakın hepsi başka bir hayat istiyor, ne işlerinden, nede eşlerinden memnun değiller.
Allah'ın halim olduğunu anlayan kötüler, peşpeşe kötülükler yapıyorlar
biliyorlarki Allah müsadekardır, süre verendir.
Nefisler kıskançlığı elverişli yapmıştır, gerçeklerden dönüp nefsin arzusan
uymayalım.
Kibirli olan İblis; kibiri gurur haline getirdi. Ne yazık ki günümüzde kibirli
olmak doğal karşılanıyor.
Allahtan başka hiçkimse gaybı yani geleceği bilemez, demekki bizler için
gelecek net değildir..
-Ademoğulları Allahın bir deneyi mi?
Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile
de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz. (Enbiya suresi-35)
Hayır deneyi değil, aslında bizlerin her davranışı Levhi Mahfuz da yazıyor,
Allah bizlerin neler yapacağı bilmiş ve Levhi Mahfuz'a yazmış. ortada deney falan yok deney birşeyin cevabını bulmak için yapılır ama cevap zaten Allah'ta var burda deney değil imtihan vardır, imtihanda iyiliklede,
kötülüklede deneneceksin.
-Var olmadan önce ruhumuz Allah'la görüştümü?
Bu sorunun cevabı bilinemez ama şöyle düşünebiliriz belki görüştük ve Allah bizim cennetlikmi cehennemlikmi olduğumuzu söyledi, bizler 'Allah'ım bize bir fırsat ver' dedik ve varolduk, belikide ikincisi Allah bizlerle görüşmedi ama bizlere ceza veya ödül vermeden önce bizleri yaratıp, özgür bıraktı ve imtihana tabi olduğumuzu bildirdi. İkinci şık kesinlikle akla, mantığa daha yatkın.
-Ölümsüz olan Allah'ın ölümlü kaderlerimiyiz?
Hayır, tasvvufdaki bir olmayı bilirim ama bu böyle bir olay değil, Allah kendi nurundan yaratmıştır insanı ama onun ölümlü kaderleri değiliz, sadece ölümlü kullarıyız ve ölümüzden sonra bizlere ölümsüzlük vaadediyor.
-Hepsi şeytanın son dileği yüzündenmi?
Evet. ALLAH Şeytana Adem ve eşi cennete yerleştirilmeden önce süre
vermiştir, bu sürenin yani kıyamete kadar olan sürenin gerçekleşebilme
olanağı sadece ve sadece Adem ve eşinin şeytana uyması ve ALLAH ın onları affetmemesi ile olacaktır.
Zaten günah bizleri var etti,
Şeytan bunu sağladı,
Bu şeytanın son dileğiydi.
Bu olayların yaşanması sürecine ise ALLAH izin verdi.
Sonra kızdı, insanı yeryüzüne attı, artık şeytan çok rahat bir tane yasak yok.
Hertürlü gizli, açık hayasızlık, azgınlık ve ALLAH a şirk(ortak) koşmak yasak.
ALLAH herşeyi bir amaç için yaratmıştır.
Unutmamamız gerekir ki, hak ve adalet sınırlarını aşanlar ve
böylelikle yozlaşmaya ve çürümeye sebep olanlar eninde sonunda
cezalarını çekecekler. (Fecr suresi)
ALLAH onlara mühlet vermiştir ama bu azgınlıkları artsın diye verdiği
mühlettir, onlar ise rahatça kötülük yapmalarını kendi marifetleri
zannediyorlar.
Eğer bizler doğru olanı yapmaya başladıysak, sonu önünden daha hayırlıdır.
Bakara / 30. Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife
yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis
edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek
insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin
bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.
Bakara suresinde Meleklerin bizler için kanlar dökecek, savaşlar çıkaracak
mahluk demelerinde haklı çıktılar.
Yaradanın ne bildiğini anlayacak, idrak edecek algıya ulaşamadım,
bulacağımıda sanmıyorum bu bilgi ALLAH katındadır ama Şeytanı anlamaya çalışabiliriz,
Herşeyden evvel şeytan ALLAH ın dosdoğru yolu üzerinde.
Sizce Şeytan ne istiyor?
Her konuda Allahın dosdoğru yoluna kurulmuş olan şeytan.
Yaradana hamd etmememizi istiyor.
Yaradana isyan etmemizi istiyor.
Yaradanın yasakları delmemizi istiyor.
Günaha, sapkınlığa dadanmamızı istiyor.
Doğruyu ve yanlışı tartmadan hareket etmemizi istiyor.
Dünyanın bugünkü haline bakınca bunca sefalet, çatışma, zulüm, saldırganlık devam ediyor. İnsanlar eskiden olduğu gibi açgözlü.
Gücü elde eden diğerine saldırıyor, sömürüyor, ülkemin bayrağı kan kırmızısı şehitlerimizin kanından geliyor kırmızı renk, düşünün artık ya ölecektik ya yaşayacaktık kurtuluş için, istiklal için savaştık.
Acaba bunun sebebi ALLAH ın bizleri birbirimize düşman olarak gönderdiği içinmi tam bilemiyorum ama öyle bir mahlukuz ki ilk insanın ilk çocukları birbirini öldürüyor düşünün artık.
Evet ilk cinayet ilk insanın çocukları arasında yaşanmıştır
Habil ile Kabil.
(Ey Muhammed!) Onlara, Adem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak
oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul
edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen,
“Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki, “Allah ancak
kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder” demişti.
(MAİDE SURESİ / 27)
“Andolsun! Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni
öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin
Rabbi olan Allah’tan korkarım.”
(MAİDE SURESİ / 28)
“Ben istiyorum ki, sen benim günahımı da, kendi günahını da
yüklenip cehennemliklerden olasın. İşte bu zalimlerin cezasıdır.”
(MAİDE SURESİ / 29)
Derken nefsi onu kardeşini öldürmeye itti de (nefsine uyarak) onu
öldürdü ve böylece ziyan edenlerden oldu.
(MAİDE SURESİ / 30)
Nihayet Allah, ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp
gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi.
“Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini
örtmekten aciz miyim ben?” dedi. Artık pişmanlık duyanlardan
olmuştu.
(MAİDE SURESİ / 31)
Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitapta) şunu yazdık: “Kim, bir
insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak
karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür.
Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün
insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller
(mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra
da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.
(MAİDE SURESİ / 32)
Şeytan tek başına değil ordusu var hem görünen, hem görünmeyen.
Bir kere Şeytana uydukmu tamam, artık ne yapar ne eder tekrar dinlettirir kendini, yaptırır isteğini.
Yaptığımız kötülüklerde onun adını bile kullanmaya gerek kalmaz, kaos başlar anlamlar kayar ve şeytanın yaptırdıkları ALLAH ın isteği, iradesi olarak algılanır, şeytan demeyiz, kader deriz ve yanılgılı iyice derinleşir,
seçmediklerimizin kader olduğunu söylemiştim eğer biz seçtiklerimizide
kadere bağlarsak hata yapmış oluruz.
İnsanlar hep düşünür neden? neden? neden?
Neden savaşlar bitmiyor?
Neden bu kadar acımasız bir dünya?
Neden hep kargaşa?
Çünkü; Bir yanlış yapıyoruz ve o yanlış herşeyi etkiliyor, kötülere uyuyoruz ve kötülük bizi içine hapsediyor ve başlıyoruz neden neden diye sormaya. cevabı bu işte şeytana uyanlar yüzünden bu dünya bu kadar acımasız, kötüyle gezenin sonu bu olur.
Şeytan bu dünyada çok lütüfkar o kadar güzel ve zevkliki yaptırdıkları bizler ona bir kere uyunca artık onun adı şeytan değil yaşam oluyor, hayat oluyor, sona iyice yaklaştık küfre sapanlar çoğunlukta.
İnsanlar kendilerinden olmayana 'diğeri' gözüyle baktığı sürece bitmeyecek
olan sorunlar. Malesef ki; herkesin insan olduğunu anlamaktan uzağız, gördüğümüzü inkar ediyoruz, duyduğumuzu işitmiyoruz.
Anlayalım artık bizleri yaratan var, sahibimiz var, ister inanalım ister kibir yapalım, şeytana uyduğumuzda sadece buradaki sahibimiz değişiyor,
yeryüzünde yaşadığımız sürece sahibimiz değişiyor, ama öldükten sonra
ALLAH bizleri diriltecek ve teraziyi kuracaktır kötülüklerimizin hesabını
soracak, iyiliklerimizi mükafatlandıracaktır, üstelik ALLAH kötülüğü aynen cezalandıracak, fakat iyiliği onla çarpacaktır, ahirette üç gruba ayrılacağız iyilikleri ağır basanlar, kötülükleri ağır basanlar ve iyilikte ileri olanlar diye.
Durum neden kötü?, Neden kötülük fazla?
Çünkü kötüler iş başında, iyiler ise kendi dertleriyle uğraşıyorlar. İyilerin sayısı oldukça az, kötüler kötü olduklarını kabul etmiyorlar 'biz kötü değiliz özgürüz' diyorlar, '1 kere geldik dünyaya herşeyi tadalım ne iyi, ne kötü biz karar verelim' diyorlar.
İyiler ise 'ALLAH'ım neden bu olanlara izin veriyosun' diyorlar.
Kötülük iyiliğin var olduğundan beri var. ALLAH insanlara yardım etmesi için meleği Cebrail'i görevlendirmiş ve Ademden hz.Muhammed'e kadar sayısız peygamberler kötülüğü yenip herkesin iyiliği için ALLAH'ın emir ve yasaklarını bildirmiştir. en son kurallar 1400 sene evvel gelmiştir, 22 senedir tamamlanmştır ve kimsenin kafasında soru işareti bırakmamıştır. Özellikle din alimleri 'Kuranı okuyarak herşey hakkında hüküm veremeyiz, Kuranda herşeyi sizler anlayamazsınız' demişlerdir ve fıkıh kitapları, mezhep farklılıkları ortaya çıkmıştır. Herşeyden evvel ALLAH anlayamayacağımız bir şeyi neden göndersinki?, Neden sır, gizem olsunki?Kuranda açıkca bildiriliyor ki her konudan örnek var ve anlayalım diye apaçık indirilen bir kitap.
Uyarmadı demeyin...
Ne kadar kötü şeyler yaparsanız yapın durun bırakın artık kötülüğü, iyiliği
bıraktığınız gibi.
Unutmayın kötüler, bizleri kimsenin onaylamadığı, yanlız bıraktığı zamanlarda gelir ve bizi anladığı söylerler ve eklerler 'kimse bizi anlamıyor'.
Aslında hepimiz ruhuz değilmi Tin suresinde ALLAH açık açık söylüyor 'sizi en güzel biçimde yartattım aşşağıların en aşşağısına attım' diye
Belkide burdan aşşağası cehennem
Şüphe yokki cennette Ademi kandıran Şeytan dünyada daha rahat,
Şeytan ALLAH ın dosdoğru yolunun üzerine kurulmuş ve bizler hiçbirşeyin
farkında değiliz.
ALLAH ın dosdoğru yolu dindir bakın bu dünyada dindarlarla dinsizler amansız mücadelede, ayrıca insanlar yıllardır din savaşları yapıyor, aynı Yaradana inanıyorlar fakat hem kendi içlerine hemde diğer dinlerle savaşıp duruyorlar.
(İnsanlar, dinde çeşitli gruplara bölündüler. Her grup, kendi yolunu
doğru sanıp sevinmektedir.) [Müminun 53]
ALLAH tektir.
Tüm dinlerin temeli birdir,
İnsanlık alemi birdir,
Din, bilim ve akıl ile uyum içinde olmalıdır,
Irksal, dinsel, etnik taassuplar terk edilmelidir,
Genel barış için çalışılmalıdır,
Eğitim zorunludur ve evrensel eğitim hedeflenmelidir, Serbest düşünce ile
gerçek araştırılmalıdır, Aşırı zenginlik ve yoksulluk kaldırılmalıdır.
Yeryüzünde yaşayan insanların tek bir tür olduğu düşüncesinden yola çıkarak, ırk, renk, dil, inanç ayrımı olmaksızın, Dünya üzerinde yaşayan insanların, gezegenin vatandaşları olduklarına inanıyorum. Dünya üzerinde meydana gelen ve tüm insanlığı ilgilendiren olaylara karşı duyarlı olunması, gezegende yaşayan her bir insanın Dünya'nın durumu konusunda bir sorumluluk taşıdığını düşünmek istiyorum.
Neden savaşlar hep yaşandı ve yaşanıyor?
Ganimetler ve toprak içinmi?
Zevk içinmi?
Önce bunu anlamamız lazım ne için? Amaç ne?
Bu dünyada din savaşları yapılıyor hemde aynı Yaradan için, ne kadar acı.
Kudüs her üç dinde de kutsal.
ALLAH ın isimlerinden biri olan kuddüs her türlü kötülükten uzak, temiz
anlamını içeriyor.
Kuran-Kerim yirmi küsür senede tamamlanmıştır, kimsenin kafasında soru işareti bırakmadan tamamlanmıştır, çok kapsamlıdır, bu dünyadaki her konudan örnekler içerir.
Her peygamberin mucizesi vardır Hz. Muhammedin mucizesi ise Kuran-ı
Kerimdir, kitapta her sorunun cevabı vardır, bu hayatı kullanma kılavuzudur, hayatın anlamını arayan felsefistlere cevaptır, ışıktır.
Müslümanlıktan öncesine hatta en başa gidersek şunu görürüz:
Adem ahtı unutmuştur, oğulları arasında fesatlık çıkmış ve ilk cinayet
işlenmiştir.
ALLAH bizleri uyarmak için aramızdan nice elçiler seçti, mucizeler, kerametler gösteren peygamberler ama birçoğu kendilerini inandırmakta zorlandılar hatta birçoğunun kıymeti öldükten sonra anlaşıldı. Peygamberlerin tebliğlerine kulak asmadılar ve kibirlendiler ve sonunda helak oldular.
Örneğin mucizelerle gelip israiloğullarını kurtaran Hz Musa ya bile sadakat
göstermemişler ve hemen küfre sapmışlardır.
Hz. Musa da onları on iki kabileye ayırmıştır.
Sonra bu kabileleri Hz. Davut ve oğlu Hz. Süleyman bir araya toplamıştır.
Hz. Davutun emrine dağları, kuşları vermiştir,
Hz Süleymanın emrine ise rüzgarı ve cinleri vermiştir.
Yahudiler vaat olunan topraklarına yerleşmek istiyorlar, ağlama duvarından başka tapınacakları yer bile yok, en güçlü, en varlıklı toplum ve bir tapınak yapmak istiyorlar, Hz. Süleymanın tapınağını tekrar inşa etmek istiyorlar.
Birçok sünninin cami yaptırma arzusunun olduğu kadar doğal aslında.
Yahudiler büyü ve sihirde bu cinlerden yararlanıp onların azgınlıklarını
artırmaktadırlar. Tekrardan inşa etmek istedikleri Hz. Süleyman mabedi cinler tarafından inşa edilmişti.
Cinler Süleyman için dilediği biçimde kaleler, heykeller, havuz gibi
çanaklar ve sabit kazanlar yapıyorlardı. Ey Davûd ailesi şükredin!
Kullarımdan şükredenler pek azdır.
(sebe suresi-13)
Müslümanlıkta yasaklanan büyü, sihir yahudilerin iyi bildiği özelliklerdendir.
Süleyman'ın mülk ve saltanatı konusunda onlar, şeytanların okuyup
durduklarına uydular. Halbuki Süleyman küfre sapmamıştı. Ancak
şeytanlar küfre sapmıştı; insanlara büyüyü öğretiyorlardı. Ve
Babil'de Hârût ve Mârût adlı iki melek/iki melik üzerine indirileni
öğretiyorlardı. (Bakara 102)
Yemin olsun ki ALLAH israiloğullarının misakını almıştı ve onlara on
iki elçi göndermişti, elçiler ' ALLAH a karşı güzel bir biçimde borç
verirseniz, yani karşılıksız olarak iyilik yaparsanız, ALLAH a secde
eder ve resullerine inanıp desteklerseniz, zekat verirseniz, ALLAH
kötülüklerinizi elbette örtecek sizleri cennete alcaktır' demişilerdi ve
eklediler 'Artık bundan sonra küfre gideniniz, yolun denge
noktasından sapmış olur'
Sonunda verdikleri sözü bozdukları için onları lanetledi ve kalplerini
kaskatı yaptı. Onlar kelimeleri yerinden kaydırıyorlar, öğütlenemek
üzere çağrıldıkalrı şeyden nasiplenmeyi unuttular.
İçlerinden çok azı hariç yahudilerden hep hainlik görürsünüz. (maide
suresi)
Biz, Kitap’ta (Tevrat’ta) İsrailoğullarına, “Yeryüzünde muhakkak iki
defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak
böbürleneceksiniz” diye hükmettik. (Isra suresi-4)
Mûsâ’nın kavminden (insanları) hak ile doğru yola ileten ve onunla
adaletli davranan bir topluluk da vardı. (araf suresi-159)
Hz İsa ya destek verilmemiştir.
Hristiyanlar epey bir bölünmüş, bir yerde Papa var, diğer tarafta başka başka mezhepler, amaçları dini yaymak ve yapabildikleri kadar insanı Hristiyan yapmaktır.
Hristiyanlarda 7yy dan önce okuyup yazan yok, sadece din adamları okuyup, yazabiliyorlardı.
11yy da 200yıl süren tam 9 haçlı seferi düzenlendi.
Haçlı seferleri sayesinde Hristiyanlar bilgiyi buldular, Tıb, Mimari öğrendiler.
Hristiyanlar fetih yapamadan yurtlarına geri döndüler.
Yıllarca haçlı seferleri düzenlediler, sonrada aldılar ellerine incili gezdilerde
gezdiler, fakat çoğu zaman bu gezme inanç yaymaktan çıktı ve insanları
sömürdüler, öldürdüler.
16 YY da Papa Leo kendi kibrine yenik düştü ve gücü kendi için kullandı.
Martin Luther isyan başlattı ve protestanlık doğdu, Prostestanlık protesto
etmekten gelir.
Yıllar sonra Jacob Amman günümüz Amişlerini başlattı.
Amişler sade giyinir, davranır, kibirden uzak yaşarlar, dünyevi işlerden uzak dururlar, kendi övmezler veya kabalık yapmazlar.
Papa 2. Jean Paul, 1999 Noel’inde verdiği mesajda “Birinci bin yılda Avrupa Hristiyanlaştırıldı!” demişti. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika’nın
Hristiyanlaştırıldığını söylemişti. “Üçüncü bin yılda Asya’yı
Hristiyanlaştıralım!” demişti…ve Vatikan “Asya’nın Hristiyanlaştırılmasında Türkiye merkezdir.” görüşünü açıklamıştı. Yeni Papa 16. Benedikt, Almanya konuşmasıyla İslam dünyasını öfkelendirirken neden bir Bizans imparatorundan alıntı yapmayı seçmişti?
Düşünce sistemlerimizi altüst edenler, kavramlarımızla, kutsallarımızla
oynayanlar var.
Tüm bölünmüş hristiyan mezhepleri müslümanlara karşı tek vücud oldular. Hoşgörü maskesiyle misyoner oldular.
amaç islamı aşşağılama, müslümanlara eziyet, müslümanları terörle eşitleme faaliyeti.
Hz İsa yı ALLAH ın oğlu olarak gördüler.
De ki: -Eğer Rahman’ın bir oğlu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben
olurdum. (zuhruf suresi-81)
ALLAH 'Biz Hristiyanlarız' diyenlerden de misaklarını almıştı.
Onlarda öğütlenmek üzere çağrıldıkları şeyden nasiplenmeyi
unuttular.
Bu yüzden ALLAH kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve şiddet,
nefret saldı. (maide suresi)
Müslümanlar ise;
Dört halife döneminde cilt haline getirilen Kuran-ı Kerimin kirlenmemesi için müminler ellerinden geleni yaptılar, fakat özellikle kerbeladan sonra bilgi iyiden iyiye kirlenecek zaman, fırsat buldu.
Ebu Süfyan yıllarca peygamberimizle savaştı, hiçbirinde kazanamadı ama
yıllar sonra onun soyu Üç halifeyi öldürdüler, Muhammed (A.S) soyunu
katlettiler ve hilafeti ellerine geçirdiler, hatipleri, hafızları, müminleri
öldürdüler.
Yıllarca savaştıkları zihniyeti ellerine geçirdiler.
Emeviler denen kötüler işbaşına geçti ve önce hak dinini bozdu sonrada diğer dinlerle aramızı açtı ispanyaya kadar giderek emevi devleti diğer dinlerle savaştı. 3 halifeyi, ehlibeyti ve hazreti peygamberimizin soyu katledilmiştir, Kabe mancınıklarla ateşe tutulmuş, Emevi hükümdarı Yezid yatağında kömürleşmiş biçimde ölü bulunduğu zaman askerleri demoralize olup Kabeyi yıkmaktan, yakmaktan vazgeçmişlerdir.
Sakın bu yazdıklarımdan Kuranın değiştirilebileceğini düşündüğümü
sanmayın, Hicr Suresinde ALLAH 'o zikri biz indirdik, koruycusuda biziz'
diyerek Kuranı koruyacağını bildirmiştir. Ama birçok hadis bu dönemde ortaya çıkmıştır. Kuranı Kerimin şifresi yoktur, Apaçık indirilen ve her konudan ama her konudan örnekler veren bir kitaptır. Hayatın kılavuzu, anahtarıdır.
Kuranı Kerimin indiriliş sırası farklı, cilt sırası farklıdır, Bu düzenleme
Peygamberimizin ölümünden sonra yapılmıştır. 4 haifenin ilki olan Ebu Bekirin ölümünden sonra ise ortam iyice bozulmuş ve diğer 3 halifeyi, ehlibeyti, hatipleri, hafızları, peygamberimizin soyunu katletmişlerdir. Uhudda, bedirde yapamadıklarını peygmeberimizin ölümünden sonra başarmışlardır, tekrardan feodaliteyi getirmişlerdir ve barış dini, huzur dini kanla kirletilmiştir. Bunları yapanlar kimmi? Emeviler, Ebu süfyanın oğulları, torunları islamiyeti ele geçirmişlerdir. Abbasilere kadar islamiyeti yönlendirdiler. Bugün kabul görmeyen bir çok hadis o dönemde çıkmıştır.
Asıl sorunda burdan sonra başlıyor zaten, Kuranı değiştirilmediğine
inanıyorum ama gerek Sünni gerek Şii inanışlarında farklı inanç, ahlak ve
ibadet şekilleri davranışları oluştu, dinimiz farklı mezheplere bölündü, Kuranı tek başına yetersiz görenler oldu, sonra aramızda bu insanları takip edenler oldu ve mezhepler meydana geldi.
Kuranı tek başınıza anlayamazsınız denildi, illaki din alimlerinin düşünce ve sözleri gerekir denildi, çoğalttılar dini, artık birçoklarımız dinin özünü
anlamaktan uzağız, sizce ALLAH anlayamacağımız birşeyi neden göndersin bu kadar akıl dışı bir mantık olabilirmi okuyalım, anlayalım ve öğrenelim, öğretelim diye gönderilen kitabın yanına hep fıkıh kitapları girdi.
Müslümanlar Muhammedi olamadılar bölündüler,
Hz. Muhammedin resmini yapmadılar, Allahın isimlerini kullara verdiler. Aziz, Adil, Fettah, Celil, Samed, Metin, Mecid, Macid, Hamid, Hadi, Nur, Rauf, Rahim, Kerim, Kadir, Vahid gibi.
Tabiki İsimleri evlatlarına koyanların amacı Allaha saygısızlık değil ama 'Allah' Yaratanın 99 isminden biridir, diğer isimlerde onun büyüklüğü, kudretini ve rahmetini gösteren isimlerdir.
Fatiha suresinin aslını anlayamadık.
Fatiha suresinde, yanlızca Allaha el açmamız istenirken insanlar hocalardan hacılardan, türbelerden medet umdular.
Diğer dinler hakkında uzun uzun açıklama yapmam çünkü onların dini onlara benim dinim banadır. (kafirun suresini yaz) Bildiğim kutsal metinlerinin değiştiğidir ve Allahın birçoğunu küfre saptırdığıdır.
Benim için önemli olan Müslümanlara Muhammediliği anlatabilmek, çünkü Müslümanlar Allaha inanmış, Kurana inanmış, Hz. Muhammede iman etmişlerdir fakat yanlış bilgilerle kirlenmişlerdir.
İnsanlar en baştan hata yapıyorlar,
Adem ve eşinin çocuklarının birbirleriyle evlenmesi sonucunda bizlerin
meydana geldiği söyleniyor, bu olay batındır diyorlar herşeyden gizlidir
diyorlar. Madem bu olay batındır yani herşeyden gizli nasıl oluyorda herşeyden gizli olanı dinciler biliyorlar ve üstüne üstlük bu iş ensestdir diyorlar anlamakta zorlanıyorum.
Allah'ın (C.C) 99 isminden biri el-batındır, ama aynı zamanda Allah elkuddustür her türlü hatdan gafletten uzaktır, tertemizdir. Kardeşlerin
birbirleriyle evlenmesi gibi sapıkça bir düşünceden, hatadan çok uzaktırtır. ALLAH' daha iyi anlamak için Onun isimlerini yani esmaül hüsnayı
öğrenmeliyiz.
Yeri-göğü ve arasındakileri, görünen-görünmeyen, bilinen-bilinmeyen herşeyi ama herşeyi yaratmıştır,
O herşeyin oluş sebebidir.
Hiçbirşeye ihtiyacı yoktur, herşey Allaha muhtaçtır. (es-samed)
Herşeyin varlık sebebi (el-kayyum)
(el-mübdi) bütün varlıkları örneksiz olarak ilk baştan yaratandır.
Zatında, sıfatlarında, işlerinde, hükümlerinde asla ortağı olmayan, tek. (vahid)
Malikül-Mülkdür yani mülkün ebedi sahibidir.
Bütün kainatın tek sahibi ve mutlak hükümdarı (el-melik)
Bütün varlığı halleri, hadiseleri tayin ve tespit edendir. (el-halik)
İlk (el-evvel)
Son (el-ahir)
(eş-şehid) bütün zamanlarda ve heryerde hazır ve nazırdır.
(el-hak) varlığı değişmeden durur.
(el-hay) diridir, herşeye gücü yeter.
el-muhsi sonsuzda olsa herşeyin sayısını tek tek bilendir.
er-reşid bütün işleri ezeli takdirine göre yürütüp, dosdoğru bir nizam ve
hikmet üzere sonucuna ulaştırandır.
el-kaviy pek güçlüdür.
el-metin çok sağlamdır.
el-aliy en yücedir.
el-kebir en büyüktür.
el-celil celalet ve ululuk sahibidir.
el-musavvır herşeye biçim ve özellik verendir.
el-mütekebbir herşeyde, her hadisede büyüklüğünü gösterendir.
el-bari herşeyi birbirine uygun şekilde yaratandır.
el-muksit bütün işlerini denk, yerli yerinde ve uygun yapandır
el-varis varlığı devam edendir, servetlerin hakiki sahibidir.
el-ganiy çok zengindir, herşeyden müstağnidir.
el-muğni istediğini zengin edendir.
el-vali kainatı tedbir ve idare edendir.
el-muktedir kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarrufta
bulunandır.
el-kadir istediğini istediği gibi yapmaya gücü yetendir.
er-rakib bütün varlığı gözeten, bütün işleri murakebe edendir.
el-Aziz mağlup edilmesi mümkün olmayandır, galiptir.
el-Azim çok azametlidir.
el-hakim bütün emirleri ve işleri hikmetlidir.
el-hakem hükmedendir, hakkı yerine getirendir.
el-kahhar herşeye her istediğini yapacak şekilde galip.
el-adl çok adaletlidir.
el-Alim herşeyi çok iyi bilendir.
es-semi herşeyi işitendir.
el-basir herşeyi görendir.
el-habir herşeyin iç yüzünden, gizli taraflarından haberdardır.
el-hasib herkesin hayatı boyunca yapıp ettiği herşeyin hesabını bütün
detaylarıyla bilendir.
el-latif en ince işlerin tüm inceliklerini bilendir, kullarına iyilikler ulaştırandır.
el-hafız yapılan işleri bütün tabiyatıyla tutandır, herşey, belli bir vakte kadar
bela ve afattan koruyandır.
el-mani bir şeyin meydana gelmesine izin vermeyendir.
el-cebbar eksikleri tamalayandır.
el-vacid istediğini istediği anda bulandır.
el-cami istediğini istediği zaman istediği yerde toplayandır.
el-mumit canlı bir varlığın ölümünü yaratandır.
el-muid varlığı yok ettikten sonra tekrar yaratandır.
el-bais öküleri diriltip, kabirlerinden çıkarandır.
el-muhyi can bağışlayan hayat ve sağlık verendir.
en-nur Alemleri nurlandırandır,istediği simalara, yüzlere ve gönüllere nur
yağdırandır.
el-mümin gönüllerde iman ışığı uyandırandır, kendisine sığınanları koruyup, rahatlatandır.
es-selam kullarını selamete çıkarandır.
'Zü-l Celal-i ve'l-ikramdır' hem büyüklük sahibi hemde fazlı kerem sahibidir.
el-müntekim suçluları hakettiği cezaya çarpandır.
el-muahhir istediğini geri koyan, arkaya bırakandır.
el-hafid yukarıdan aşağıya indiren, alçaltandır.
el-müzil zillet verendir.
el-kabid sıkan, daraltandır.
el-halim hemen ceza vermeyendir, yumuşak davrandır, süre verendir.
el-vedüd kullarını çok sevendir, sevilmeye gerçekten layık olandır.
el-hamid bütün varlığın diliyle yegane övülendir.
eş-şekür kendi rızası için yapılan iyiliklere daha fazlasıyla karşılık verendir.
el-kuddüs Hatadan, gafletten, hertürlü aczden ve eksklikten çok uzak pek
temizdir.
el-müteali aklın mümkün gördüğü herşyeden daha yücedir.
ez-zahir herşeyde görünendir, aşikardır.
el-batın herşeyden gizlidir.
Mutsuz olmamız ve isyankar günahkar olmamız için Şeytanın yeryüzünde
elemanları vardır, üfürükçüler, büyücüler, medyumlar, cinler ve bilmediğimiz varlıklar şeytana yardımcı olurlar.
Bunlardan korunmanın tek yolu ALLAH ın hay ve kayyum olduğunu
unutmamaktan geçer, O şerrinde varlık sebebidir. ALLAH a sığınmak
kurtuluşun tek anahtarıdır.
Din derslerinde Kuran-ı Kerim değil, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretildi.
Keşke Kuran öğretilseydi, anlatılsaydı, bizler Şeytanın varlığını
öğretmenlerden öğrenseydik, böylelikle kulaktan dolma sözler, saçma sapan filmler ve kitaplar bizleri bu kadar yanlış yönlendirmezdi, aklımızı
karıştırmazdı.
Büyücüler, üfürükçüler bu kadar rahat insan kandıramazdı.
Şeytan artık çok rahat ona uyan ve azgınlığını arttıran insanlar var.
Üstelik burası cennette değil, burada her istediğimiz olmuyor, hayat zor,
çetin.
Nefsimiz düşmanımızdır.
Kuran'da kadına gerekli değer verilmiyor diyen ahmaklar var bunlar Kuranı anlayamayanlardır.
1400sene evvel nafaka anlatılıyor, O dönemden önce mal gözüyle görülen
kadın Kuran la beraber değer buluyor.
Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini tamamlamışlarsa, onları
ya güzellikle tutun ya da güzellikle bırakın. Fakat haklarını ihlal edip
zarar vermek için onları (yanınızda) tutmayın. Kim böyle yaparsa
artık o, kendi nefsine zulmetmiş olur. Allah'ın ayetlerini oyun
(konusu) edinmeyin ve Allah'ın size verdiği nimeti ve size öğüt
olarak indirdiği Kitab'ı ve hikmeti anın. Allah'tan korkup-sakının ve
bilin ki, Allah her şeyi bilendir.
(BAKARA SURESİ / 231)
Onları yararlandırın, zengin olan kendi gücü, darda olan da kendi
gücü oranında, maruf (meşru ve örfe uygun) bir şekilde
yararlandırsın. (Bu,) iyilik edenler üzerinde bir haktır.
(BAKARA SURESİ / 236)
Boşanmış kadınların örfe göre geçimlerinin sağlanması onların
hakkıdır. Bu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir borçtur.
(BAKARA SURESİ / 241)
Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her
ikisinden birçok erkek ve kadın türetip-yayan Rabbinizden korkup sakının.
Ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz Allah'tan ve
akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. Şüphesiz Allah, sizin
üzerinizde gözeticidir.
(NİSA SURESİ / 1)
Allah'ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından
harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde 'sorumlu
gözeticidir.' Saliha kadınlar, gönülden (Allah'a), itaat edenler, Allah
nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan
korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda
yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse
aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu Allah yücedir, büyüktür.
(NİSA SURESİ / 34)
Kadınlar konusunda senden fetva isterler. De ki: "Onlara ilişkin
fetvayı size Allah veriyor. (Bu fetva,) Kendilerine yazılan (hakları
veya miras)ı vermediğiniz ve kendilerini nikahlamayı istediğiniz
yetim kadınlar ve zayıf çocuklar (hakkında) ile yetimlere karşı
adaleti ayakta tutmanız konusunda size Kitap'ta okunmakta
olanlardır. Hayır adına her ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir.
(NİSA SURESİ / 127)
Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helal değildir.
Açık bir hayasızlık yapmış olmaları dışında, kendilerine
verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları
sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız,
olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır
yaratmış olur.
(NİSA SURESİ / 19)
Eğer bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz, öbürüne (mehir
olarak) yüklerle mal vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri
almayın. İftira ederek ve açık günaha girerek mi verdiğinizi geri
alacaksınız?
(NİSA SURESİ / 20)
Onları (iddetleri süresince) gücünüz nispetinde, oturduğunuz yerin
bir bölümünde oturtun. Onları sıkıntıya sokmak için kendilerine zarar
vermeye kalkışmayın. Eğer hamile iseler, doğum yapıncaya kadar
nafakalarını verin. Sizin için (çocuğu) emzirirlerse (emzirme)
ücretlerini de verin ve aranızda uygun bir şekilde anlaşın. Eğer
anlaşamazsanız, çocuğu baba hesabına başka bir kadın emzirecektir.
(TALAK SURESİ / 6)
Eli geniş olan, elinin genişliğine göre nafaka versin. Rızkı dar olan
da, Allah’ın ona verdiğinden (o ölçüde) harcasın. Allah bir kimseyi
ancak kendine verdiği ile yükümlü kılar. Allah bir güçlükten sonra bir
kolaylık yaratacaktır.
(TALAK SURESİ / 7)
1963ten sonra Amerikada özgürce hareket eden siyah ırk, 1400 sene evvel
Kuran sayesinde özgürlüğünü zaten ilan etmişti ve eşit görülmüştü.
Eşcinsellere eziyet konusu çok tartışılır
Tamamda birde şöyle bakın televizyonlarda, orda burda eşcinseller çoğalırsa ne olur?
Gelecek tehlikeye girer, kendi çocuklarımızın etkilenme olasılığı artar.
Malesefki bu durum Lut peygamberden beri var.
Lût’u da (Peygamber olarak gönderdik.) Hani o kavmine şöyle
demişti: “Göz göre göre o çirkin işi mi yapıyorsunuz?”
(NEML SURESİ / 54)
Lût’u da peygamber olarak gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti:
“Gerçekten siz, sizden önce dünyada hiçbir toplumun yapmadığı bir
hayasızlığı işliyorsunuz.”
(ANKEBUT SURESİ / 28)
“Siz hâlâ erkeklere yanaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda
edepsizlik yapacak mısınız?” Kavminin cevabı, “Eğer doğru
söyleyenlerden isen, haydi Allah’ın azabını getir bize” demeden
ibaret oldu.
(ANKEBUT SURESİ / 29)
Lût’u da Peygamber olarak gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti:
“Sizden önce âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı çirkin işi mi
yapıyorsunuz?”
(A'RAF SURESİ / 80)
“Hakikaten siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz.
Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.”
(A'RAF SURESİ / 81)
Kuranı biraz daha dikkatli anlamaya çalışırsak şunu görürüz.
ALLAH ın dileği bizleri sıkıntıya sokmak değil, bizleri tertemiz yapmak ve
üzerimizdeki nimeti tamamlamak istiyor.
Kuran bize zahmet çekelim, bedbaht olalım diye indirilmedi, saygıyla
ürperene bir hatırlatma, bir düşündürme ve öğüt olsun diye indirildi.
(Taha suresi)
Kuranın kronolojisine baktığımızda Alak suresiyle başlamalıyız, 'oku' diye
başlar okumak öğrenmektir ve insan kendini üstün gördüğü için muhakkak hata yapar der ve ilk ve en önemli kuralı söyler şeytana uymayın.
Şüphesiz peygamberimiz hazreti Muhammed'in her sözü doğrudur ve
gerçektir ve bunlara hadis denir, fakat burdan 'hadisler doğrudur' anlamını çıkarmak bizleri doğru yola götürmez, nedeni ise hadislerin kapsamı ile alakalıdır şöyleki; peygamberimizin söylemiş olduğu, yazdırdığı rivayet edilen hadisler, peygamberimizin vasıflarını haber veren, bir olay karşısında nasıl bir tutumda bulunduğunu, tavrını rivayet edilen hadislerdir kısacası rivayettir, içlerinde doğrularında yanlışlarında olabilme olasılığı vardır. Net, yüzde yüz emin olamayız ve böyle bir bilgiyi doğru kabul etmek hataya fırsat vermektir.
Sadece Kuranı kabul etmek en doğrusu olacaktır.
İnşallah ne söylemek istediğimi anlamışsınızdır. Çünkü İblis ALAH'ın dosdoğru yolu üzerine kurulacağını söylemişti ve bunu büyük ölçüde başardı.
Bakın müslümanlığa, diğer dinlere hepsi kendi içinde ne kadar çoğaldı, türedi.
Müslümanlar; Muhammedi olamadılar, Sünni, Şii oldular, Dördüncü ve bana göre son halife olan Hz. Ali ile fikirler ters düşünce işler karıştı, Fıkıh
mezhepleri çıktı çoğaldıda çoğaldı. diğer dinlerde de benzer çoğalmalar,
bölünmeler başlamıştır, Bu nasıldır biliyormusunuz bir insan bildiklerini anlatır anlatır gün gelir ölür, öldükten sonra insanlar derki 'bunu demek istemişti', başkası çıkar derki 'şunu demek istemişti' iş bu kadar basittir, fakat malesefki bu kaos bizleri dinin özünden kopartıp sadece ibadet farklılıklarıyla dini anlamazı sağlar. Mesela Sünniler günde 5 vakit namaz kılarlarken, Şiiler 3 vakit kılarlar, birileri tam çarşaf giyerken, diğerleri tesettür giyer. Bu farklılıklar, dindeki bu çoğalma bizleri işin özünden uzaklaştırır. Örneğin; Peygamberimiz Hz. Muhammed dönemimde cilt haline getirilemeyen Kuran-ı Kerim Hz. EbuBekir döneminde sureler bir araya getirilmiş ve cilt haline gelmiştir. 'Oku' diye başlayan Kuranın ilk suresi olan Alak Suresi Kuranın günümüzdeki haliyle 96ıncı sırada, kısacası Peygamberimiz öldükten sonra sureler muhafaza edilmiş fakat indiriliş sırasına göre değilde din adamlarının fikirlerine göre sıralanmıştır. Ve ilk sırayı Fatiha suresi almıştır. Gerçekte Fatiha suresi 5inci suredir. Bunlar çokmu önemli?, önemli olan okumak anlamak diyebilrisiniz ama unutmayalım ALLAH'ın hata yapma olasılığı yoktur, eğerki önce Alak suresi inmişse bunda bir anlam vardır, Bu sureyi 96ıncı sıraya koymak bizleri hemen işin özünden uzaklaştırıyor şöyleki; Alak suresinde derki Yaratan Rabbinin adıyla oku! (Alak suresi-1)
Hayır, insan kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder. (Alak
suresi-6-7)
Hayır! Sakın sen ona uyma; secde et ve Rabbine yaklaş. (Alak
suresi-19)
Görüldüğü üzere daha ilk surede bize şeytanın varlığı, bizlerin azgınlığa yatkın olduğumuzu öğretiliyor.
Fatiha Suresinin anlamı ise Rahman ve Rahim olan, Din ve Ahiret günün
sahibi olan, Alemlerin Rabbi olan ALLAH'a hamd etmemiz yanlız ALLAH'a
ibadet edip yanlız ALLAH'a el açmamız gerekliliği anlatılır, ve sonunda da
bizleri doğru yola iletmesi için yalvarırız, sapkınlardan yapmaması için
muradımıza eriştirmesi için yalvarırız.
Şüphesizki Fatihada önemlidir fakat kurgudan kopmamak için Fatihadan önce bizlerin kendimizi üstün gördüğü için mutlaka azgınlık yapacağını ve şeytana uymamamız gerekliliği de önemlidir. Böyle bir surenin 96ıncı sıraya konması iyi olmamıştır.
Alak suresinden Fatiha Suresine kadar arada Kalem, Müzemmil ve Müdessir sureleri vardır ve bu surelerde bizlere çok önemli şeyler öğretilir, şöyleki; Gerçekte 2inici sıradaki kalem suresi şuanki sıralamaya göre 68inci sırada.
KALEM SURESİ
10-14- Yemin edip durmayın, daima kusur aramayın, söz taşımayın, iyiliği engellemeyin, günaha dadanmayın, kaba saba olmayın ve hepsinden öte bunları yapanları ve yaptıranları sırf güçlüler diye sakın boyun eymeyin.
15- Âyetlerimiz kendisine okunduğu zaman, “Öncekilerin masalları!” derler.
44- Bu sözü (Kur’an’ı) yalanlayanlarla beni başbaşa bırak. Biz onları
bilemeyecekleri biçimde adım adım helaka yaklaştıracağız.
45- Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz benim tuzağım sağlamdır.
3üncü ve 4üncü sırdaki Müzemmil ve Müdessir sureleri şuanki sıralamaya göre 73 ve
74ünücü sırada.
MÜZEMMİL SURESİ
4- Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku.
8- Rabbinin adını an ve bütün benliğinle O’na yönel.
9- O, doğunun da batının da Rabbidir. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. Öyle ise onu vekil edin.
19- Şüphesiz bunlar bir öğüttür. Kim dilerse Rabbine ulaştıran bir yol tutar.
20- Artık Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizde hastaların
bulunacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere
yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda
çarpışacağını bilmektedir. O halde, Kur’an'dan kolayınıza geleni okuyun.
Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz
için önceden ne iyilik gönderirseniz onu Allah katında daha üstün bir iyilik
ve daha büyük mükafat olarak bulursunuz. Allah’tan bağışlama dileyin.
Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Günümüzdeki pozitif düşünce kitaplarındaki evren mantığını bizlere öğretiyor “kendiniz için önceden iyilik gönderin” diyor. Aslında bunu Evren değil ALLAH yapıyor.
lütfen okumaya devam edelim;
MÜDESSİR SURESİ
2- Kalk da uyar.
3- Rabbini yücelt.
4- Nefsini arındır.
5- Şirkten uzak dur.
6- İyiliği, daha fazlasını bekleyerek (bir kazanç elde etmek için) yapma.
7- Rabbinin rızasına ermek için sabret.
27- Sekar’ın ne olduğunu sen ne bileceksin?
30- Üzerinde on dokuz (görevli melek) vardır.
31- Biz, cehennemin görevlilerini ancak meleklerden kıldık. Onların sayısını inkar edenler için bir imtihan vesilesi yaptık ki kendilerine kitap verilenler kesin olarak bilsinler, iman edenlerin imanı artsın, kendilerine kitap verilenler ve mü’minler şüpheye düşmesin, kalplerinde bir hastalık
bulunanlar ile kâfirler, “Allah örnek olarak bununla neyi anlatmak istedi”
desinler. İşte böyle. Allah dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir.
Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlar için ancak bir uyarıdır.
38- Herkes kazandığına karşılık bir rehindir.
42- “Sizi Sekar’a (cehenneme) ne soktu?”
43- Onlar şöyle derler: “Biz namaz kılanlardan değildik.”
44- “Yoksula yedirmezdik.”
45- “Bâtıla dalanlarla birlikte biz de dalardık.”
46- “Ceza gününü de yalanlıyorduk.”
47- “Nihayet ölüm bize gelip çattı.”
50-51- Onlar sanki aslandan kaçan yaban eşekleridirler.
Sonrasındada Fatiha suresi gelir, bu sureden hemen sonra Tebbet veya Leheb adı verilen sure gelmiştir, Peygamberimizin amcası olan Ebu Lehebten bahseder ve eşi ile kendisinin cehennemlik oldukları ve mallarının, servetlerinin onları kurtarmayacağı anlatılır.
Devamında ise;
TEKVİR SURESİ
29- Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.
ALA SURESİ
6- Sana Kur’an’ı okutacağız ve sen onu unutmayacaksın.
7- Ancak Allah’ın dilediği başka. Şüphesiz O, açık olanı da bilir, gizliyi de.
8- Biz seni en kolay olana kolayca ileteceğiz.
9- O halde, eğer öğüt fayda verirse, öğüt ver.
10- Allah’a karşı derin saygı duyarak ondan korkan öğüt alacaktır.
11-12- En büyük ateşe girecek olan en bedbaht kimse (kâfir) ise, öğüt
almaktan kaçınır.
13- Sonra orada ne ölür (kurtulur), ne de (rahat bir hayat) yaşar.
14-15- Arınan ve Rabbinin adını anıp, namaz kılan kimse mutlaka kurtuluşa erer.
16- Fakat sizler dünya hayatını tercih ediyorsunuz.
17- Oysa âhiret, daha hayırlı ve süreklidir.
LEYL SURESİ
4- Şüphesiz sizin çabalarınız elbette çeşit çeşittir.
5-6-7- Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allah’a karşı gelmekten
sakınır ve en güzel sözü (la ilahe illallah) tasdik ederse, biz onu en kolay
olana kolayca iletiriz.
8-9-10- Fakat, kim cimrilik eder, kendini Allah’a muhtaç görmez ve en güzel sözü (la ilahe illallah) yalanlarsa biz de onu en zor olana kolayca iletiriz.
17-18- Temizlenmek için malını hayra veren en muttekî (Allah’a karşı
gelmekten en çok sakınan) kimse o ateşten uzak tutulacaktır.
19-20- O, hiç kimseye karşılık bekleyerek iyilik yapmaz. (Yaptığı iyiliği)
Ancak yüce Rabbinin rızasını istediği için (yapar).
FECR SURESİ
6-7-8-9-10- Rabbinin, (Hûd’un kavmi) Ad’e, şehirler içinde benzeri
kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem’e, vadide kayaları oyan (Salih’in
kavmi) Semûd’a, kazıklar sahibi Firavun’a ne yaptığını görmedin mi?
11-12- Bunlar şehirlerde azgınlık eden ve oralarda pek çok bozgunculuk
çıkaran kimselerdi.
13- Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kamçısı yağdırdı.
14- Şüphesiz Rabbin, gözetlemededir.
15- İnsan ise; Rabbi onu deneyip de kendisine ikramda bulunduğunda, ona bol bol nimetler verdiğinde, “Rabbim bana ikram etti” der.
16- Ama onu deneyip rızkını daraltınca da, “Rabbim beni aşağıladı” der.
17- Hayır, hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz.
18- Yoksulu yedirmek konusunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
19- Haram helâl demeden mirası alabildiğine yiyorsunuz.
20- Malı da pek çok seviyorsunuz.
DUHA SURESİ
5- Şüphesiz, Rabbin sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın.
9- Öyleyse sakın yetimi ezme!
10- Sakın isteyeni azarlama!
11- Rabbinin nimetine gelince; işte onu anlat.
İNŞİRAH SURESİ
5- Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır.
6- Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır.
7- Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul.
8- Ancak Rabbine yönel ve yalvar.
ASR SURESİ
1-2- Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir.
3- Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye
edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir).
ADİYAT SURESİ
6- İnsan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.
7- Hiç şüphesiz buna kendisi de şahittir.
8- Hiç şüphesiz o, mal sevgisi sebebiyle çok katıdır.
KEVSER SURESİ
2- Rabbin için namaz kıl, kurban kes.
TEKASUR SURESİ
8- o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz.
MAUN SURESİ
1- Gördün mü, o hesap ve ceza gününü yalanlayanı!
2-3- İşte o, yetimi itip kakan, yoksula yedirmeyi özendirmeyen kimsedir.
4- Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki,
5- Onlar namazlarını ciddiye almazlar.
6- Onlar (namazlarıyla) gösteriş yaparlar.
7- Ufacık bir yardıma bile engel olurlar.
KAFİRUN SURESİ
1- De ki: “Ey Kâfirler!”
4- “Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim.”
5- “Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz.”
6- “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.”
FİL SURESİ
1- Rabbinin, fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?
2- Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?
3-4-5- Üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar atan sürü sürü kuşlar gönderdi.
Nihayet onları yenilmiş ekin yaprakları haline getirdi.
FELAK SURESİ
1-2-3-4-5- De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”
NAS SURESİ
1-2-3-4-5-6- De ki: “Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlah’ına sığınırım.”
İHLAS SURESİ
1- De ki: “O, Allah’tır, birdir, tektir.”
2- “Allah Samed’dir. (Her şey O’na muhtaçtır, o, hiçbir şeye muhtaç
değildir.)”
3- Ondan çocuk olmamıştır (Kimsenin babası değildir). Kendisi de
doğmamıştır (kimsenin çocuğu değildir).”
4- “Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.”
NECM SURESİ
26- Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri; ancak Allah’ın
izniyle, dilediği ve hoşnut olduğu kimselere yarar sağlar.
27- Şüphesiz ahirete iman etmeyenler, meleklere dişi isimleri veriyorlar.
28- Halbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna
uyuyorlar. Şüphesiz zan, hakikat namına hiçbir şey ifade etmez.
29- Öyle ise bizim zikrimizden (Kur’an’dan) yüz çeviren ve dünya
hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden yüz çevir.
38- Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez.
ABESE SURESİ
17- Kahrolası (inkarcı) insan! Ne nankördür o!
24- Herşeyden önce insan, yediği yemeğine bir baksın!
25- Gerçekten biz, yağmuru bol bol yağdırdık.
26- Sonra toprağı, iyiden iyiye yardık!
27-28-29-30-31-32- Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.
KADİR SURESİ
1- Şüphesiz, biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik.
2- Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin!
3- Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.
4- Melekler o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner.
5- O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.
ŞEMS SURESİ
9- Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.
10- Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.
BÜRUÇ SURESİ
1- Burçlarla dolu göğe andolsun.
TİN SURESİ
4- Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.
5- Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.
6- Ancak, iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir
mükafat vardır.
KUREYŞ SURESİ
ALLAH bizleri koruduğu için Ona inanmalı ve ibadet etmeliyiz.
KARIA SURESİ
Kıyamet günü kimin sevabı çoksa cennete, kimin sevabı azsa cehenneme
girecek.
KIYAME SURESİ
20-21- Hayır! Siz dünyayı seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz.
HÜMEZE SURESİ
1-2- Servetlerini biriktiren, İnsanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay edenlerin vay haline onlar cehennemliktir.
MÜRSELAT SURESİ
ALLAH'ı inkar edenlerin, ahireti inkar edenlerin, yalanlayanların vay haline.
KAF SURESİ
12-13-14- Onlardan önce Nûh kavmi, Res halkı ve Semûd kavmi, Âd ve
Firavun, Lût’un kardeşleri, Eykeliler, Tübba’ın kavmi de yalanlamıştı. Bütün bunlar (kendilerine gönderilen) peygamberleri yalanladılar, böylece
kendilerini uyardığım şey gerçekleşti.
16- Yemin olsun ki, insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını da biz biliriz. Biz ona, şah damarından daha yakınız.
17- Sağında ve solunda oturmuş iki görevli, kayıt yapmaktadır.
29- "Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara asla zulmetmem."
33- Görmediği halde Rahman'dan ürperen ve Allah'a yönelik bir kalp
getirenler cennete gireceklerdir.
43- Biz, evet biz hayat veriyoruz, biz öldürüyoruz. Ve dönüş yalnız bizedir.
BELED SURESİ
4- Yemin ederim ki biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde yarattık.
17-18- İman edenlerden olup birbirine sabrı tavsiye edenlerden, birbirine
merhameti tavsiye edenlerden olanlar var ya, işte onlar Ahiret mutluluğuna erenlerdir.
19- Âyetlerimizi inkar edenler ise; kötülüğe batmış kimselerdir.
TARIK SURESİ
4- Hiçbir kimse yoktur ki, üzerinde koruyucu bulunmasın
13- Şüphesiz o Kur’an, hak ile bâtılı ayırt eden bir sözdür.
14- O, boş bir söz değildir.
15- Şüphesiz onlar bir tuzak kurarlar,
16- Ben de bir tuzak kurarım.
17- Artık sen inkârcılara mühlet ver; onlara biraz zaman tanı!
KAMER SURESİ
3- Peygamberi yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Halbuki her iş, (Allah nasıl takdir ettiyse öylece) gerçekleşecek (değişmeyecek)tir.
9- Onlardan önce Nuh’un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuzu yalanlayıp “Bu bir delidir” dediler ve kulumuz (tebliğ görevinden) alıkonuldu.
10- O da Rabbine, “Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et” diye dua etti.
11- Biz de göğün kapılarını dökülürcesine yağan bir yağmurla açtık.
12- Yeryüzünü pınar pınar fışkırttık. Derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.
13- Biz Nûh’u çivilerle perçinli levhalardan oluşan gemiye bindirdik.
14- Gemi, inkar edilen kimseye (Nuh’a) bir mükafat olarak gözetimimiz
altında yüzüyordu.
15- Andolsun, biz onu (tufan olayını) bir ibret olarak bıraktık. Var mı
düşünüp öğüt alan?
17- Andolsun biz, Kur’anı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı
düşünüp öğüt alan?
18- Âd kavmi de (Hûd’u) yalanladı. Azabım ve uyarılarım nasılmış!
19- Biz onların üstüne, uğursuzluğu sürekli bir günde gürültülü ve
dondurucu bir rüzgar gönderdik.
20- İnsanları köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi kaldırıp atıyordu.
23- 24- Semûd kavmi de uyarıcıları yalanlamış ve şöyle demişlerdi:
“İçimizden bir insana mı uyacağız? (Asıl) o takdirde biz apaçık bir sapıklık
ve delilik içine düşmüş oluruz.”
31- Şüphesiz biz, onların üzerine tek bir korkunç ses gönderdik de, onlar,
ağıldaki hayvanların çiğneyip ufaladıkları kuru çöpler gibi oldular.
33- Lût kavmi de uyarıcıları yalanladı.
34-35- Şüphesiz biz de üzerlerine taşlar savuran bir rüzgar gönderdik.
Yalnız Lût’un ailesi başka. Katımızdan bir nimet olarak bir seher vakti onları kurtardık. Şükredenleri işte böyle mükafatlandırırız.
41- Andolsun, Firavun’un ailesine de uyarıcılar gelmişti.
42- Bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları mutlak güç ve iktidar
sahibinin yakalaması gibi yakaladık.
49- Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık.
51- Andolsun, biz sizin gibileri hep helak ettik. Fakat var mı düşünüp öğüt alan?
52- İşledikleri her şey ise kitaplarda kayıtlıdır.
53- Küçük, büyük her şey satır satır yazılmıştır.
54- Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar cennetlerde, ırmak
başlarındadırlar.
55- Muktedir bir hükümdarın katında, doğruluk meclisindedirler.
SAD SURESİ
3- Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Onlar da feryat ettiler, ama artık kurtuluş zamanı değildi.
17- Ey Muhammed! Onların söylediklerine karşı sabret. Güçlü kulumuz
Dâvûd’u hatırla. O, Allah’a çok yönelen bir kimse idi.
18-19- Kendisiyle birlikte tesbih etsinler diye biz, dağları ve toplanıp gelen kuşları Dâvûd’un emrine verdik. Onların her biri Allah’a yönelmişlerdi.
20- Biz Davud’un mülkünü güçlendirdik, ona hikmet ve hakla batılı ayıran söz (hüküm verme) yeteneği verdik.
26- Ona dedik ki: “Ey Dâvûd! Gerçekten biz seni yeryüzünde halife yaptık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver. Nefis arzusuna uyma, yoksa seni Allah’ın yolundan saptırır. Allah’ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle şiddetli bir azap vardır.”
27- Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu
(yaratılanların boş yere yaratıldığı iddiası) inkar edenlerin zannıdır.
30- Dâvûd’a Süleyman’ı bağışladık. O ne güzel kuldu! Şüphesiz o, Allah’a
çok yönelen bir kimse idi.
35-Süleyman, “Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye layık olmayacak bir mülk (hükümranlık) bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!” dedi.
36- Biz de rüzgarı onun buyruğuna verdik. Rüzgar onun emriyle dilediği
yere hafif hafif eserdi.
37-38- Bina ustası olan ve dalgıçlık yapan her bir şeytanı, bukağılara bağlı olarak diğerlerini de, onun emrine verdik.
41- Kulumuz Eyyub’u da an. Hani o, Rabbine, “Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu” diye seslenmişti.
42- Biz de ona, “Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk bir su”
dedik.
45- Güçlü ve basiretli kullarımız İbrahim’i, İshak’ı ve Yakub’u da an.
46- Şüphesiz biz onları, ahiret yurdunu düşünme özelliği ile (temizleyip)
ihlâslı kimseler kıldık.
47- Şüphesiz onlar, bizim katımızda hayırlı, seçkin kimselerdendir
48- İsmail, el-Yesa’ ve Zülkifl’i de an. Onların her biri iyi kimselerdi.
71- Hani, Rabbin meleklere şöyle demişti: “Muhakkak ben çamurdan bir
insan yaratacağım.”
72- “Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için saygı ile eğilin.”
73- Derken bütün melekler topluca saygı ile eğildiler.
74- Ancak İblis eğilmedi. O büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu.
75- Allah, “Ey İblis! “Ellerimle yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne
alıkoydu? Büyüklük mü tasladın, yoksa üstünlerden mi oldun?” dedi.
76- İblis, “Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise
çamurdan yarattın” dedi.
77- Allah şöyle dedi: “Öyle ise çık oradan (cennetten), çünkü sen
kovuldun.”
78- “Şüphesiz benim lanetim hesap ve ceza gününe kadar senin
üzerinedir.”
79- İblis, “Ey Rabbim! Öyle ise bana insanların diriltilecekleri güne kadar
mühlet ver” dedi.
80-81- Allah şöyle dedi: “Sen o bilinen vakte (kıyamet gününe) kadar
mühlet verilenlerdensin.”
82-83- İblis, “Senin şerefine andolsun ki, içlerinden ihlâslı kulların hariç,
elbette onların hepsini azdıracağım” dedi.
84- Allah şöyle dedi: “İşte bu gerçektir. Ben de gerçeği söylüyorum:”
85- “Andolsun, cehennemi seninle ve onlardan sana uyanların hepsiyle
dolduracağım.”
87- “Bu Kur’an âlemler için ancak bir öğüttür.”
ARAF SURESİ
6- Kendilerine peygamber gönderilenlere mutlaka soracağız.
Peygamberlere de elbette soracağız.
10- Andolsun sizi yeryüzüne yerleştirdik. Sizin için orada birçok geçim
imkanları da yarattık. Ama siz ne kadar az şükrediyorsunuz!
19- “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette kalın. Dilediğiniz yerden yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.”
20- Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara
açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbiniz size bu ağacı
ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedi kalacaklardan
olmayasınız diye yasakladı.”
21- “Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim” diye de onlara yemin etti.
22- Bu sûretle onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında
kendilerine avret yerleri göründü. Derhal üzerlerini cennet yapraklarıyla
örtmeye başladılar. Rableri onlara, “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı?
Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye seslendi.
23- Dediler ki: “Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.”
24- Allah dedi ki: “Birbirinizin düşmanı olarak inin (oradan). Size
yeryüzünde bir zamana kadar yerleşme ve yararlanma vardır.”
25- Allah dedi ki: “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan
(mahşere) çıkarılacaksınız.”
27- Ey Âdemoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini
soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın.
Çünkü o ve kabilesi, onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz
biz şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır.
29- De ki: “Rabbim adaleti emretti. Her secde yerinde yüzlerinizi (ona)
doğrultun. Dini Allah’a has kılarak ona ibadet edin. Sizi başlangıçta
yarattığı gibi (yine ona) döneceksiniz.”
30- Allah bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık layık oldu. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlardı.
33- De ki: “Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”
34- Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.
35- Ey Âdemoğulları! İçinizden size benim âyetlerimi anlatan Peygamberler gelir de her kim Allah’a karşı gelmekten sakınır ve halini düzeltirse, artık onlara korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir.
40- Âyetlerimizi yalanlayanlar ve o âyetlere uymayı kibirlerine
yediremeyenler var ya, onlara göklerin kapıları açılmaz. Onlar, deve iğne
deliğinden geçinceye kadar cennete de giremezler! Biz suçluları işte böyle
cezalandırırız.
55- Rabbinize alçak gönüllüce ve için için dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.
56- Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah’a (azabından) korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Şüphesiz, Allah’ın rahmeti iyilik edenlere çok yakındır.
80- Lût’u da Peygamber olarak gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti:
“Sizden önce âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı çirkin işi mi
yapıyorsunuz?”
81- “Hakikaten siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz.
Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.”
85- Medyen halkına da kardeşleri Şuayb’ı peygamber olarak gönderdik.
Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için ondan başka hiçbir ilah yoktur. Rabbinizden size açık bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların mallarını eksiltmeyin. Düzene sokulduktan sonra
yeryüzünde bozgunculuk etmeyin. İnananlar iseniz bunlar sizin için
hayırlıdır.”
94- Biz hiçbir memlekete bir peygamber göndermedik ki (karşı çıkmaktan vazgeçip) yalvarıp yakarsınlar diye ora halkını yoksulluk ve sıkıntıya uğratmış olmayalım.
95- Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği)
getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): “Atalarımız da darlığa
uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı” dediler. Biz de, farkında değillerken
onları ansızın yakaladık.
96- Eğer, o memleketlerin halkları iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler (in kapılarını) açardık. Fakat onlar yalanladılar, biz de kendilerini işledikleri günahlarından dolayı yakalayıverdik.
103- Sonra onların ardından Mûsâ’yı, apaçık mucizelerimizle Firavun’a ve
onun ileri gelen adamlarına peygamber olarak gönderdik de onları
(mucizeleri) inkar ettiler. Bak, bozguncuların sonu nasıl oldu.
104- Mûsâ dedi ki: “Ey Firavun! Şüphesiz ki ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.”
105- Bana, Allah’a karşı sadece gerçeği söylemem yaraşır. Ben size
Rabbinizden açık bir delil (mucize) getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle
gönder.
106- Firavun, “Eğer açık bir delil getirdiysen haydi göster onu bakalım,
şayet doğru söyleyenlerden isen” dedi.
107- Bunun üzerine Mûsâ asasını yere attı. Bir de ne görsünler, apaçık bir ejderha.
108- Elini (koynundan) çıkardı. Bir de ne görsünler o, bakanlar için,
bembeyaz olmuş.
109- Firavun’un kavminden ileri gelenler dediler ki: “Şüphesiz bu adam
usta bir sihirbazdır.”
110- “Sizi yerinizden çıkarmak istiyor.” Firavun ileri gelenlere, “Öyle ise siz ne düşünüyorsunuz?” dedi.
111- Onlar şöyle dediler: “Mûsâ’yı ve kardeşini (bir süre) beklet (haklarındabir işlem yapma) ve şehirlere toplayıcılar yolla.”
112- “Bütün usta sihirbazları (toplayıp) sana getirsinler.”
113- Sihirbazlar Firavun’a geldiler. “Galip gelenler biz olursak mutlaka bize bir mükafat vardır, değil mi?” dediler.
114- Firavun, “Evet. Üstelik siz (ücretle de kalmayacaksınız) mutlaka benim en yakınlarımdan olacaksınız” dedi.
115- (Sihirbazlar), “Ey Mûsâ!” Ya önce sen at, ya da önce atanlar biz
olalım” dediler.
116- (Mûsâ), “Siz atın” dedi. Bunun üzerine onlar (ellerindekini) atınca
insanların gözlerini büyülediler ve onlara korku saldılar. Büyük bir sihir
yaptılar.
117- Biz de Mûsâ’ya, “Elindeki değneğini at” diye vahyettik. Bir de ne
görsünler o, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor.
118- Böylece hak yerini buldu ve onların yapmış oldukları şeylerin hepsi
boşa çıktı.
119- Artık orada yenilmişler ve küçük düşmüşlerdi.
120- Sihirbazlar ise secdeye kapandılar.
127- Firavun’un kavminden ileri gelenler dediler ki: “Sen (sihirbazları
cezalandıracaksın da) Mûsâ’yı ve kavmini, bu ülkede fesat çıkarsınlar, seni
ve ilahlarını terk etsinler diye bırakacak mısın?” Firavun, “Biz onların
oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Biz onların üzerinde ezici bir güce sahibiz?” dedi.
128- Mûsâ kavmine, “Allah’tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz
yeryüzü Allah’ındır. Ona, kullarından dilediğini mirasçı kılar. Sonuç Allah’a
karşı gelmekten sakınanlarındır” dedi.
129- Dediler ki: “Sen bize gelmeden önce de bize işkence edildi, geldikten
sonra da.” Mûsâ, “Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizi bu
yerde (Mısır’da) egemen kılıp, nasıl davranacağınıza bakacaktır” dedi.
130- Andolsun biz, Firavun ailesini, öğüt alsınlar diye yıllarca süren kıtlık ve
ürün eksikliği ile cezalandırdık.
131- Fakat onlara iyilik geldiği zaman, “Bu bizimdir, (biz çalışıp kazandık)” derler. Eğer başlarına bir kötülük gelirse Mûsâ ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlardı. İyi bilin ki onların uğursuzluk sebebi ancak Allah katında (yazılı)dır. Fakat çokları bilmezler.
132- Dediler ki: “Bizi büyülemek için her ne getirirsen getir, biz sana
inanacak değiliz.”
133- Biz de, her biri ayrı ayrı birer mucize olmak üzere başlarına tufan,
çekirge, ürün güvesi (haşerât), kurbağalar ve kan gönderdik. (Hiçbirinden
ders almadılar.) Büyüklük tasladılar ve suçlu bir kavim oldular.
134- Üzerlerine azap çökünce, “Ey Mûsâ! Rabbinin sana verdiği söz
uyarınca bizim için dua et. Eğer azabı üzerimizden kaldırırsan, mutlaka
sana inanacağız ve İsrailoğullarını seninle birlikte elbette göndereceğiz”
dediler.
135- Fakat erişecekleri bir süreye kadar biz azabı üzerlerinden kaldırınca
hemen yeminlerini bozarlar.
136- Bu yüzden onlardan intikam aldık. Âyetlerimizi yalanlamaları ve onları umursamamaları sebebiyle kendilerini denizde boğduk.
138- İsrailoğullarını denizden geçirdik. Derken, kendilerine ait putlara
tapan bir kavme rastladılar. İsrailoğulları, “Ey Mûsâ! Onların kendilerine ait ilahları (putları) olduğu gibi sen de bize ait bir ilah yapsana” dediler. Mûsa şöyle dedi: “Şüphesiz siz cahillik eden bir kavimsiniz.”
139- Şüphesiz bunların (din diye) içinde bulundukları şey yok olmaya
mahkumdur. Yapmakta olduklarının hepsi batıldır.”
140- “Sizi âlemlere üstün kılmış iken, Allah’tan başka ilah mı araştırayım
size?”
141- Hani sizi Firavun ailesinden kurtarmıştık. Onlar size en kötü işkenceyi uyguluyorlardı. Oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.
142- Mûsâ’ya otuz gece süre belirledik, buna on (gece) daha kattık. Böylece Rabbinin belirlediği vakit kırk geceye tamamlandı. Mûsâ kardeşi Hârûn’a, “Kavmim arasında benim yerime geç ve yapıcı ol. Sakın bozguncuların yoluna uyma” dedi.
143- Mûsa, belirlediğimiz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona konuşunca,
“Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım” dedi. Allah da, “Beni
(dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. Rabbi dağa tecelli edince onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca, “Seni eksikliklerden uzak tutarım. Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim” dedi.
148- Mûsâ’nın kavmi onun (Tur’a gitmesinin) ardından, ziynet eşyalarından, böğürmesi olan bir buzağı heykeli (yaparak ilah) edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onlara hiçbir yol göstermediğini görmediler mi? (Böyle iken) onu (ilah) edindiler de zalim kimseler oldular.
149- İsrailoğulları (yaptıklarına) pişman olup, gerçekten sapmış olduklarını görünce, “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz” dediler.
150- Mûsâ, kavmine kızgın ve üzgün olarak döndüğünde, “Benden sonra
arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi
ettiniz?” dedi. (Öfkesinden) levhaları attı ve kardeşinin saçından tuttu, onu kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi) “Ey anamoğlu” dedi, “Kavim beni güçsüz buldu. Az kalsın beni öldürüyorlardı. Sen de bana böyle davranarak düşmanları sevindirme. Beni o zalimler topluluğu ile bir tutma.”
151- (Mûsâ), “Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla. Bizi kendi rahmetine sok. Sen merhametlilerin en merhametlisisin” dedi.
154- Mûsâ’nın öfkesi dinince (attığı) levhaları aldı. Onların yazısında Rableri için korku duyanlara bir hidayet ve bir rahmet vardı.
155- Mûsâ, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca (bayıldılar). Mûsâ, “Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de bundan önce helak ederdin. Şimdi içimizden bir takım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helak mı edeceksin? Bu sırf senin bir imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya iletirsin. Sen bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen bağışlayanların en hayırlısısın” dedi.
159- Mûsâ’nın kavminden (insanları) hak ile doğru yola ileten ve onunla
adaletli davranan bir topluluk da vardı.
168- Biz onları yeryüzünde parça parça topluluklara ayırdık. Onlardan iyi kimseler vardır. İçlerinden öyle olmayanları da vardı. Belki dönüş yaparlar diye de onları güzellikler ve kötülükler ile sınadık.
175- Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz halde onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat.
176- Dileseydik o âyetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o dünyaya
saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin
durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi haline
bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan toplumun
durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler.
179- Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla
anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla
işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi,
hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.
180- En güzel isimler Allah’ındır. O’na o güzel isimleriyle dua edin ve O’nun isimleri hakkında gerçeği çarpıtanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasına çarptırılacaklardır.
181- Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile
adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır.
182- Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, biz onları bilemeyecekleri bir
yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz.
183- Ben onlara mühlet veririm. Şüphesiz benim tuzağım çetindir.
186- Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek kimse yoktur. Allah onları azgınlıkları içinde bırakır, bocalayıp dururlar.
187- Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya
çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O size ancak ansızın
gelecektir.” Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki:
“Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.”
193- Onları doğru yola çağırsanız size uymazlar. Onları çağırsanız da,
sussanız da sizin için birdir (sonuç alamazsınız).
200- Eğer şeytandan bir kışkırtma seni dürterse, hemen Allah’a sığın.
Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
201- Şüphe yok ki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, kendilerine
şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman iyice düşünürler (Allah’ı
hatırlarlar da) sonra hemen gözlerini açarlar.
202- Şeytanlara kardeş olanlara gelince, şeytanlar onları azgınlığın içine
çekerler, sonra da bundan hiç geri durmazlar.
204- Kur’an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size
merhamet edilsin.
205- Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle
sabah-akşam zikret ve gafillerden olma.
CİN SURESİ
6- “Doğrusu insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazılarına sığınırlardı da, cinler onların taşkınlıklarını artırırlardı.”
10- “Hakikaten biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?”
11- “Doğrusu içimizde salih olanlar da var, olmayanlar da. Ayrı ayrı yollar tutmuşuz.”
YASİN SURESİ
68- Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz
(gücünü azaltırız). Hâlâ düşünmeyecekler mi?
FURKAN SURESİ
2- O, göklerin ve yeryüzünün mülkü (hükümranlığı) kendisine ait olandır.
Çocuk edinmemiştir. Mülkünde hiçbir ortağı da yoktur. O her şeyi yaratmış ve yarattığı şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir.
FATIR SURESİ
45- Eğer Allah insanları, kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak
olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir.
MERYEM SURESİ
16-17- Kitapta (Kur’an’da) Meryem’i de an Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail’i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü.
18- Meryem, “Senden, Rahmân’a sığınırım. Eğer Allah’tan çekinen biri isen (bana kötülük etme)” dedi.
19- Cebrail, “Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk
bağışlamak için gönderildim” dedi.
20- Meryem, “Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım halde, benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi.
21- Cebrail, “Evet, öyle. Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu
insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir” dedi.
22- Böylece Meryem çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi.
28- “Ey Hârûn’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi.”
29- Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti.
“Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?” dediler.
30- Bebek şöyle konuştu: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. Bana kitabı
(İncil’i) verdi ve beni bir peygamber yaptı.”
34- Hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre Meryem oğlu İsa işte budur.
35- Allah’ın çocuk edinmesi düşünülemez. O bundan yücedir, uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece “ol!” der ve o da oluverir.
41- Kitapta İbrahim’i de an. Gerçekten o, son derece dürüst bir kimse, bir peygamber idi.
42- Hani babasına şöyle demişti: “Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?”
43- “Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy ki
seni doğru yola ileteyim.”
44- “Babacığım! Şeytana tapma! Çünkü şeytan Rahmân’a isyankâr
olmuştur.”
45- “Babacığım! Doğrusu ben, sana, çok esirgeyici Rahmân tarafından bir
azabın dokunmasından, böylece şeytana bir dost olmandan korkuyorum.”
46- Babası, “Ey İbrahim! Sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, mutlaka seni taşa tutarım. Uzun bir süre benden uzaklaş!” dedi.
47- İbrahim şöyle dedi: “Esen kal! Senin için Rabbimden af dileyeceğim.
Şüphesiz O, beni nimetleriyle kuşatmıştır.”
48- “Sizi ve Allah’tan başka taptıklarınızı terk ediyor ve Rabb’ime ibadet
ediyorum. Rabbime ibadet etmekle de mutsuz olmayacağımı umuyorum.”
49- İbrahim, onları da onların taptıklarını da terk edince ona İshak ile
Yakub’u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.
50- Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili var ettik (güzel bir söz ile anılmalarını temin ettik).
54- Kitap’ta İsmail’i de an. Şüphesiz o sözünde duran bir kimse idi. Bir
resül, bir nebi idi.
55- Ailesine namaz ve zekatı emrederdi. Rabb’inin katında da hoşnutluğa
ulaşmıştı.
56- Kitap’ta İdris’i de an. Şüphesiz o doğru sözlü bir kimse, bir nebi idi.
57- Onu yüce bir makama yükselttik.
58- İşte bunlar, Adem’in ve Nûh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin
soyundan, İbrahim’in, Yakub’un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin
soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebîlerdir. Kendilerine Rahmân’ın
âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
71- (Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir.
72- Sonra Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş halde bırakırız.
88- Onlar, “Rahmân bir çocuk edindi” dediler.
89- Andolsun, siz çok çirkin bir şey ortaya attınız.
90-91- Rahman’a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler
parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir!
92- Halbuki Rahmân’a bir çocuk edinmek yakışmaz.
93- Göklerdeki ve yerdeki herkes Rahman’a kul olarak gelecektir.
TAHA SURESİ
2-3- (Ey Muhammed!) Biz Kur’an’ı sana sıkıntı çekesin diye değil, ancak
(Allah’ın azabından) korkacaklara bir öğüt (bir uyarı) olsun diye indirdik.
39- “Onu (bebek Mûsâ’yı) sandığın içine koy ve denize (Nil’e) bırak ki, deniz onu kıyıya atsın da kendisini, hem bana düşman, hem de ona düşman olan birisi (Firavun) alsın. Sana da, ey Mûsâ, sevilesin ve gözetimimizde yetiştirilesin diye tarafımızdan bir sevgi bırakmıştım.
40- “Hani kız kardeşin (Firavun ailesine) gidiyor ve “size onun bakımını
üstlenecek kimseyi göstereyim mi?” diyordu. Derken, gözü aydın olsun,
üzülmesin diye seni annene döndürdük.6 (Sana baktı, büyüdün) ve (kazara) bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık seni sıkı bir denemeden geçirdik (ve kaçıp Medyen’e gittin). Medyen halkı içinde yıllarca kaldın sonra (peygamber olman için) takdir edilmiş bir zamanda (Tûr’a) geldin ey Mûsâ!”
115- Andolsun, bundan önce biz Adem’e (cennetteki ağacın meyvesinden
yeme diye) emrettik. O ise bunu unutuverdi. Biz onda bir kararlılık
bulmadık.
VAKİA SURESİ
60-61- Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir
şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik. (Bu
konuda) bizim önümüze geçilmez.
ŞUARA SURESİ
69- Onlara İbrahim’in haberini de oku.
70- Hani o babasına ve kavmine, “Neye tapıyorsunuz?” demişti.
71- “Putlara tapıyoruz ve onlara tapmağa devam edeceğiz” demişlerdi.
72- İbrahim dedi ki: “Onlara yalvardığınızda sizi işitiyorlar mı?”
73- “Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?”
74- “Hayır, ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk” dediler.
75-76- İbrahim şöyle dedi: “Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri
gördünüz mü?”
77- “Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak âlemlerin Rabbi olan Allah dostumdur.”
181- Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın.”
182- “Doğru terazi ile tartın.”
183- “İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde
bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”
208- Biz hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helak etmedik.
209- Bu bir hatırlatmadır. Biz zalim değiliz.
221- Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?
222- Onlar, her günahkâr yalancıya inerler.
223- Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır.
NEML SURESİ
4- Şüphesiz, ahiret hayatına inanmayanların işlerini biz kendilerine güzel
göstermişizdir de o yüzden bocalayıp dururlar.
17- Süleyman’ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen
orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk
ediliyorlardı.
KASAS SURESİ
59. Rabbin, ülkelerin merkezî yerlerine, kendilerine âyetlerimizi okuyan
bir peygamber göndermedikçe memleketleri helak edici değildir. Zaten biz, halkları zalim olmadıkça memleketleri helak etmeyiz.
73. Allah, rahmetinden ötürü geceyi içinde dinlenesiniz; gündüzü de,
lütfundan isteyesiniz ve şükredesiniz diye sizin için yarattı.
İSRA SURESİ
4- Biz, Kitap'ta (Tevrat'ta) İsrailoğullarına, "Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz" diye hükmettik.
5- Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince (sizi cezalandırmak için) üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, herhâlde yerine gelmesi gereken bir va'd idi.
6- Sonra onlara karşı size tekrar egemenlik verdik. Mallar ve çocuklarla sizi güçlendirdik; sayınızı daha da çoğalttık.
7- İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz. İkinci bozgunculuğun zamanı gelince,
yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide (Beyt-i
Makdis'e) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye
(üzerinize yine düşmanlarınızı gönderdik.)
11- İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.
23- Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya
iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi
senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara "öf!" bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.
26- Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp
savurma.
27- Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine
karşı çok nankörlük etmiştir.
33- Haklı bir sebep olmadıkça, Allah'ın, öldürülmesini haram kıldığı cana
kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir.
Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü
kendisine yardım edilmiştir.
35- Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha
hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir.
37- Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın,
boyca da dağlara asla erişemezsin.
53- Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü
şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.
61- Hani meleklere, "Adem için saygı ile eğilin" demiştik, onlar da saygı ile eğilmişlerdi. Yalnız İblis saygı ile eğilmemiş, "Hiç ben, çamur halinde
yarattığın kimse için saygı ile eğilir miyim?" demişti.
62- Yine demişti ki: "Benden üstün tuttuğun kişi bu mu, söyler misin?
Andolsun eğer beni kıyamete kadar ertelersen, onun soyunu, pek azı hariç, (azdırarak) kontrolüm altına alacağım."
70- Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde
taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları
yarattıklarımızın bir çoğundan üstün kıldık.
89-Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlara her türlü misali değişik şekillerde
açıkladık. Yine de insanların çoğu ancak inkarda direttiler.
95- De ki: "Eğer yeryüzünde, (insanlar yerine), yerleşip dolaşan melekler
olsaydı, elbette onlara gökten bir melek peygamber indirirdik."
YUNUS SURESİ
12- İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek
otururken, gerekse ayakta iken (her halinde bu sıkıntıdan kurtulmak için)
bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki
kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler, böylece süslenmiş (hoş
gösterilmiş)tir.
13- Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri halde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız.
14- Sonra, nasıl davranacağınızı görelim diye, onların ardından yeryüzünde sizi onların yerine getirdik.
37- Bu Kur'an, Allah'tan (indirilmiş olup) başkası tarafından
uydurulmamıştır. Fakat o kendinden öncekileri doğrulayıcı ve Kitabı
(Allah'ın levh-i mahfuzdaki yazısını) açıklayıcı olarak, indirilmiştir. Bunda
hiçbir şüphe yoktur. (O) âlemlerin Rabbi tarafındandır.
44- Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar
kendilerine zulmederler.
57- Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifâ ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur'an) geldi.
62- Bilesiniz ki, Allah'ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar
üzülmeyeceklerdir de.
67- O, içinde dinlenesiniz diye geceyi sizin için (karanlık); gündüzü ise
aydınlık kılandır. Şüphesiz bunda işiten bir toplum için ibretler vardır.
95- Sakın Allah'ın âyetlerini yalanlayanlardan da olma! Yoksa zarara
uğrayanlardan olursun.
96, 97- Şüphesiz, haklarında Rabbinin sözü (hükmü) gerçekleşmiş olanlar
kendilerine bütün mucizeler gelse bile, elem dolu azabı görünceye kadar
inanmazlar.
99- Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekün iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mü'min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın?
HUD SURESİ
7- O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için,
henüz Arş'ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede)
yaratandır. Böyle iken "Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz" desen,
inkarcılar "Mutlaka bu apaçık bir büyüdür" derler.
15- Kim yalnız dünya hayatını ve onun zinetini isterse, biz onlara
yaptıklarının karşılığını orada tastamam öderiz. Orada onlar bir eksikliğe
uğratılmazlar.
16- İşte onlar, kendileri için âhirette ateşten başka bir şey olmayan
kimselerdir. (Dünyada) yaptıkları şeyler, orada boşa gitmiştir. Zaten bütün yapmakta oldukları da boş şeylerdir.
118, 119- Rabbin dileseydi insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet
yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım" sözü kesinleşti.
YUSUF SURESİ
Yusuf peygamberin hayatı anlatılıyor.
111. Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır.
Kur'an uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik
eden, her şeyi ayrı ayrı açıklayan ve inanan bir toplum için de bir yol
gösterici ve bir rahmettir.
HİCR SURESİ
2. İnkar edenler, "Keşke müslüman olsaydık" diye çok arzu
edeceklerdir.
9. Şüphesiz o zikri (Kur'an'ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da
elbette biziz.
26. Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan
yarattık.
27. Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık.
39, 40. İblis, "Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki
yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa
erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım" dedi.
41, 42. Allah, "İşte bu bana ulaştıran dosdoğru yoldur. Azgınlardan
sana uyanlar dışında, kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin yoktur"
dedi.
43. Şüphesiz cehennem, onların hepsinin buluşacağı yerdir.
44. Onun yedi kapısı vardır ve her kapıya onlardan bir grup ayrılmıştır.
ENAM SURESİ
2. O öyle bir Rab'dır ki, sizi çamurdan yaratmış, sonra (her birinize) bir
ecel tayin etmiştir. (Kıyametin kopması için) belirlenmiş bir ecel de onun
katındadır. Siz ise hâlâ şüphe ediyorsunuz.
6. Onlardan önce nice nesilleri helak ettiğimizi görmediler mi?
Yeryüzünde size vermediğimiz imkan ve iktidarı onlara vermiştik. Onlara
bol bol yağmur yağdırmıştık. Topraklarından nehirler akıttık. Sonra da
günahları sebebiyle onları helak ettik ve arkalarından başka bir nesil var
ettik.
25. İçlerinden, (Kur'an okurken) seni dinleyenler de var. Onu
anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler (gereriz), kulaklarına ağırlık
koyarız. Her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar. Hatta tartışmak üzere sana geldiklerinde inkâr edenler, "Bu (Kur'an) evvelkilerin
masallarından başka bir şey değil" derler.
32. Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret
yurdu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ
akıllanmayacak mısınız?
35. Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin
dibine inerek, yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize
getirmeye gücün yetiyorsa durma, yap! Eğer Allah dileseydi elbette onları
hidayet üzere toplardı. O halde sakın cahillerden olma.
38. Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her
tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp
getirilecekler.
48. Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak
göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.
68. Âyetlerimiz hakkında dedikoduya dalanları gördüğün vakit başka bir
söze dalıncaya kadar onlardan yüz çevir, uzaklaş. Şayet şeytan sana
unutturursa hatırladıktan sonra (kalk), o zalimler grubu ile beraber oturma. O, sizi bir tek candan yaratandır. Sizin bir karar kılma yeriniz, bir de emanet bırakılma yeriniz var. Biz anlayan bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıklamışızdır.
101. O, gökleri ve yeri örnekleri yokken yaratandır. O'nun bir eşi olmadığı halde nasıl bir çocuğu olabilir? Halbuki her şeyi O yarattı. O her şeyi hakkıyla bilendir.
112. İşte böylece biz her Peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman
kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin
dileseydi bunu yapamazlardı. O halde onları iftiralarıyla baş başa bırak.
113. Bir de (şeytanlar), ahirete inanmayanların gönülleri bu yaldızlı
sözlere meyletsin, onlardan hoşlansınlar ve işleyecekleri günahları
işlesinler diye (bu fısıldamayı yaparlar).
151. (Ey Muhammed!) De ki: "Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri
okuyayım: Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın.
Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz
rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine
de yaklaşmayın. Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça Allah'ın haram
(dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız."
152. Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde
yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün
yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman
yakınınız bile olsa adil olun. Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti.
159. Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış
olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah'a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.
160. Kim bir iyilik yaparsa ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez.
165. O, sizi yeryüzünde halifeler (oraya hakim kimseler) yapan, size
verdiği nimetler konusunda sizi sınamak için bazınızı bazınıza derece
derece üstün kılandır. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır. Şüphe yok ki
O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
SAFFAT SURESİ
58, 59. "Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap
edilmeyecek miymiş?"
151, 152. İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, "Allah çocuk sahibi
oldu" diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar.
LOKMAN SURESİ
6. İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o
yolu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız sözleri satın alır.
İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.
17- Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen
musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş
işlerdendir."
18. "Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde
böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni sevmez."
27. Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa,
arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah'ın sözleri (yazmakla) yine de
tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
SEBE SURESİ
3. İnkar edenler, "Kıyamet bize gelmeyecektir" dediler. De ki: "Hayır,
öyle değil, gaybı bilen Rabbime andolsun ki, Kıyamet size mutlaka
gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığında bir şey bile ondan
gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa hepsi apaçık bir
kitaptadır."
5. Âyetlerimizi geçersiz kılmak için yarışırcasına çaba harcayanlar var
ya; işte onlar için elem dolu, çok kötü bir azap vardır.
10, 11. Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir lütuf verdik. "Ey dağlar!
Kuşların eşliğinde onunla birlikte tespih edin" dedik ve "(Bütün vücudu
örtecek) zırhlar yap, işçilikte de ölçüyü tuttur diye demiri ona yumuşattık.
"Salih amel işleyin. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı görürüm" diye vahyettik.
12. Süleyman'ın emrine de, sabah esişi bir ay, akşam esişi de bir ay(lık
yol) olan rüzgarı verdik. Erimiş bakır ocağını da ona sel gibi akıttık.
Cinlerden de Rabbinin izniyle onun önünde çalışanlar vardı. İçlerinden kim
bizim emrimizden çıkarsa ona alevli ateş azabını tattırırız.
13. Cinler Süleyman için dilediği biçimde kaleler, heykeller, havuz gibi
çanaklar ve sabit kazanlar yapıyorlardı. Ey Davûd ailesi şükredin!
Kullarımdan şükredenler pek azdır.
14. Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun ölümünü onlara
ancak değneğini yemekte olan bir kurt gösterdi. Süleyman'ın cesedi
yıkılınca cinler anladılar ki, eğer gaybı bilmiş olsalardı aşağılayıcı azap
içinde kalmamış olacaklardı.
20. Şeytan sebe halkı hakkındaki zannını doğru çıkardı. İnananlardan bir
grup dışında hepsi ona uydular.
21. Oysa şeytanın onlar üzerinde hiçbir hakimiyeti yoktu. Ancak ahirete
inananları, onun hakkında şüphe içinde bulunanlardan ayırt edelim diye
(ona bu fırsatı verdik). Senin Rabbin her şey üzerinde hakiki bir
koruyucudur.
28. Biz seni (hazreti Muhammedi) ancak bütün insanlara müjdeleyici ve
uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.
34. Biz hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek oranın şımarık
zenginleri, "Biz, sizinle gönderileni inkar ediyoruz" demişlerdir.
40. Allah'ın, onları hep birden toplayacağı, sonra da meleklere, "Bunlar
mı size ibadet ediyorlardı?" diyeceği günü bir hatırla!
41. (Melekler) derler ki: "Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil,
sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Onların
çoğu cinlere inanıyordu."
ZUMER SURESİ
4. Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini
seçerdi. O bundan uzaktır, yücedir. O bir ve her şey üzerinde mutlak otorite sahibi olan Allah'tır.
7. Eğer inkar ederseniz şüphesiz ki Allah sizin iman etmenize muhtaç
değildir. Ama kullarının inkar etmesine razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizin için buna razı olur. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü
yüklenmez. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O da size yaptıklarınızı
haber verir. Çünkü O göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilir.
27. Andolsun, öğüt alsınlar diye biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü
misali verdik.
37. Allah kimi de doğru yola iletirse artık onu saptıracak hiç kimse
yoktur. Allah mutlak güç sahibi, intikam sahibi değil midir?
54. Azap size gelmeden önce Rabbinize dönün ve O'na teslim olun.
Sonra size yardım edilmez.
55, 56. Farkında olmadan azap size ansızın gelmeden önce,
Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun ki, kişi, "Allah'ın yanında,
işlediğim kusurlardan dolayı vay halime! Gerçekten ben alay edenlerden
idim" demesin.
57. Yahut, "Allah beni doğru yola iletseydi elbette O'na karşı gelmekten
sakınanlardan olurdum" demesin.
58. Yahut azabı gördüğünde, "Keşke benim için dünyaya bir dönüş daha
olsa da iyilik yapanlardan olsam" demesin.
59. (Allah şöyle diyecek:) "Hayır, öyle değil! Âyetlerim sana geldi de sen
onları yalanladın, büyüklük tasladın ve inkarcılardan oldun."
MÜMİN SURESİ
41. "Ey kavmim! Bu ne hal? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz ise beni
ateşe çağırıyorsunuz."
51. Şüphesiz ki, peygamberlerimize ve iman edenlere dünya hayatında
ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.
56. Allah'ın âyetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delilleri olmaksızın
tartışanlar var ya, onların kalplerinde ancak bir büyüklük taslama vardır.
Onlar, tasladıkları büyüklüğe asla ulaşmazlar. Sen Allah'a sığın. Şüphesiz O
hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
60. Rabbiniz şöyle dedi: "Bana dua edin, duânıza cevap vereyim. Bana
kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir halde cehenneme
gireceklerdir."
61. Allah, içinde rahat edesiniz diye geceyi ve (her şeyi) gösterici
(aydınlık) olarak da gündüzü yaratandır. Şüphesiz Allah, insanlara karşı
sonsuz iyilik sahibidir, fakat insanların çoğu şükretmezler.
FUSSİLLET SURESİ
29. (Ateşe giren) inkârcılar şöyle derler: "Rabbimiz! Cinlerden ve
insanlardan bizi saptıranları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalımki en aşağılıklardan olsunlar."
30. Şüphesiz "Rabbimiz Allah'tır" deyip de, sonra dosdoğru olanlar var
ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: "Korkmayın,
üzülmeyin, size (dünyada iken) vadedilmekte olan cennetle sevinin!"
33. Allah'a çağıran, salih amel işleyen ve "Kuşkusuz ben
müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir?
34. İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de
bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost
oluvermiştir.
36. Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen
Allah'a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
46. Kim iyi bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi
aleyhinedir. Rabbin kullara (zerre kadar) zulmedici değildir.
51. İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirir ve yan çizer. Başına bir
kötülük gelince de yalvarmaya koyulur.
ŞURA SURESİ
18. Kıyamete inanmayanlar, onun çabuk kopmasını isterler. İnananlar
ise, ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki, Kıyamet
günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.
20. Kim âhiret kazancını isterse, onun kazancını artırırız. Kim de dünya
kazancını isterse, ona da istediğinden veririz, fakat onun ahirette hiçbir
payı yoktur.
27. Allah kullarına (tümüne birden) rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde
mutlaka azgınlık ederlerdi. Fakat O, rızkı dilediği ölçüde indirir. Şüphesiz O, kullarından hakkıyla haberdardır ve onları hakkıyla görendir.
30. Başınıza her ne musibet gelirse kendi yaptıklarınız yüzündendir. O,
yine de çoğunu affeder.
40. Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür (ona denk bir
cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse onun mükafatı Allah'a aittir.
Şüphesiz O, zâlimleri sevmez.
41. Zulme uğradıktan sonra, kendini savunup hakkını alan kimseye (ceza
vermek için) bir yol yoktur.
42. Ceza yolu ancak insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere
taşkınlık edenler içindir. İşte onlar için elem dolu bir azap vardır.
48. Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik.
Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet
tattırdığımızda ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara
bir kötülük dokunursa o zaman da insan pek nankördür.
51. Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından
konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz
O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.
ZUHRUF SURESİ
20. "Eğer Rahmân dileseydi biz onlara kulluk etmezdik" dediler. Bu
konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar.
33. Eğer bütün insanlar (kafirlere verdiğimiz nimetlere bakıp küfürde
birleşen) bir tek ümmet olacak olmasalardı, Rahmân'ı inkar edenlerin
evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık.
36. Kim, Rahmân'ın Zikri'ni görmezlikten gelirse biz onun başına bir
şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.
37. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise
doğru yolda olduklarını sanırlar.
74. Şüphesiz suçlular cehennem azabında devamlı kalacaklardır.
75. Azapları hafifletilmeyecektir. Onlar azap içinde ümitsizdirler.
76. Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar, kendileri zâlim idiler.
77. (Görevli meleğe şöyle seslenirler:) "Ey Mâlik! Rabbin bizim işimizi
bitirsin." O da, "Siz hep böyle kalacaksınız" der.
78. Andolsun, size hakkı getirdik. Fakat çoğunuz haktan
hoşlanmayanlarsınız.
79. Yoksa (gerçeği kabul etmeme konusunda) bir işe kesin karar mı
verdiler? Şüphesiz biz de (onları cezalandırmakta) kararlıyız.
81. (Ey Muhammed!) De ki: "Eğer Rahmân'ın bir çocuğu olsaydı, ona
kulluk edenlerin ilki ben olurdum."
DUHAN SURESİ
38. Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlenmek için
yaratmadık.
39. Biz onları ancak hak ve hikmete uygun olarak yarattık. Ama onların
çoğu bilmiyorlar.
56. Cennette ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları
cehennem azabından korumuştur.
CASİYE SURESİ
23. Nefsinin arzusunu ilah edinen, Allah'ın; (halini) bildiği için saptırdığı
ve kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün
mü? Şimdi onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ düşünüp
ibret almayacak mısınız?
AHKAF SURESİ
13. "Şüphesiz Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da dosdoğru olanlara
hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de.
19. Herkesin yaptıklarına göre dereceleri vardır. (Bu da) Allah'ın onlara
yaptıklarının karşılığını tastamam vermesi içindir. Aslâ kendilerine haksızlık yapılmaz.
29. Hani Kur'an'ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik.
Onlar, onun huzuruna gelince birbirlerine, "Susun!" dediler. Kur'an'ın
okunması bitince de uyarıcı olarak kavimlerine döndüler.
ZARİAT SURESİ
20, 21. Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde
birçok alametler vardır. Hâlâ görmüyor musunuz?
56. Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
GASİYE SURESİ
Kıyamet anlatılıyor.
KEHF SURESİ
2, 3, 4. (Allah onu), katından gelecek şiddetli bir azap ile
(inanmayanları) uyarmak, salih ameller işleyen mü'minleri, içlerinde ebedi
olarak kalacakları güzel bir mükâfat (cennet) ile müjdelemek ve "Allah bir
çocuk edindi" diyenleri de uyarmak için dosdoğru bir kitap kıldı.
5. Bu konuda ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ne
büyük bir söz (bu) ağızlarından çıkan! Onlar ancak yalan söylüyorlar.
7. İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim diye
şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona bir zinet yaptık.
9. Yoksa sen, (sadece) Ashab-ı Kehf ve Ashab-ı Rakîm'i mi bizim ibret
verici delillerimizden sandın?
10. Hani o gençler mağaraya sığınmışlardı da, "Ey Rabbimiz! Bize
katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır" demişlerdi.
11. Bunun üzerine biz de nice yıllar onların kulaklarını (dış dünyaya)
kapattık. (Onları uyuttuk)
12. Sonra onları uyandırdık ki, iki zümreden hangisinin bekledikleri
süreyi daha iyi hesap ettiğini bilelim.
13. Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz
onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini
artırmıştık.
18. Uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırsın. Biz onları sağa
sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın girişinde iki kolunu uzatmış
(yatmakta idi.) Onları görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirip kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı.
19. Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden
biri: "Ne kadar kaldınız"? dedi. (Bir kısmı) "Bir gün, ya da bir günden az",
dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi
bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir
halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin."
23. Hiçbir şey hakkında sakın "yarın şunu yapacağım" deme!
24. Ancak, "Allah dilerse yapacağım" de. Unuttuğun zaman Rabbini an
ve "Umarım Rabbim beni, bundan daha doğru olana ulaştırır" de.
25. Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklediler.
50. Hani biz meleklere, "Adem için saygı ile eğilin" demiştik de İblis'ten
başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri
dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da İblis'i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Halbuki onlar sizin için birer düşmandırlar. Bu, zalimler için ne kötü bir bedeldir!
54. Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü misali değişik
şekillerde açıkladık. Fakat insan tartışmaya her şeyden daha çok
düşkündür.
65. Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir
rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
66. Mûsâ ona, "Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi
öğretmen için sana tabi olayım mı?" dedi.
67. Adam şöyle dedi: "Doğrusu sen benimle beraberliğe asla
sabredemezsin."
68. "İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?"
69. Mûsâ, "İnşallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı
gelmeyeceğim" dedi.
70. O da şöyle dedi: "O halde eğer bana tabi olacaksan, ben sana
söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın."
71. Derken yola koyuldular. Nihayet, bir gemiye bindiklerinde (adam)
gemiyi deldi. Mûsâ, "Sen onu içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu,
şaşılacak bir iş yaptın." dedi.
72. Adam, "Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin, demedim mi?"
dedi.
73. Mûsâ, "Unuttuğum için bana çıkışma ve bu işimde bana güçlük
çıkarma!" dedi.
74. Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında
adam (hemen) onu öldürdü. Mûsâ, "Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz
birini mi öldürdün? Andolsun çok kötü bir iş yaptın!" dedi.
75. Adam, "Sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim
mi?" dedi.
76. Mûsâ, "Eğer bundan sonra sana bir şey hakkında soru sorarsam,
artık benimle arkadaşlık etme. Doğrusu, tarafımdan (dilenecek son) özre
ulaştın (bu son özür dileyişim)" dedi.
77. Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan
yiyecek istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada
yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Adam hemen o duvarı doğrulttu. Mûsâ, "İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın" dedi.
78. Adam, "İşte bu birbirimizden ayrılmamız demektir" dedi. "Şimdi sana
sabredemediğin şeylerin içyüzünü anlatacağım."
79. "O gemi, denizde çalışan bir takım yoksul kimselere ait idi. Onu
yaralamak istedim, çünkü onların ilerisinde, her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı."
80. "Çocuğa gelince, anası babası mü'min insanlardı. Onları azgınlığa ve
küfre sürüklemesinden korktuk."
81. "Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha
merhametli bir çocuk vermesini diledik."
82. "Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir
define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına
ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını
istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin,
sabredemediğin şeylerin içyüzü budur."
83. (Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar.
De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım."
84. Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda
(amacına ulaşabileceği) bir yol verdik.
85. O da (Batı'ya gitmek istedi ve) bir yol tuttu.
86. Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde
batar (gibi) buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. "Ey Zülkarneyn! Ya
(onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın" dedik.
87. Zülkarneyn, "Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o
Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır" dedi.
89. Sonra yine (doğuya doğru) bir yol tuttu.
90. Güneşin doğduğu yere ulaşınca onu, kendileriyle güneş arasına örtü
koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu.
91. İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır.
92. Sonra yine bir yol tuttu.
93. İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü
anlamayan bir halk buldu.
94. Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Ye'cüc ve Me'cüc (adlı kavimler)
yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel
yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?"
95. Zülkarneyn, "Rabbimin bana verdiği (imkan ve kudret, sizin
vereceğiniz vergiden) daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım" dedi.
96. "Bana (yeterince) demir madeni getirin" dedi. İki yamacın arasındaki
boşluğu (dağlarla) bir hizaya getirince "körükleyin!" dedi. Demiri eritip kor
(gibi) yapınca da, "Bana erimiş bakır getirin, bunun üzerine boşaltayım"
dedi.
97. Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.
NAHL SURESİ
4. İnsanı nutfeden (bir damla sudan) yarattı. Böyle iken bakarsın ki o,
Rabbine açık bir hasım kesilmiştir
9. Doğru yolu göstermek Allah'a aittir. Yolun eğrisi de vardır. Allah
dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.
18. Halbuki Allah'ın nimetini saymaya kalksanız onu sayamazsınız.
Şüphesiz Allah; çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
61. Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı,
yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar
erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne
geçebilirler.
68. Rabbin bal arısına şöyle ilham etti: "Dağlardan, ağaçlardan ve
insanların yaptıkları çardaklardan (kovanlardan) kendine evler edin."
69. "Sonra meyvelerin hepsinden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı
(yaylım) yollarına gir." Onların karınlarından çeşitli renklerde bal çıkar.
Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir (toplum) için bir ibret vardır.
71. Allah rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün kıldı. Üstün
kılınanlar rızıklarını ellerinin altındakilere vermezler ki rızıkta hep eşit
olsunlar. Şimdi Allah'ın nimetini mi inkar ediyorlar?
78. Allah sizi, analarınızın karnından siz hiçbir şey bilmez durumda iken
çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.
90. Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi
emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız
diye size öğüt veriyor.
99. Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden
kimseler üzerinde bir hakimiyeti yoktur.
100. Şeytanın hakimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah'a ortak
koşanlar üzerindedir.
NUH SURESİ
1. Haberiniz olsun ki, Biz Nuh'u: "Kendilerine elim bir azap gelmeden
önce kavmini uyar!" diye kavmine gönderdik.
2. Dedi ki: "Ey kavmim, haberiniz olsun, ben size açık bir uyarıcıyım!
3. Şöyle ki, Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun ve bana itaat edin!
4. Günahlarınızı bağışlasın ve sizi belirli bir vakte kadar ertelesin.
Kuşkusuz, Allah'ın takdir ettiği vakit gelince ertelenmez, eğer bilseydiniz!"
5. Dedi ki: "Ey Rabbim, ben kavmimi gece gündüz davet ettim.
6. Fakat benim çağırmam, sadece onların kaçmalarını artırdı.
7. Ve ben, onları bağışlaman için her davet ettiğimde onlar,
parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve
kibirlendikçe kibirlendiler.
İBRAHİM SURESİ
3. Dünya hayatını ahirete tercih edenler, (insanları) Allah yolundan
çevirip onu eğri ve çelişkili göstermek isteyenler var ya, işte onlar derin bir sapıklık içindedirler.
21. İnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkacak ve güçsüzler büyüklük
taslayanlara diyecek ki: "Şüphesiz bizler size uymuştuk, şimdi siz az bir şey
olsun Allah'ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?" Onlar da, "Eğer Allah
bizi doğru yola eriştirseydi biz de sizi doğru yola eriştirirdik. Şimdi
sızlansak da, sabretsek de bizim için birdir. Artık bizim için hiçbir kurtuluş
yoktur" derler.
22. İş bitirilince şeytan da diyecek ki: "Şüphesiz Allah size gerçek olanı
söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi
zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana
geliverdiniz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin,
beni Allah'a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem
dolu bir azap vardır."
30. Allah'ın yolundan saptırmak için ona ortaklar koştular. De ki: "Bir
süre daha faydalanın. Çünkü varışınız ateşedir."
52. Bu Kur'an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah'ın ancak tek ilah olduğunu
bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.
ENBİYA SURESİ
10. Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız
ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?
16. Biz yeri, göğü ve arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.
17. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik onu kendi katımızdan edinirdik.
Yapacak olsaydık böyle yapardık.
33. O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede
yüzmektedirler.
35. Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile
de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.
47. Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye
zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da
olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.
79. Biz hüküm vermeyi Süleyman'a kavratmıştık. Zaten her birine
hükümranlık ve ilim vermiştik. Dâvûd ile birlikte, Allah'ı tespih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan biz idik.
80. Bir de Davud'a, sizin için, zırh yapma sanatını öğrettik ki,
savaşlarınızda sizi korusun. Şimdi siz şükrediyor musunuz?
81. Süleyman'ın hizmetine de güçlü esen rüzgarı verdik. Rüzgar, onun
emriyle içinde bereketler yarattığımız yere eser giderdi. Biz her şeyi
hakkıyla bileniz.
82. Bir de şeytanlardan, Süleyman için dalgıçlık eden ve daha bundan
başka işler yapanları da onun emrine verdik. Hep onları zapteden bizdik.
111. "Bilmem! Belki bu (mühlet) sizin için bir imtihan ve bir vakte kadar
yararlanmadır."
MÜMİNUN SURESİ
1. Mü'minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir.
2. Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler.
3. Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.
4. Onlar ki, zekatı öderler.
5. Onlar ki, ırzlarını korurlar.
17. Andolsun, biz sizin üzerinizde yedi yol yarattık. Biz
yarattıklarımızdan habersiz değiliz.
20. Yine o su ile Sîna dağında biten bir ağaç (zeytin ağacı) yarattık ki
hem yağ, hem de yiyenlere katık verir.
43. Hiçbir ümmet, kendi ecelinin önüne geçemez, onu geciktiremez de.
44. Sonra arka arkaya peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete kendi
peygamberi geldikçe onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardından helak
ettik ve onları birer ibretli hikaye yaptık. Artık inanmayan bir kavim Allah'ın rahmetinden uzak olsun!
57. Rablerinin azametinden korkup titreyenler,
58. Rablerinin âyetlerine inananlar,
59. Rablerine ortak koşmayanlar,
62. Biz hiçbir kimseye gücünün yettiğinden fazla yük yüklemeyiz.
Katımızda hakkı söyleyen bir kitab vardır. Onlar zulme, haksızlığa
uğratılmazlar.
115. "Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi
sandınız?"
SECDE SURESİ
12. Suçlular Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp, "Rabbimiz!
(Gerçeği) gördük ve işittik. Artık şimdi bizi (dünyaya) döndür ki, salih amel işleyelim. Biz artık kesin olarak inanmaktayız" dedikleri vakit, (onları) bir görsen!
13. Eğer dileseydik herkese hidayetini verirdik. Fakat benim, "Andolsun,
cehennemi hem cinlerden hem de insanlardan dolduracağım" sözüm
gerçekleşecektir.
TUR SURESİ
48. Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin,
kalktığında Rabbini hamd ile tespih et.
49. Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışı sırasında O'nu tespih et.
MÜLK SURESİ
2. O ki, ölümü ve dirimi yarattı, sizi imtihana çekip hanginizin davranış
bakımından daha güzel olduğunu bildirmek için. O öyle güçlü, bağışlayandır
HAKKA SURESİ
13, 14, 15. Sûr'a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş(kıyamet kopmuş)tur.
16. Gök de yarılmış ve artık o gün o da çökmeye yüz tutmuştur.
17. Melekler onun kıyılarındadır. O gün Rabbinin arşını, bunların da
üstünde sekiz taşıyıcı taşır.
44, 45. Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş
olsaydı mutlaka onu kudretimizle yakalardık.
46. Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik.
48. Şüphesiz Kur'an Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.
49. Şüphesiz biz, içinizden yalanlayanların olduğunu elbette biliyoruz.
50. Şüphesiz Kur'an, kâfirler için mutlaka bir pişmanlık sebebidir.
51. Şüphesiz Kur'an gerçek kesin bilgidir.
MEARİC SURESİ
8, 9. Göğün, erimiş maden gibi ve dağların atılmış renkli yün gibi olacağı
günü hatırla.
10. (O gün) hiçbir samimi dost, dostunu sormaz.
17, 18. Cehennem, (hakka) arka döneni ve (imandan) yüz çevireni;
servet toplayıp yığanı kendine çağırır.
19. Şüphesiz insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır.
20. Kendisine kötülük dokunduğu zaman sızlanır.
21. Ona bir hayır dokunduğunda da eli sıkıdır.
22. Ancak, namaz kılanlar başka.
NEBE SURESİ
29. Biz ise, her şeyi bir kitapta (Levh-i Mahfûz'da) tamamıyla sayıp
tespit ettik.
NAZİYAT SURESİ
27. (Ey inkarcılar!) Sizi yaratmak mı daha zor, yoksa göğü yaratmak mı?
Onu Allah kurmuştur.
37, 38, 39. Kim azgınlık eder ve dünya hayatını tercih ederse, şüphesiz,
cehennem onun sığınağıdır.
40, 41. Kim de, Rabbinin huzurunda duracağından korkar ve nefsini
arzularından alıkoyarsa, şüphesiz, cennet onun sığınağıdır.
42. Sana, kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar.
43. Onu bilip söylemek nerede, sen nerede?
44. Onun nihai bilgisi yalnız Rabbine âittir.
İNFİTAR SURESİ
Kıyamet anlatılır.
İNŞİKAK SURESİ
Kıyamet anlatılır.
RUM SURESİ
39. İnsanların malları içinde artsın diye faizle her ne verirseniz, Allah
katında artmaz. Ama Allah'ın hoşnutluğunu isteyerek her ne zekat
verirseniz; işte bunu yapanlar sevaplarını kat kat arttıranlardır.
41. İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde
bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü)
sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.
58. Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlara her türlü misali verdik.
Andolsun, eğer sen onlara bir âyet getirsen, inkâr edenler mutlaka, "Siz
ancak asılsız şeyler uyduranlarsınız" derler.
ANKEBUT SURESİ
2. İnsanlar, "İnandık" demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı
zannederler.
6. Her kim cihad ederse, ancak kendisi için cihad etmiş olur. Şüphesiz
Allah âlemlere muhtaç değildir.
7. İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz.
Onları işlediklerinin daha güzeliyle mükafatlandıracağız.
10.
22. Siz, yerde de gökte de (Allah'ı) aciz bırakacak değilsiniz. Sizin
Allah'tan başka ne bir dostunuz, ne de bir yardımcınız vardır.
39. Kârûn'u, Firavun'u ve Hâmân'ı da helak ettik. Andolsun, Mûsâ
kendilerine apaçık mucizeler getirmişti de yeryüzünde büyüklük
taslamışlardı. Oysa bizi geçip (azabımızdan) kurtulamazlardı.
43. İşte bu temsilleri biz insanlar için getiriyoruz. Onları ancak bilginler
düşünüp anlarlar.
45. (Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da
dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.
Allah'ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı
biliyor.
57. Her canlı ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.
64. Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret
yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!
66. Kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etsinler ve bir süre daha
faydalansınlar bakalım! İleride bilecekler.
MUTAFFIFIN SURESİ
7- Siccin kötülüklerin yazıldığı defterdir.
18- İlliyyin ise iyiliklerin yazıldığı defterdir.
BAKARA SURESİ
2. Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah'a karşı gelmekten
sakınanlar için yol göstericidir.
6. Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar
için birdir, inanmazlar.
7. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde
de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.
8. İnsanlardan, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık"
diyenler de vardır.
9. Bunlar Allah'ı ve mü'minleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece
kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir.
10. Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da
onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır.
11. Bunlara, "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde, "Biz ancak
ıslah edicileriz!" derler.
12. İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında
değillerdir.
14. İman edenlerle karşılaştıkları zaman, "İnandık" derler. Fakat
şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, "Şüphesiz, biz
sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz" derler.
18. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler.
29. O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe
yönelip onları yedi gök halinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.
42. Hakkı bâtılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin.
45. Sabrederek ve namaz kılarak (Allah'tan) yardım dileyin. Şüphesiz
namaz, Allah'a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.
84. Hani, "Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan
çıkarmayacaksınız" diye de sizden kesin söz almıştık. Sonra bunu böylece
kabul etmiştiniz. Kendiniz de buna hâlâ şahitlik etmektesiniz.
85. Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve
zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu halde onları yurtlarından
çıkaran, size esir olarak geldiklerinde ise, fidye verip kendilerini kurtaran
kimselersiniz. Yoksa siz Kitab'ın (Tevrat'ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını
inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında
rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en
şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.
86. Onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Artık
bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez.
87. Andolsun, Mûsâ'ya Kitabı (Tevrat'ı) verdik. Ondan sonra ardarda
peygamberler gönderdik. Meryemoğlu İsa'ya mucizeler verdik. Onu Ruhu'l-
Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Size herhangi bir peygamber, hoşunuza
gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp bir
kısmını da öldürmediniz mi?
88. "Kalplerimiz muhafazalıdır" dediler. Öyle değil. İnkarları sebebiyle
Allah onları lânetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler.
102. Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli
insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü
yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de)
Babil'deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek
suretiyle küfre girdiler. Halbuki o iki melek, "Biz ancak imtihan için
gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme"
demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Halbuki onlar,
Allah'ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar
böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri
öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını
biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke
bilselerdi.
106. Biz herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu
unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz.
Allah'ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin?
110. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik
işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün
yaptıklarınızı görür.
112. Hayır, öyle değil! Kim "ihsan" derecesine yükselerek özünü Allah'a
teslim ederse, onun mükâfatı Rabbinin katındadır. Artık onlara korku
yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
116. "Allah, çocuk edindi" dediler. O, bundan uzaktır. Hayır! Göklerdeki
ve yerdeki her şey Allah'ındır. Hepsi O'na boyun eğmiştir.
136. Deyin ki: "Biz Allah'a, bize indirilene (Kur'an'a), İbrahim, İsmail,
İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ ve İsa'ya verilen (Tevrat
ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab'lerinden verilene iman ettik.
Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş
kimseleriz."
140. Yoksa siz, "İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakub ile Yakuboğulları
da yahudi, ya da hıristiyan idiler" mi diyorsunuz? De ki: "Sizler mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?" Allah tarafından kendisine ulaşan bir gerçeği
gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Allah yaptıklarınızdan habersiz
değildir.
152. Öyleyse yalnız beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın
nankörlük etmeyin.
154. Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin. Hayır, onlar diridirler.
Ancak siz bunu bilemezsiniz.
155. Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve
ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.
161. Fakat âyetlerimizi inkar etmiş ve kafir olarak ölmüşlere gelince, işte
Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onların üstünedir.
162. Onlar ebedî olarak lânet içinde kalırlar. Artık ne kendilerinden azap
hafifletilir, ne de yüzlerine bakılır.
168. Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin!
Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.
169. O, size ancak kötülüğü, hayasızlığı ve Allah'a karşı bilmediğiniz
şeyleri söylememenizi emreder.
177. İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret)
değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve
peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu
yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı)
isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan,
zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah'a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.
183. Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınmanız için oruç,
sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.
184. Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa,
tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.
186. Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben
(onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman
etsinler.
190. Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı
gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.
193. Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah'ın oluncaya
kadar onlarla savaşın. Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık
düşmanlık yalnız zalimlere karşıdır.
196. Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı
gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin.
İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak
zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da
kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle
faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban
bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere)
tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında
olmayanlar içindir. Allah'a karşı gelmekten sakının ve Allah'ın cezasının
çetin olduğunu bilin.
212. İnkar edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Onlar iman edenlerle
alay etmektedirler. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar ise, kıyamet günü
bunların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verir.
214. Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza
gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber
mü'minler, "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyecek kadar darlığa ve zorluğa
uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki Allah'ın yardımı pek yakındır.
215. Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "Hayır
olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda
kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir."
219. Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah,
hem de insanlar için (bazı zahiri) yararlar vardır. Ama günahları
yararlarından büyüktür." Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını
soruyorlar. De ki: "İhtiyaçtan arta kalanı." Allah size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.
228. Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ay hali (hayız veya temizlik
müddeti) beklerler. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah'ın
kendi rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara helal olmaz. Kocaları bu
süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almağa daha çok hak
sahibidirler. Kadınların, yükümlülükleri kadar meşru hakları vardır. Yalnız
erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece farkı vardır. Allah mutlak güç
sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
245. Kimdir Allah'a güzel bir borç verecek o kimse ki, Allah da o borcu
kendisine kat kat ödesin. (Rızkı) Allah daraltır ve genişletir. Ancak ona
döndürüleceksiniz.
251. Derken, Allah'ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davud, Câlût'u
öldürdü. Allah ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allah'ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu. Ancak Allah, bütün âlemlere karşı lütuf sahibidir.
255. Allah kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. Diridir, kayyumdur.
Onu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki
her şey onundur. İzni olmaksızın onun katında şefaatte bulunacak kimdir?
O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar onun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. Onun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek ona güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.
256. Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde kim tâğûtu tanımayıp Allah'a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
257. Allah iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa
çıkarır. Kafirlerin velileri ise tâğuttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalırlar.
268. Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hayasızlığı
emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet vadediyor.
Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
286. Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun
kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): "Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et."
ENFAL SURESİ
20. Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlüne itaat edin ve (Kur'an'ı)
dinlediğiniz halde ondan yüz çevirmeyin.
21. İşitmedikleri halde, "işittik" diyenler gibi de olmayın.
22. Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü,
akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir.
23. Allah onlarda bir hayır olduğunu bilseydi, elbette onlara işittirirdi.
Onlara işittirseydi dahi mutlaka yine yüz çevirerek dönüp giderlerdi.
28. Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer deneme aracıdır. Allah
katında ise büyük bir mükafat vardır.
29. Ey iman edenler! Eğer Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız o size
iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir.
46. Allah'a ve Resûl'üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra
gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah
sabredenlerle beraberdir.
55. Şüphesiz Allah katında, yeryüzünde yürüyen canlıların en kötüsü,
inkar edenlerdir. Artık onlar iman etmezler.
ALİ İMRAN SURESİ
7. O, sana Kitab'ı indirendir. Onun (Kur'an'ın) bazı âyetleri muhkemdir,
onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihdir. Kalplerinde bir eğrilik
olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, "Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır" derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.
14. Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve
ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar
dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah'ın
katındadır.
28. Mü'minler, mü'minleri bırakıp inkarcıları dost edinmesin. Kim böyle
yaparsa Allah ile bir ilişiği kalmaz. Ancak onlardan (gelebilecek tehlikeden)
korunmanız başkadır. Allah asıl sizi kendisine karşı dikkatli olmanız
hakkında uyarmaktadır. Çünkü dönüş Allah'adır.
79. Allah'ın, kendisine Kitab'ı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdiği
hiçbir insanın, "Allah'ı bırakıp bana kullar olun" demesi düşünülemez. Fakat (şöyle öğüt verir:) "Öğretmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap uyarınca rabbânîler (Allah'ın istediği örnek ve dindar kullar) olun."
85. Kim İslam'dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul
edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.
92. Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla
erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.
96. Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi elbette Mekke'de,
âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâ'be'dir.
100. Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba
uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kâfir yaparlar.
104. Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir
topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.
110. Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder,
kötülükten men eder ve Allah'a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı
elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.
118. Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin.
Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi
isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır.
Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri
açıkladık.
120. Size bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse,
ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız
onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini
kuşatmıştır.
140. Eğer siz (Uhud'da) bir yara aldıysanız, şüphesiz o topluluk da
(Müşrikler de Bedir'de) benzeri bir yara almıştı. İşte (iyi veya kötü) günleri
insanlar arasında (böyle) döndürür dururuz. (Bazen bir topluma iyi ya da
kötü günler gösteririz, bazen öbürüne.) Allah, sizden iman edenleri ayırt
etmek, sizden şahitler edinmek için böyle yapar. Allah, zalimleri sevmez.
141. Bir de Allah, iman edenleri arındırmak ve küfre sapanları mahvetmek için böyle yapar.
143. Andolsun, siz ölümle karşılaşmadan önce onu temenni ediyordunuz.
İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz.
145. Hiçbir kimse Allah'ın izni olmadan ölmez. Ölüm belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya menfaatini isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret mükafatını isterse, ona da ondan veririz. Biz şükredenleri
mükafatlandıracağız.
149. Ey iman edenler! Siz eğer kâfir olanlara uyarsanız sizi gerisin geriye
(küfre) çevirirler de büsbütün hüsrana uğrarsınız.
169, 170. Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar
diridirler, Rableri katında Allah'ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.
186. Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana
çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah'a ortak
koşanlardan üzücü birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah'a karşı
gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren
işlerdendir.
AHZAB SURESİ
5. Hata ile yaptığınız bir işte size hiçbir günah yoktur. Fakat kasten
yaptığınız şeylerde size günah vardır. Allah çok bağışlayandır, çok
merhamet edendir.
40. Muhammed Allah'ın Resülü ve nebilerin sonuncusudur. Allah her şeyi
hakkıyla bilendir.
41. Ey iman edenler! Allah'ı çokça zikredin.
59. Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına
söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu onların tanınıp
incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok
merhamet edicidir.
70, 71. Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğru söz
söyleyin ki Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim
Allah'a ve Resülüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır.
72. Şüphesiz biz emaneti(ölümü) göklere, yere ve dağlara teklif ettik de
onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi.
Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.
MÜMTEHİNE SURESİ
1. Ey iman edenler, düşmanımı ve düşmanınızı dostlar edinmeyin!
Onlar, size gelen gerçeği inkar etmişken siz onlara dostluk gösteriyorsunuz. Onları Rabbiniz olan Allah'a iman ettiğiniz için peygamberi ve sizi (yurdunuzdan) çıkarıyorlardı. Eğer sizler, Benim yolumda ve hoşnutluğum uğrunda savaşa çıktıysanız (böyle yapmazsınız). Siz, dostluk göstererek onlara sır veriyorsunuz, oysa Ben sizin gizlediklerinizi de açıkladıklarınızı da tamamen bilirim ve içinizden her kim onu yaparsa, artık düz yolun ortasında şaşırmış olur.
2. Eğer onlar sizi yenip de ele geçirirseler, hepinize düşman kesilirler,
sizlere ellerini ve dillerini kötülükle uzatır, hepinizin kafir olmasını isterler.
7. Umulur ki, Allah, sizinle onlardan düşmanlaştıklarınız arasında bir
dostluk meydana getirir. Allah gücü yetendir. Allah çok bağışlayandır,
merhamet edendir.
9. Allah, yalnızca sizinle diri hususunda savaşanlara, sizi yurtlarınızdan
çıkaranlara ve çıkarılmanıza arka çıkanlara dostluk etmenizi yasaklıyor size. Her kim de onlara dostluk ederse, işte onlar, kendilerine yazık eden
zalimlerdir.
NİSA SURESİ
1. Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan;
ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı
gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir.
2. Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla (helâli haramla)
değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu,
büyük bir günahtır.
3. Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında
adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka)
kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın.2 Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.
4. Kadınlara mehirlerini (bir görev olarak) gönül hoşluğuyla verin. Eğer
kendi istekleriyle o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa, onu da afiyetle
yiyin.
5. Allah'ın, sizin için geçim kaynağı yaptığı mallarınızı aklı ermezlere
vermeyin. O mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.
17. Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra
çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah bunların tövbelerini
kabul buyurur. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
18. Yoksa, (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da
kendisine ölüm gelip çatınca, "İşte ben şimdi tövbe ettim" diyen kimseler
ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap
hazırlamışızdır.
25. Sizden kimin, hür mü'min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip
olduğunuz mü'min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah sizin
imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları halinde sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının yarısı uygulanır. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
26. Allah, size (hükümlerini) açıklamak, size, sizden öncekilerin yollarını
göstermek ve tövbelerinizi kabul etmek istiyor. Allah, hakkıyla bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir.
27. Allah, sizin tövbenizi kabul etmek istiyor. Şehvetlerine uyanlar ise
sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar.
28. Allah sizden (yükümlülükleri) hafifletmek istiyor. Çünkü insan zayıf
yaratılmıştır.
31. Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin
küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız.
32. Allah'ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset
ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır.
Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan, onun lütfunu
isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
34. Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah
insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi
mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah'ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da "gayb"ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını
gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, çok büyüktür.
48. Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun
dışında kalan (günah) ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah'a şirk
koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.
58. Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında
hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah,
bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitendir,
hakkıyla görendir.
79. Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır. Sana ne kötülük gelirse
kendindendir.
82. Hâlâ Kur'an'ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah'tan
başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki
bulurlardı.
86. Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı
selamla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını gereği gibi
yapandır.
88. Size ne oluyor da münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Allah
onları yaptıkları işlerden dolayı başaşağı ederek eski konumlarına (küfre)
döndürmüştür. Allah'ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah
kimi saptırırsa, sen onun için asla bir çıkış yolu bulamazsın.
89. Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da
beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar
içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı.
93. Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedi kalacağı
cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir
azap hazırlamıştır.
110. Kim bir kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah'tan
bağışlama dilerse, Allah'ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur.
144. Ey iman edenler! Mü'minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin.
Kendi aleyhinize Allah'a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?
156, 157. Bir de inkarlarından ve Meryem'e büyük bir iftira atmalarından ve "Biz Allah'ın peygamberi Meryemoğlu İsa Mesih'i öldürdük" demelerinden dolayı kalplerini mühürledik. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara öyle gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bu konuda kesin bir şüphe içindedirler. O hususta hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesin olarak öldürmediler.
164. Daha önce kıssalarını sana anlattığımız peygamberler gönderdik.
Anlatmadığımız (nice) peygamberler de gönderdik. Allah Mûsa ile de
doğrudan konuştu.
165. Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdik ki,
peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın.
Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
168. Şüphesiz inkar edenler ve zulmedenler (var ya) Allah onları asla
bağışlayacak ve doğru yola iletecek değildir.
171. Ey Kitab ehli! Dininizde sınırları aşmayın ve Allah hakkında ancak
hakkı söyleyin. Meryemoğlu İsa Mesih, ancak Allah'ın peygamberi,
Meryem'e ulaştırdığı (emriyle onda var ettiği) kelimesi ve kendisinden bir
ruhtur. Öyleyse Allah'a ve peygamberlerine iman edin, "(Allah) üçtür"
demeyin.Kendi iyiliğiniz için buna son verin. Allah ancak bir tek ilahtır. O
çocuk sahibi olmaktan uzaktır. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey
onundur. Vekil olarak Allah yeter.
ZİLZAL SURESİ
Kıyamet anlatılır.
HADİD SURESİ
20. Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve aranızda bir
övünme, mal ve evlad da bir çokluk yarışından ibarettir. Bu tıpkı bir
yağmura benzer ki; bitirdiği ot, rençberleri imrendirir; sonra heyecana
gelir, bir de görürsün sararmışdır, sonra da çörçöp olur! Ahrette ise şiddetli bir azap, birde bir bağışlama ve hoşnutluk vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir yararlanmadan başka birşey değildir!
26. Andolsun ki. Nuh'u ve İbrahim'i gönderdik. soylarına peygamberlik ve
kitap verdik; öyle iken içlerinden bazısı doğru yolu kabul etmiş, çokları ise
yoldan çıkmış fasklardır.
MUHAMMED SURESİ
18. Artık onlar, yalnızca o Kıyametin kendilerine ansızın gelivermesine
bakıyorlar. Çünkü işte onun alametleri geldi. Fakat o başlarına geldiğinde
anlamaları kendilerine ne fayda verir?
25. Haberiniz olsun ki, kendilerine doğru yol belli olduktan sonra gerisin
geri küfre dönenlere, şeytan fitne vermiş ve onları uzun uzun emellere
düşürmüştür.
31. Andolsun ki sizi, içinizden mücahitleri ve sabredenleri ortaya çıkarıp
size ait haberleri ilan etmek için imtihan edeceğiz.
34. Haberiniz olsun ki, inkar edip Allah yolundan sapan sonra da kafir
oldukları halde ölenleri Allah hiç bir zaman bağışlamayacaktır.
36. Dünya hayatı, bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Halbuki siz, iman
eder de Allah'tan korkarsanız, hem mükafatınızı verir, hem de sizden bütün mallarınızı istemez.
RAD SURESİ
26. Allah, dilediği kimseye rızkı genişletir, daraltır da. Onlar ise dünya
hayatı ile ferahlanmaktadırlar. Oysa dünya hayatı, ahiret hayatinin yanında bir yol azığından ibarettir!
28. Onlar, iman edip kalpleri Allah'ın zikriyle yatışan kimselerdir; evet
Allah'ın zikri ile kalpler yatışır!"
32. Andolsun ki senden önceki peygamberlerle alay edildi. Ben de o
küfredenlere bir süre için meydan verdim. Sonra da tuttum cezalandırdım! O vakit azabım nasıl olmuştu?
RAHMAN SURESİ
31. Yakında sizi de hesaba çekeceğiz, ey cinler ve insanlar!
46. Rabbinin huzurunda (hesap vermek üzere) duracağından korkan
kimseye iki cennet vardır.
62. Bu iki cennetten başka iki cennet daha vardır.
İNSAN SURESİ
2. Şüphesiz biz insanı, karışım halindeki az bir sudan (meniden)
yarattık ve onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işitir ve görür kıldık.
30. Allah'ın dilemesi olmadıkça siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah
hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
TALAK SURESİ
2. Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca onları güzelce tutun,
yahut onlardan güzelce ayrılın.
7. Eli geniş olan, elinin genişliğine göre nafaka versin. Rızkı dar olan
da, Allah'ın ona verdiğinden (o ölçüde) harcasın. Allah bir kimseyi ancak
kendine verdiği ile yükümlü kılar. Allah bir güçlükten sonra bir kolaylık
yaratacaktır.
12. Allah, yedi göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Allah'ın emri
bunlar arasından inip durmaktadır ki, Allah'ın her şeye kadir olduğunu ve
Allah'ın her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.
BEYYİNE SURESİ
7. Şüphesiz, iman edip, salih ameller işleyenler var ya; işte onlar
yaratıkların en hayırlısıdırlar.
HAŞR SURESİ
16. Münafıkların durumu ise tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan
insana, "İnkar et" der; insan inkar edince de, "Şüphesiz ben senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım" der.
18. Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın
için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah'a karşı gelmekten
sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
NUR SURESİ
1. Bu, bizim indirdiğimiz ve (hükümlerini) farz kıldığımız bir sûredir.
Düşünüp öğüt almanız için onda apaçık âyetler indirdik.
3. Zina eden erkek ancak, zina eden veya Allah'a ortak koşan bir
kadınla evlenir. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah'a ortak koşan bir erkek evlenir. Bu mü'minlere haram kılınmıştır.
15. Hani o iftirayı dilden dile dolaştırıyor; hakkında hiçbir bilginiz
olmayan şeyleri ağzınıza alıp söylüyor ve bunu önemsiz bir iş sanıyordunuz. Halbuki bu, Allah katında büyük bir günahtır.
17. Eğer inanıyorsanız, bu gibi şeylere bir daha ebediyyen dönmemeniz
için Allah size öğüt veriyor.
30. Mü'min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını
korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.
35. Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun temsili şudur:
Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs
sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de
batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş
dokunmasa bile, neredeyse aydınlatacak (kadar berrak) tır. Nur üstüne nur. Allah dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah insanlar için misaller verir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
45. Allah bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı
üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde
yürür. Allah dilediğini yaratır. Çünkü Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.
54. "Allah'a itaat edin, peygambere itaat edin" de. Eğer yüz çevirirseniz
bilin ki ona yüklenen sorumluluğu ancak ona ait; size yüklenen görevin
sorumluluğu da yalnızca size aittir. Eğer ona itaat ederseniz doğru yola
erersiniz. Peygambere düşen ancak apaçık bir tebliğdir.
61. Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya da güçlük yoktur.
HACC SURESİ
3. İnsanlardan kimi vardır ki, hiçbir bilgisi olmadığı halde Allah
hakkında tartışmaya girer ve her azgın şeytanın ardına düşer.
4. Şeytan hakkında, "Her kim onu dost edinirse mutlaka o kimseyi
saptırır ve onu cehennem azabına sürükler" diye yazılmıştır.
8, 9. İnsanlardan öylesi de vardır ki, ne bir ilmi, ne bir yol göstericisi, ne
de aydınlatıcı bir kitabı olduğu halde kibirlenerek insanları Allah'ın
yolundan saptırmak için, Allah hakkında tartışmaya kalkar. Ona dünyada bir rezillik vardır. Ona kıyamet gününde de yangın azabını tattıracağız.
11. İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'a kıyıdan kenardan kulluk eder.
Eğer kendisine bir hayır dokunursa gönlü onunla hoş olur. Şâyet başına bir
kötülük gelirse gerisin geri (küfre) dönüverir. O dünyayı da kaybetmiştir,
ahireti de. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir.
26. Hani biz İbrahim'e, Kâbe'nin yerini, "Bana hiçbir şeyi ortak koşma;
evimi, tavaf edenler, namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için temizle"
diye belirlemiştik.
70. Bilmez misin ki kuşkusuz Allah gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir.
Kuşkusuz bunların hepsi bir kitapta (Levh-i mahfuz'da)dır. Şüphesiz bu
Allah'a göre çok kolaydır.
75. Allah meleklerden de resüller seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah
hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
77. Ey iman edenler, rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve
hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.
78. Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O sizi seçti ve dinde üzerinize
hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim'in dinine uyun.
MÜNAFIKUN SURESİ
1. (Ey Muhammed!) Münafıklar sana geldiklerinde, "Senin, elbette
Allah'ın peygamberi olduğuna şahitlik ederiz" derler. Allah senin, elbette
kendisinin peygamberi olduğunu biliyor. (Fakat) Allah o münafıkların hiç
şüphesiz yalancılar olduklarına elbette şahitlik eder.
2. Yeminlerini kalkan yaptılar da insanları Allah'ın yolundan çevirdiler.
Gerçekten onların yaptıkları şey ne kötüdür!
3. Bu, onların önce iman edip sonra inkar etmeleri, bu yüzden de
kalplerine mühür vurulması sebebiyledir. Artık onlar anlamazlar.
11. Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah bütün
yaptıklarınızdan haberdardır.
MÜCADELE SURESİ
19. Şeytan onları hakimiyeti altına alıp kendilerine Allah'ı anmayı
unutturmuştur. İşte onlar şeytanın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, şeytanın tarafında olanlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
21. Allah, "Şüphesiz ben ve peygamberlerim galip geleceğiz" diye
yazmıştır. Şüphe yok ki Allah çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.
HUCURAT SURESİ
9. Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını
düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah'ın buyruğuna
dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah'ın emrine)
dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın.
Çünkü Allah, âdaletli davrananları sever.
10. Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını
düzeltin. Allah'a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.
11. Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar
kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.
12. Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir
kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın.
Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini
yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah'a karşı gelmekten
sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.
13. Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve
birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdâr olandır.
TAHRİM SURESİ
10. Allah, inkar edenlere, Nûh'un karısı ile Lût'un karısını örnek gösterdi.
Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikahları altında bulunuyorlardı.
Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah'ın azabından hiçbir şeyi
onlardan savamadı. Onlara, "Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!"
denildi.
11. Allah, iman edenlere ise, Firavun'un karısını örnek gösterdi. Hani o,
"Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun'dan ve onun
yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!" demişti.
12. Allah, bir de iffetini sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine
ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan
İmran kızı Meryem'i de (inananlara) örnek gösterdi. O itaat edenlerdendi.
TEGABUN SURESİ
14. Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman
olabilecekler vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, hoş görüp vazgeçer ve
bağışlarsanız şüphe yok ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
15. Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır; Allah katında ise
büyük bir mükafat vardır.
16. O halde, gücünüz yettiği kadar Allah'a karşı gelmekten sakının.
Dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğiniz için harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
17. Eğer siz Allah'a güzel bir borç verirseniz Allah onu size, kat kat öder
ve sizi bağışlar. Allah şükrün karşılığını verendir, Halîmdir (hemen
cezalandırmaz, mühlet verir).
SAFF SURESİ
5. Hani Mûsâ kavmine, "Ey kavmim! Allah'ın size gönderdiği
peygamberi olduğumu bilip durduğunuz halde niçin bana eziyet
ediyorsunuz?" demişti. Onlar yoldan sapınca, Allah ta kalplerini (doğru
yoldan) saptırdı. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.
6. Hani, Meryem oğlu İsa, "Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, Allah'ın size,
benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed
adında bir peygamberi müjdeleyici (olarak gönderdiği) peygamberiyim"
demişti. Fakat (İsa) onlara apaçık mucizeleri getirince, "Bu, apaçık bir
sihirdir" dediler.
CUMA SURESİ
9. Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman,
hemen Allah'ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin
için daha hayırlıdır.
10. Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan
nasibinizi arayın. Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.
MAİDE SURESİ
3. Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan,
(henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu
ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan
tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde boğazlanan
hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. İşte
bütün bunlar fısk (Allah'a itaatten kopmak)tır. Bugün kafirler dininizden
(onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden
korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi
tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı seçtim. Kim şiddetli açlık
durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse
şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
6- Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat o sizi tertemiz
yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.
17. Andolsun, "Allah, Meryemoğlu Mesih'dir", diyenler kesinlikle kâfir
oldular. De ki: "Şâyet Allah, Meryemoğlu Mesih'i, onun anasını ve
yeryüzünde olanların hepsini yok etmek istese, Allah'a karşı kim ne
yapabilir? Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan her şeyin
hükümranlığı Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Allah her şeye hakkıyla gücü
yetendir."
19. Ey kitap ehli! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada "Bize ne
müjdeleyici bir peygamber geldi, ne de bir uyarıcı" demeyesiniz diye, işte
size (hakikatı) açıklayan elçimiz (Muhammed) geldi. (Evet,) size bir
müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.
27. (Ey Muhammed!) Onlara, Adem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak
oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş,
ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, "Andolsun seni
mutlaka öldüreceğim" demişti. Öteki, "Allah ancak kendisine karşı
gelmekten sakınanlardan kabul eder" demişti.
28. "Andolsun! Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni
öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım."
29. "Ben istiyorum ki, sen benim günahımı da, kendi günahını da
yüklenip cehennemliklerden olasın. İşte bu zalimlerin cezasıdır."
30. Derken nefsi onu kardeşini öldürmeye itti de (nefsine uyarak) onu
öldürdü ve böylece ziyan edenlerden oldu.
32. Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitapta) şunu yazdık: "Kim, bir
insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.
38. Yaptıklarına bir karşılık ve Allah'tan caydırıcı bir müeyyide olmak
üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah mutlak güç
sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
41. Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları halde ağızlarıyla "İnandık"
diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin.
Onlar, (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler, sana gelmeyen bir
topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten
sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: "Eğer size şu hüküm verilirse onu
tutun. O verilmezse sakının." Allah kimin azaba uğramasını istemişse artık
sen onun için asla Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın
kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir. Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır.
49. Aralarında, Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve
Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur'an'ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır.
51. Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar
birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse kuşkusuz o da
onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu doğruya iletmez.
52. İşte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların, "Başımıza bir
felaketin gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların arasında koşup
durduklarını görürsün. Ama Allah yakın bir fetih veya katından bir emir
getirir ve onlar içlerinde gizledikleri şeye (nifaka) pişman olurlar.
61. (Yanınıza) küfürle girip yine (yanınızdan) küfürle çıktıkları halde size
geldiklerinde "İnandık" dediler. Allah onların saklamakta oldukları şeyi
daha iyi bilir.
62. Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta, haram yemede
birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!
63. Bunları, din adamları ve bilginler günah söz söylemekten ve haram
yemekten sakındırsalardı ya! Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!
69. Şüphesiz inananlar (müslümanlar) ile Yahudiler, Sabiîler ve
Hıristiyanlardan (her bir grubun kendi şeriatında) "Allah'a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır" (diye hükmedilmiştir.)
72. Andolsun, "Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler kesinlikle kafir
oldu. Oysa Mesih şöyle demişti: "Ey İsrailoğulları! Yalnız, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Kim Allah'a ortak koşarsa artık Allah ona cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun barınağı da ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur."
82. (Ey Muhammed!) İman edenlere düşmanlık etmede insanların en
şiddetlisinin kesinlikle Yahudiler ile Allah'a ortak koşanlar olduğunu
görürsün. Yine onların iman edenlere sevgi bakımından en yakınının da "Biz hıristiyanlarız" diyenler olduğunu mutlaka görürsün. Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır. Onlar büyüklük de taslamazlar.
89. Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama
bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin
keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hallisinden on yoksulu doyurmak,
yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkanı)
bulamazsa onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit
yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.
90. Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili
taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki
kurtuluşa eresiniz.
91. Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi
Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?
94. Ey iman edenler! Andolsun, Allah sizleri, ellerinizin ve mızraklarınızın
erişebileceği av(lar) ile elbette deneyecek ki, görmediği halde kendisinden
korkanı ayırıp meydana çıkarsın. Kim bundan (bu açıklamadan) sonra
haddini tecavüz ederse ona elem dolu bir azap vardır.
105. Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız
yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O
zaman Allah size yaptıklarınızı haber verecektir.
TEVBE SURESİ
1. Allah ve Resûlünden,kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz
müşriklere bir ültimatomdur.
2. Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. Şunu bilin ki, siz Allah'ı âciz
bırakacak değilsiniz; Allah ise, inkârcıları perişan edecektir.
5. Haram aylar çıkınca bu Allah'a ortak koşanları artık bulduğunuz
yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup
onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse,
kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
6. Eğer Allah'a ortak koşanlardan biri senden sığınma talebinde
bulunursa, Allah'ın kelâmını işitebilmesi için ona sığınma hakkı tanı. Sonra
da onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim
olmaları sebebiyledir.
11. Fakat tövbe edip, namazı kılar ve zekâtı verirlerse, artık onlar sizin
din kardeşlerinizdir. Bilen bir kavme âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.
12. Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil
uzatırlarsa, küfrün ele başlarıyla savaşın. Çünkü onlar yeminlerine riâyet
etmeyen kimselerdir. Umulur ki, vazgeçerler.
23. Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve
kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte
onlar, zalimlerin ta kendileridir.
30. Yahudiler, "Üzeyr Allah'ın oğludur" dediler. Hırıstiyanlar ise, "İsa
Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği
yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkar etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah onları kahretsin. Nasıl da haktan
çevriliyorlar!
34. Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların
mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah'ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.
60. Sadakalar (zekatlar), Allah'tan bir farz olarak ancak fakirler,
düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslam'a ısındırılhasan cellekcak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
111. Şüphesiz Allah, mü'minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine
vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda
savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah bunu Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da
kesin olarak va'detmiştir. Kimdir sözünü Allah'tan daha iyi yerine getiren?
O halde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük
başarıdır.
112. Bunlar, tövbe edenler, ibâdet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar,
rükû' ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah'ın
koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Mü'minleri müjdele.
124. Herhangi bir sûre indirildiğinde, içlerinden, (alaylı bir şekilde) "Bu
hanginizin imanını artırdı?" diyenler olur. İman etmiş olanlara gelince, inen sûre onların imanını artırmıştır. Onlar bunu birbirlerine müjdelerler.
125. Kalplerinde hastalık olanların ise, pisliklerine pislik katmış
(küfürlerini artırmış), böylece kâfir olarak ölüp gitmişlerdir.
126. Görmüyorlar mı ki, onlar her yıl bir veya iki kere belaya çarptırılıp
imtihan ediliyorlar. Sonra ne tövbe ederler, ne de ibret alırlar.
NASR SURESİ
2. 3- insanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine
hamd ederek tespihte bulun ve O'ndan bağışlama dile. Çünkü O tövbeleri
çok kabul edendir.


İNSAN A.Ş.
Kapitalist sisteminin köleleri olan bizler ..
kapitalizm eğer kötü insanların elinde ise bakın ne olur?
Çocuklar karne hediyesi için aylarca çalışır değilmi, akıllı olur, uslu olur,
Rüyalarında bile görür hayaller kurar ve karneyi aldıklarında kapitalizm
kazanır. Kadınlar sadece kapitalizme para kazandırmak için hergün uğraşır, Rüyalarında, hayallerinde hep nesne vardır. Erkeklerde araba merakı, lüks merakı vardır değilmi hep kapitalizm kazanır. Sırf onları zengin etmek için uğraşır dururuz onların kölesi olmuşuz farkında değiliz. İstediklerimize sahip olamayınca peki suçu kime atarız kapitalizimemi Allah'a mı? Malesefki bilgisizler suçu Allah'a atar.
GERÇEK ŞU Kİ, insan tatminsiz bir tabiata sahiptir(19), başına bir
kötülük geldiği zaman sızlanmaya başlar(20), bir iyilik ile
karşılaşınca da bencildir(21) (mearic suresi)
İnsan tezcanlı bir yaratıktır (enbiya suresi-37)
İnsan, hayra davet eder gibi şerri çağırıyor/insan, hayra duasıyla
şerri davet ediyor. İnsan çok acelecidir. (isra suresi-11)
Günümüzde hayat hayallerimize olan etkileşimi etrafında dönüyor.
Aslında hayat bu değil tam tersi, hayallerimizin yerini farkındalık almalı.
Dünyada düşünerek hareket etme yeteneğine sahip tek canlı sizin de
bildiğiniz gibi insanlardır. Ve bu düşünceler artık sadece tek bir noktaya odaklı durumda “para”.
Günümüzde düşünce sistemi para üstüne kurulmuş, insanların tek amacı para olmuş, birinde para varsa o kişi doğru kişi olmuş, paralılar ilgi görmüş, hürmet görmüş, kusurları örtülmüş. Nefes kesen bir yatın, yalın, arabaların varsa gerçekten birçok insanın başını döndürüp, nefesini kesersin. Paranın sahipleri insanlara yeryüzünde cennet sunuyorlar ve aslında onları satın alıyorlar ama lüks yaşama kavuşan insanlar bile bile satın alınmalarına bile bile razı oluyorlar. Para gerçekten günümüz en kuvvetli aracı, Atalarımız 'at, avrat, silah' derken günümüzdekiler paranın 3ünüde satın aldığını görüyorlar.
Para yaşam olmuş, hayat olmuş.
Para insanları değiştirmiş, parasızlık insanları bozmuş.
İnsanların büyük çoğunluğu ne yazık ki hayatı maddeden ve sadece dolu dolu yaşamaktan ibaret görmekteler. Yani varlığını ve varlığının sonunda ne olacağını bir kez olsun sorgulamadan bu dünyadan göçüp gitmiş sayısız insan yaşamıştır. Yaşamın amacı ne olabilir ki? Gezmek? Eğlenmek? Bolca tüketim? Alış veriş? Hırslar? Tutkular? Kariyer? Makam? Mevkii? Şan? Şöhret?… Sürekli olarak bunlar pompalanmakta insanımıza. Kitlesel iletişim araçlarıyla hissettirmeden enjekte edilmekte bu maddeci ve tüketim tutkunu zihniyet.
Bizler ne yapmışız biliyormusunuz?
Lüksü istemişizde istemişiz, insanları kıskanmışızda kıskanmışız, aslında
amacımız rahatlıkmış, huzurmuş, mutlulukmuş.
Parayı bulmak esas olmuş, parayı bulda nasıl bulursan bul mantığı insanları büyük bir tehlikenin içine sokmuş.
İyi para var, kötü para var, iyi insanlar var kötü insanlar var, doğru seçimler var yanlış seçimler var,
Ya kötülerden olacaksın ve kötü para kazanacaksın ki bu para çok hızlı
kazanılabilir.
Ya da iyilerden olup, iyi yolda yürüyeceksin, iyilerin yolunda sabretmek vardır ve sabır çok önemlidir.
Fakat bizler aceleci ve sabırsızız.
İnsanlar namuslarını, şereflerine hiçe saymış ve türlü türlü kötülükler
işlemiştir.
Bir insanda para olmazsa ne olur biliyormusunuz, o insan evine ekmek
götürmek için ölür-öldürür, çalar-çırpar, bedenini bile satar, para lanet
bir şeydir insanı her şekle sokar.
Saatlerce çalışan insanlar çalıştıklarının karşılığını alamıyor, halen maaşlar
yetersiz, vergiler çok.
Paranın asıl sahipleri köleleştirmiş insanları, hayallerinizi bir düşünün hep
nesne, hep somut şeyler, ev, araba, bilgisayar, ayakkabı...
Kısacası bir insanın ürettiği bir mal için Yaradana hatta insanlara yalvarır hale geldik.
Sevdiğimiz, istediğimiz bir eşyayı alamadığımızda uykularımız kaçıyor, sırf o nesnelere kavuşabilmek için anne-babalarımızın sözünü dinliyor, uslu
duruyorduk, sınavlarda başarılı olunca, okullardan mezun olunca tek sevincimiz üretilen bir ürünün artık bizler tarafından tüketilmeye başlanacak olmasıydı, 'eğitim aldık, büyüdük, olgunlaştık' değil, 'evet tüketmeye hazırım' daha çok hoşumuza gidiyor.
Geceleri yatağa yattığımızda, yıldız kaydığında, heran her yerde ALLAH tan birşeyler dileriz, düşünün milyarlarca insan ve hepsinin sayısız dilekleri.
Peki gerçekleşmeyen dileklerde ne olur?
Önce mutsuzluk ve sonra isyan.
ALLAH ı sorgulamak başlar hatta aramızda inkar edenler bile olur.
İnanmamak, güvenmemek başlar ve en kötüsü ALLAH kötülüğün sembolü,
simgesi gibi algılanır.
Dileklerden bahsetmişken unutulan birşey var her korku bir dilek doğurur ve korkularla yüzleşmek gerekir.
Korkumuz varsa en azından o korkudan kurtulmayı dileriz.
Doğru dileklerle kurtuluşa erebiliriz.
Allah'ın bilindiği üzere 99 ismi vardır.
Allah diğer 98 ismi kapsar fakat diğer isimlerini öğrenmek gerekir, çünkü bu isimleri Allah Ademe öğretmiştir.
Bu isimleri öğrenerek ve sadece Allaha el açarak kurtuluşa ereriz. Gerek
fatiha suresi, gerekse kunut duasında sadece Allaha el açmamız,
yalvarmamız ve ondan yardım dilememiz gerektiği öğretilir.
Allah bana dua edin dualarınızı yerine getiriyim buyurmuştur.
Allah'ın isimlerinden biri el-Mucibtir. Duaları kabul edendir.
'Ya Mucib' diyelim dualarımız kabul olsun.
'Ya Vekil diyelim' çünkü Allah; kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi
neticeye ulaştırır.
Kısacası Allah'ın isimlerinde keramet vardır.
"Onlar inanmışlardır. Allah'ı zikretmeleri sebebiyle kalbleri huzura
kavuşmuştur. Uyanık olun, kalpler ancak Allah'ı zikretmekle huzura
kavuşur" (Ra'd, suresi-28).
Ahzab / 41-42. Ey inananlar! Allah'ı çokça zikredin. Ve O'nu sabah akşam tesbih edin.
(Doğru yolu arayanları, saadete ulaştıran yollara kavuştururuz.)
[Ankebut 69]
(Allah, kendisine yöneleni doğru yola iletir.) [Şûra 13]
(Allah asla verdiği sözden dönmez.) [Zümer 20]
Benim küçükken hatırladığım bir işe kalkışırken besmele çekmem gerektiği
idi. Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla yani 'bismillahi rahmani rahim'
Bazende hadi 'Ya Allah' de kalk, başla, üşenme dediler.
Başımıza kötü bir olay geldiğinde 'Ya Sabır' de denirdi.
Gerisini yıllar sonra dahada iyi anladım baktım 'Ya Sabır' diyorum ve
sabrediyorum düşündüm daha basit birşey yokmu diye cevabı o kadar basitki inanamazsınız. 'Ya Basit' demek çünkü Allah el-basittir. kendise dua edenlerin işlerini kolaylaştırır, basitleştirir.
'Ya Fettah' diyelim ALLAH; el-fettahdır hertürlüğü zorluğu açsın, kolaylaştırsın.
'Ya Berr' diyelim çünkü ALLAH; el-berrdir kulları için daima kolaylık ve rahatlık isteyendir.
'Ya Müheymin' diyelim bizleri gözetip, korusun.
'Ya Samed' diyelim sıkıntılarımızı gidersin. Çünkü Onun hiçbirşeye ihtiyacı
yoktur herşey Ona muhtaçtır.
'Ya Muiz' diyelim el-muiz bizlere izzet versin.
'Ya Hadi' diyelim el-hadi bizlere hidayet versin.
'Ya Rafi' diyelim er-rafi bizleri yüceltsin, yükseltsin.
'Ya Raüf' diyelim çünkü er-rauf çok lütüfkardır, esirgeyendir.
Ya Mukaddim' diyelim çünkü el-mukaddim istediğini ileri geçirendir, öne
alandır.
'Ya Kerim' diyelim keremi, lütfü çok olanın adını analım.
'Ya Rezzak' diyelim çünkü er-rezzak yaratılmışlara faydalanacakları şeyleri ihsan eder.
'Ya Mukit' diyelim çünkü el-mukit her yaratılmışın azığını, gıdasını verendir.
'Ya Nafi' diyelim çünkü en-nafi hayır ve menfaat verici şeyleri yaratmıştır.
'Ya Veliy' diyelim çünkü O; sevdiği kullarının dostudur.
'Ya Vehhab' diyelim çünkü el-vehhab her türlü nimeti devamlı bağışlayandır.
'Ya Rahman' diyelim çünkü er-rahman bütün yaratılmışlar hakkında hayır ve merhameti tercih edendir.
'Ya Rahim' diyelim çünkü er-rahim çok merhamet eden, büyük nimetler
verendir.
'Ya Mecid' diyelim çünkü el-mecid'in şanı büyük ve yüksektir.
'Ya Macid' diyelim çünkü el-macid'in kadr ve şanı büyük, kerem ve iyilikleri pek çoktur.
'Ya Gaffar' diyelim çünkü el-gaffar'ın mağfireti pek çoktur.
'Ya Gafür' diyelim çünkü el-gafür'ün affı, mağfireti pek çoktur.
Ya Vasi' diyelim çünkü Allah'ın ilmi, rahmeti, kudreti, af ve mağfireti geniş ve sonsuzdur.
'Ya Afüv' diyelim çünkü el-afüv çok affedendir.
'Ya Tevvab' diyelim et-tevvab tövbeleri kabul edip, günahları bağışlayandır.
Tövbe etmek demek kötülük yapmamaya söz vermek demektir.
Tövbe etmek insanların zorlandıkları bir durumdur,
Hata yaparız tövbe ederiz bazen hatayı tekrarlarız değilmi hatta onlarca,
yüzlerce kez hata yaparız.
Doğru dileklerle düzgün bir yaşam olasıdır.
İlahi Adalet doğrudur vardır, ALLAH bana dua edin karşılık veriyim
buyurmuştur.
Bizlerin iyi dileklerde bulunması hayatımızı güzel yönde bir yol almasını
sağlar. Ama ilahi adalet vardır diye sadece kalbi temiz tutmak ve miskinlik yapmak insanlara birşey kazandırmaz
Çünkü
İNŞİRAH SURESİ
5- Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır.
6- Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır.
7- Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul.
- çalışana pay vardır
- her zorluktan sonra kolaylık vardır
- Allah kimseye taşımayacağı yükü yüklemeyecektir.
Çok fazla derdimiz, sorunumuz varsa bilmeliyiz ki o kadar çok güçlüyüz bu
hayatta.
"Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara asla
zulmetmem." (kaf suresi -29)
Kimseye kaldıramayacağı şeyi yüklemeyen ALLAH her zorluktan sonrada
kolaylık vermiştir, kimseye zerre kadar zulüm etmez insanlar kendi
kendilerine zulüm ediyorlar. dinde zorluk yoktur iyilik kötülükten ayrıdır hatta zıddıdır, önemli olan iyiliği seçmektir.
ALLAH isteseydi hepimizi topyekün mümin yapardı, peygamberimize bile sen sadece tebliğ et, üzülme denmiştir. Ben sevdiklerimi ve kendimi cennete sokabilmeye çalışıyorum, cehennem azabından korkuyorum, cennet mutluluğuna ulaşmak istiyorum, ALLAH'ın rahmetine nail olmak istiyorum. İçimizden en hayırlımız ALLAH'tan en çok korkanımızdır.
Öte yanda Hayatın amacını sorgulamanın gereksiz olduğunu söyleyenler,
inançlı insanlara 'peki senin dediğin gibi ise ALLAH varsa o zaman neden
bizleri kurtarmıyor, isterse kurtarır ama bak kurtarmıyor' diyerek bizleri
pasifleştirmeye ve işi ALLAH a bırakarak hiçbirşeyin değişmeyeceğini
düşündürüyorlar. Bu inkarcılar her dönemde aynı sözleri, taktikleri uyguluyorlar. Kuranda birçok kavimlerin ve peygamberlerin bu sözlerle karşı karşıya kaldıklarını görürüz, üstelik peygamberlerin mucizeleri bile belli bir zamandan sonra inkarcıların kibirleriyle unutturulmaya çalışılmıştır.
Şimdi günümüzde bizler gibi mucizeleri olmayan sıradan insanlara
inanmalarını beklemek ahmaklık olur.
Çok fazla ALLAH'ı, Kuranı araştırınca, sorgulayınca akli dengemizi
bozacağımız düşündürülmeye çalışılıyor.
Akıl hastahaneleri bizlere örnek olarak gösterilerek fazla düşünmenin gereği olmadığını ve çok fazla inancı sorgulamamız isteniyor.
Hayatın anlamsız olduğunu dayatmaya çalışanlar, hayatı sadece tüketmek
olarak görür ve gösterirler.
'Fazla ciddiye almayın bu hayatı nasılsa içinden sağ çıkamayacaksınız' sözleri çok kurnazcadır.
Hayatın anlamsız olduğunu empoze etmeye çalışıyorlar.
İnsanlar her dönemde aynı aslında ama ne yazık ki modern çağ ile birlikte sanayinin gelişmesi ile üretimin artması ve kapitalist kaygılarla ürünleri pazarlama yarışı, insanların sürekli olarak tüketme hastalığına yakalanmasına neden oldu.
Üretimin artışıyla birlikte ihtiyaçlarda arttı, ya da bu ürünlere gerçekten
İhtiyaç duyduğumuz gibi temelsiz gerçeklerle insanlık olarak kandırıldık.
Hayatımıza giren her yeni şey sanki o güne kadar varmış ve biz onsuz
yapamıyoruz gibi vazgeçilmezlerimizden oldu bir anda.
Kısa bir zaman önce lüks olarak algılanan pek çok şey gün geçtikçe zaruri bir gereksinime dönüştü zihnimizde.
Olmasa da olurlarımız çoktu eskiden, şimdilerde azaldılar.
Bizler tükettikçe daha fazla ürettiler, mutlu olabilmek için daha fazla şey
tüketmeliyim, daha fazla tüketebilmek için daha çok şeye sahip olmalıyım,
Hep daha fazla, daha fazla.
Bugüne kadar, gelmiş geçmiş bütün din ahlakına karşı olan kişilere ve
akımlara bakıldığında hemen hepsinin felsefi temelinde materyalist (maddeci) düşüncenin yattığı görülür. Bilindiği gibi materyalistler Yaratılış gerçeğini reddederler. Bunun yerine maddenin sonsuzdan beri var olduğunu ve sonsuza kadar da mutlak bir varlık olarak kalacağı yanılgısını savunurlar.
Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla
bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona
uğratıldıklarına bir bak. (Neml Suresi, 14)
İnsan yaşadığı toplumun bir bireyi olmaya çalışır ve toplumda bireye düşen belli başlı kuralların olması gerekir.
İnsanlar, gelişmiş sosyal yapılar kurmuşlardır.
Bu yapılar duruma göre aynı amaca yönelik birlik veya rakip olabilirler.
Aile en temel sosyal yapı sayılabilir.
Güvenlik ve adalet için devletler kurmuşlardır.
Aynı dili konuşanlar milletleri oluşturmuşlardır.
İnsanoğlu, dünyaya ayak bastığı günden bu yana toplumsal ilişkileri
düzenlemek amacıyla çeşitli kurallar, normlar ve davranışlar ve kurumlar
yaratmıştır.
Devletsiz bir toplum olabilir mi? Ya da devlet olmaksızın birey ve toplum var olabilir mi? Daha doğrusu devletsiz bir toplumda "kaos" olmaksızın "düzen" içinde yaşamak mümkün olabilir mi? Tabii ki, hayır!..
Devlet, en başta insanların mal ve can varlıklarını korunması için gereklidir ve rasyonel bireyler, devleti kendi hak ve özgürlüklerini korumak için oluşturmuşlardır.
Önceleri insanların hak ve özgürlüklerini korumak için oluşturulan devlet,
zamanla büyüdü...
Bireyi korumak için oluşturulmuş olan devlet, birey üzerinde tiranlık kurmaya başladı. Güya "iyiliksever devleti" temsil eden krallar, imparatorlar, sultanların baskı ve zulmü altında insanlar ezildi...
Yaşam hakkı, özgürlük hakkı, mülkiyet hakkı hiçe sayıldı... Asırlar "despot
devlet"in izlerini taşıdı...
Ekonominin gelişmesine paralel olarak devlet faaliyetleri de genişledi...
Faaliyetleri genişledikçe harcamaları arttı.
Harcamaları arttıkça daha fazla vergilemek zorunda kaldı.
Bu da yetmedi, sınırsızca ve sorumsuzca borçlandı...
Para basma yetkisini kötüye kullandı...
Sonuçta ekonomide hastalıklar ortaya çıkmaya başladı. İsraf ve savurganlıklar çoğaldı.
Devlet, asıl varlık nedenini unuttu.
Ve devlet, sosyal faydasından çok sosyal maliyeti olan bir kurum olmaya
başladı.
"Devlet büyüdükçe, özgürlük de o oranda küçülür."
Jean Jacques Rousseau
"Devletin toplumun güvenliğini sağlama ve muhafaza etme niyetine rağmen, onun sahip olduğu gücü kötüye kullanmaya eğilimli bir kurum olduğuna tarihin hemen her sayfasında şahit olunabilir."
John C. Calhoun
İnsanların uzmanlaştıkları alanlar olmalı, her konuda konuşan çok konuşur bazende boş konuşur her konuda fikrin varsa her söylediğinin doğruluğu tartışılır ve araştırılır. Kısacası uzmanlaşma gerekliliktir.
Gerçeği otorite olarak kabul etmek yerine otoriteyi gerçek zannediyoruz.
Farkında olalım veya olmayalım sistemin ve toplumun can damarı para.
Zeki olmak bir sonraki adımı görmektir.
Kurtuluş planı 1
Ülkeler her vatandaştan yılda 365 euro alsın ve bu parayı büyük bankalar
kredi ile taksitle versin.
En az beş milyar insandan bu parayı alabilirsek
365 x 5milyar = 1.825 trilyon euro yapar bir kaç senede her ülkenin sorunu biter.
Kurtuluş planı 2
Ülkeler ekonomide sınıfta kaldıklarını kabul edip para basmaya karar versin, bize söylenen insanlar para basarlarsa emisyon hacmi (sürüm) artar, enflasyon artar ve Tedavüldeki paranın değeri düştüğünde, onunla
değerlenen herşeyin değeri düşer.
Merkez bankaları, faiz oranlarını ve enflasyonu kontrol eder.
Ortaya çıkan ödenmemiş borç açığını kapatmak için para arzını artırır, tabi bu parada piyasaya faizli borç olarak verilir oda daha fazla borç yaratır, bu sistemin sonu köleliktir.
Faiz sarmalı yaratılıyor, yani ortada hiçbir değer yokken, kaynaklar sabit
ancak sürekli büyüyen ve faiz için çalışmak zorunda kalan insanlar.
İyide ben sınıfta kaldık diyorum bu başka, toptan tüm ülkelerin yapması
gereken bir proje diyorum, sadece dünyayı güzelleştirmek için, insanlar için yatırımlar yapılsın, yollar, hastaneler, metrolar, okullar, köprüler
tamamlansın, tarıma, üretime ağırlık verilsin. madenler verimli kullanılsın, ağaçlar dikilsin tabiat korunsun diyorum.
Bu devir aklın devri olsun ve artık yoksulluk olmasın altın çağ başlasın.
Genetiği değiştirilmiş gıdalar yasaklansın, sigara, alkol tüketimi minimuma düşsün, Plastik su, plastik torba kaldırılsın, pornografi yasaklasın, vergi minimum olsun, her il, ilçe ve beldede hastane kentler kurulsun sağlık hizmetleri ücretsiz olsun, camilerin altında yatakhaneler kurulsun evsizler oralarda yatabilsin, her camide çorba dağıtılsın.
İnsanlar sadece kağıt yüzünden mutsuz ve ölü gibi, karakterleri zayıfladı, Para dediğimiz bu kağıt hepimizi yönlendiriyor.
Eve ekmeği zor götüren insanlar, her gün saatlerce işyerlerinde mücadele
ediyor, karınlarını doyurmak için, çoçuklarını büyütmek, yetiştirmek için
uğraşıyor, tatilleri yok, boş güzel geçirdikleri zaman yok.
Unutmayın zaman ne kadar kötü geçerse insanlar o kadar çok isyan edecek, günahlar işleyecek, hatalar yapacak, tam da şeytanın istediği şey.
Şeytan bizleri ele geçiriyor.
Kurtuluş planı 3
Namuslular gelecek çalmayacak, çırpmayacak, iç-dış güçlere boyun
eğmeyecek ve bizleri kurtaracak.
(bana hayal gibi geliyor)
Kurtuluş planı 4
Yeryüzündeki savaşlar devam edecek, kan durmayacak, günahlar artacak,
inkar ve sapkınlık artacak ve Allah’ın uyardığı son bizi bulacak ve helak
olacağız.
Bu nasıl kurtuluş planı diye düşünüyorsanız hemen hatırlatayım Allah’ın
cezalandırma günü geldiğinde kimse hakkının yenmesinden korkmasın,
sadece yaptığı kötülüğün karşılığı ödetilecek kısacası günahsızsanız
kurtulacaksınız, ya da iyiliklerinizin ağır basması lazım.



İSTiLA
Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü
yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun.
(Hz.Muhammed)
Geçmişten günümüze kadar yaşamış olan toplumlara baktığımızda kötülerle iyilerin sürekli bir büyük bir zıtlık içinde olduğunu görürüz. Kötülerin iyileri yolundan döndürmek için yaptıkları çalışmalar ve iyilerin de buna karşılık olarak gösterdikleri hayırlı çabalarla süregelen bu durum her dönemde devam etmiştir.
Kötüler her zaman iyileri etkisiz hale getirmek için çeşitli yollar denemişler, yöntemler geliştirmişlerdir.
Kötülerin kendilerini iyi gösterirken, iyileri kötü göstermeye çalışmaları,
üstelik de bunu yaparken her türlü yolsuzluğu, her türlü kandırmacayı
kullanmaları en bilinen taktiklerindendir. Allah kötülerin bu ruh hallerinden ve taktiklerinden insanları Kuran'da şöyle haberdar etmektedir:
Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz
sadece ıslah edicileriz" derler. Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar
bunlardır, ama şuurunda değildirler. (Bakara Suresi, 11-12)
Kötüler, iyileri karalamaya çalışmalarının yanısıra ayette de bildirildiği gibi halkı sanki iyilerden korumaya çalışır gibi hava vermek isterler. Bu sinsi taktiği kullanan kişilerden en bilinenlerinden biri Firavun'dur. Hz. Musa Allah'ın varlığını, birliğini anlatan, insanları güzel ahlaka davet eden, üstün ahlakı ile Kuran'da örnek gösterilen peygamberlerimizdendir. Buna rağmen Firavun Hz. Musa'yı kötüleyerek, halkı kışkırtmaya ve Hz. Musa'yı kötülemeye çalışmıştır. Firavun'un bu iki yüzlülüğü Kuran'da şöyle anlatılmaktadır:
Firavun dedi ki: "Bırakın beni, Musa'yı öldüreyim de o (gitsin)
Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi
değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından
korkuyorum." (Mümin Suresi, 26)
Kötülerin, iyilere karşı kullandıkları taktiklerden başka bir tanesi de iftiralarla iyileri karalamaya çalışmaktır. Kötülerin bu taktiği de ayetlerde deşifre edilmektedir. İffetine olan düşkünlüğü ile tüm kadınlara örnek gösterilmiş olan Hz. Meryem'e zina iftirasının atılmış olması, kavminin içinde dürüstlüğü ve eminliği ile tanınan Peygamberimiz'in kendine çıkar elde etmeye çalışmakla, sapkınlıkla itham edilmesi bu taktiklerden birkaçıdır.
Bütün bunların amacı iyilerin toplum içindeki itibarlarını yok ederek toplumun onlara olan güvenini sarsmak ve bu şekilde iyileri engellemektir. Bu taktiğin nihai amacı ise kötülerin oluşturmaya çalıştıkları şer ittifakının biraz daha yaygınlaşmasını sağlamaktır. Ne ilginçtir ki gerçekte biraraya gelip aynı ortamda oturamayacak kadar birbirine düşman olan kişiler dahi iyilere karşı oluşturulan ittifaka canı gönülden katılmakta ve başarıya ulaşmak için son derece ciddi bir şekilde el birlik çalışabilmektedirler.
Eğer bütün insanlar bir tek ümmet olacak olmasalardı, Rahmân’ı
inkar edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları
merdivenler yapardık. (zuhruf suresi-33)
Tek bir dünya düzeni olacak ve nerdeyse bu iş tamamlandı tek sorun
müslümanlar. Eğer onlar olmazlarsa ALLAH diyen kalmayacak ve son gelecek.
Her kaos kendi düzenini kurar ya bizlerde kaotik günlerde doğan insanlar
olarak sıkıntıyla iç içeyiz.
Birileri bizlerin hayatını köleleştiriyor ve bizler bunun farkında bile değiliz.
Merkezi bir güç odağı, küresel ekonomiyi, siyaseti, şirketleri, medyayı, elinde tutuyor.
Bizi bilgilendirmekle sorumlu olan medyaya baktığımızda ne duyuyoruz?, ne izliyoruz?.
Köşe başlarını kapmış olanlar, kendilerine verilen bilgileri, verdiği kadar halkla paylaşıyorlar. Gazeteciler yüzeysel bilgileri halka bildiriyorlar, iletiyorlar. Çok uluslu şirketlerin taşeronları olan patronlarının izin verdiği kadarıyla bilgiyi bizlere veriyor.
Aslında verilen bilgi bilgi bile değil.
İstenilen bilgiler, istenilen ölçüde halkın önüne gider, Halk sadece önüne
konulan bilgiyi öğrenir.
Halk ekranlardan, perdelerden, gazete manşetlerinden önemli bilgileri
duyamaz.
Halk Hollywood filmleri seyreder, Gençler satanist gruplara yanaşır.
Programlar kimse bir şey bilmesin diye yapılır.
Küreselleşmeyi isteyenler tek merkezden dünya düzeni kurmak istiyorlar ve bu düzeni finans sektörünün kontrolü ile yapıyorlar.
Amaç Ülke kaynaklarına el koymak, Ulus devletleri zayıflatmak, Halkları
robotlaştırmak, Tek dilli, tek dinli, tek ordulu, tek medyalı bir düzen yaratmak, tek elden dünya ekonomisi, eğitim ve sağlık sistemini kontrol etmek.
Bu nasıl yapacaklar?
Darvinizm, Niçelizim; Marksizm, Liberalizm, Sosyalizim; Komunizm ve
Anarşizm gibi ideolojilerle kurulu düzenleri bozarak.
Dünya Savaşları çıkararak.
Ekonomik krizler çıkararak.
Dış borçlarla mali sistemi felç ederek.
Mülkü artan şekilde vergilendirerek.
Materyalizm ile.
Tabuları yıkarak.
Alkol, Sigara ve uyuşturucu madde kullanımını artırarak.
Pornografi ile.
Beyin yıkayarak.
Bugün yaygın kitle hipnoz araçlarıyla insanları uyutuyorlar.
Belgeseller, araştırmalar hep kendi amaçlarına hizmet etmesi doğrultusunda hazırlanıyor.
Bizlere asıl öğretilmesi gerekenler öğretilmiyor.
Halk bir nevi transa geçer, Günün büyük bir bölümünde kendisi için seçilen beyin uyuşturma programlarıyla oyalanıp yatağına gider.
Bir yandan korku, açlık, işsizlik, diğer yanda Renkli hayat, lüks hayat vardır.
Bizler bu fikirlere gizlice, aldatılarak itiliyoruz, herkesin izlendiği, dinlendiği ve kontrol edildiği bir düzen.
Ulus devletler yerini finans birimlerine bırakıyor.
Para, güç, teknoloji, her şey kötülerin elinde,
Herkesin el açtığı gökyüzüne çıktılar oradan da uzaya belki ALLAH ı göremediler ama kurdular uyduları tanrıyı oynuyorlar.
Bütün iletişim ağı ellerinde e-devlet derken ülkenin röntgenini çektiler
ruhumuz duymuyor, özelleştirme yapalım derken Telekomu bile yabancılara sattık, enerjide, ekonomide her şeyde dışa bağımlı olduk.
Herkesin her hareketinin izlendiği ve kaydedildiği bir dünya.
Hiç kimse özgür değil, istenilen herkes uydu fotoğraflarıyla, telefonla ve
internetle izlenip, kaydediliyor, sizden şüphelenmeleri yeterli, uluslararası ajanlar yıllardır ellerini kollarını sallayarak insan öldürüyor.
Bazılarını direk, bazılarını da kaza süsü vererek cinayetler işleniyor.
Nasıl mı ölürsün?
- onlardan değilsen,
- çok şey bilirsen ve sürekli arı kovanına çomak sokarsan,
- birde onlardan olduklarını bilmeden yönlendirilenler var onlar şimdilik yaşıyorlar ama ileride ne olur emin değilim.
Yeraltında bir pc kent kuruldu tüm internet yazışmaları kayıt altına alınıyor, bizler özgürce en mahrem yazışmalarımızı yazarken birtakım insanlar bunu kayıt altına alıyor.
Bu fikrin ilk çıkışı güvenlik amaçlı idi, bir olay olduğunda, herhangi bir kriminal olay olduğunda o insanların eski yazışmalarına bakarak işin aslını
öğrenebileceklerini düşündüler fikir akıllıcaydı böyle bir kayıt sistemi ile faili meçhul olay kalmazdı ama başarabilmeleri, interneti her haneye sokabilmekle gerçekleşebilirdi.
Bilgisayarın icadı ile daktilo yalan oldu.
Öyle becerili ki bu alet müzik seti, hesap makinesi ve birçok şeyin içinde
bulunduğu, oyunların oynandığı eğlence kutusu başta çocuklar sonra herkes etkilendi sevdi.
Sonra internet mantığı, yani kullanıcıları birbiriyle iletişim kurması, interaktif hale getirmesi, ansiklopediden, alışverişe her türlü şeyi içinde barındırması insanları neredeyse cennet kadar cezbetti ama önemli bir tehlike göz ardı ediliyor, ya kayıt altına alınıyorsak?
Bu paranoya birçok yönden gerçekmiş hissi uyandırıyor.
Bizler evimizde elimizde kahve sevdiklerimizle mesajlaşırken, sizce
özgür müyüz?
Hangi sitelere girdiğimiz?
Hangi mesajları alıp-gönderdiğimiz?
Bizlerin psikolojik, kültürel ve karakteristik analizimiz için ipuçları içeriyor.
Şu an önemli biri olmadığımız ileride de önemsiz biri olacağımız anlamına
gelmez.
Belki çok önemli bir buluş yapacağız,
Belki önemli bir devlet adamı olacağız,
Belki de tehlike bizizdir, kendimizin bile haberi yok, geleceği göremeyeceğimiz aşikar.
Geleceğin önemli şahsiyetlerinin ergenlik, gençlik anılarını bilmek, zamanı
geldiğinde onlara belki şantaj, belki beyin yıkama, belki de öldürmek suretiyle engel olmak amacındalar.
İlk başta güvenlik amaçlı kayıt alındı, dediler ki "teröristler var, düşmanlar var ve bu bir gereksinim" başladılar kaydetmeye.
Sonra içlerinden bazıları çıktı 'ya mesih gelirse' dedi,
diğerleri cevap verdi 'ne güzel onu bile kaydedeceğiz'
İleride karşılarına çıkabilecek tehlikeleri öngörme amacındalar.
Programın yapımcısı kaydetmeyi düşünmüyordu fakat dünyayı yönetenler
bunu düşündü ve onu da işin içine aldılar.
Mecburen kabul etti, yoksa öleceğini anlamıştı, çünkü karar alınmıştı ya oda onlarla beraber olsun ya da olmasın insanlar kaydedilecekti.
Düşünsenize dünyayı perde arkasından yönetenler gelip sizi buluyor ve size
Diyorlar ki 'artık sende dünyayı yöneteceksin' kim hayır diyebilir ki.
Sonunda tüm altyapı hazırlandı, şimdilik kaydediliyor ve gerekli duydukları zaman o ip adresi, o profil, o insan incelenmeye alınıyor.
Geleceğin büyükleri çocuk daha ergen, ileride bu bilgiler karşılarına çıkacak, onlara da reddedemeyecekleri bir teklif yapılacak.
Ya onlardan olacaksın ya toprak.
Son peygamber kırk yaşından sonra peygamber oldu bu insanlar mesih,
mehdi herhangi biri gelir diye herkesi kayıt ve kontrol altında tutuyorlar, bir insan hakkında ne kadar çok şey bilirlerse o kişi o kadar rahat
kandıracaklarını düşünüyorlar.
Ya tekrardan ALLAH bir kulu peygamber veya veli olarak gönderirse diye
çekiniyorlar, eğer böyle bir şey olursa en azından o kişinin geçmişi hakkında bilgi edinmek ve karakter analizi yapmak, hayallerini, düşüncelerini bilip öyle hareket etmek istiyorlar.
Nasıl mı?
Büyü, sihir gibi düşünün, bizim eskiden neleri düşündüğümüzü, konuştuğumuzu, hayal ettiğimizi bilirlerse bizleri kandırabilirler ve bizler
farkında olmadan bu olayı ALLAH’ın takdiri, lütfu gibi algılarız.
Bu bilgi toplamanın başka amaçları da var tabi ki bilgi satışı.
İnternet kullanımı her geçen gün artıyor nerdeyse mail adresi olmayan insan kalmayacak.
Telefon kullanımı neredeyse maksimuma ulaştı.
Bizler hislerimizle hareket ederiz, bazen hislerimiz mantığımızın bile önüne
geçer.
Ya bizler yanlış hisler hissetmeye başladıysak, bizlere istemediğimiz şeyler
mi yükleniyor?
Hissizleştirilip uyutulan bir toplum muyuz?
Bir şey gördüğümüzde veya bir olayla karşılaştığımızdaki hissiyatımız kontrol mekanizmamızı etkiler.
Davranışlar yaptığımız son eylemlerdir, ondan önce düşünmek, tartmak,
yorumlamak vardır ama hisler hepsini etkiler.
Güce sahip olanlar güçlerini, bizim devamlı olarak aldatıldığımızdan ve
yönlendirildiğimizden emin olmak için kullanıyorlar.
Sosyal uyanma ve bilinçlenmeyi geciktirme önlemleri alırlar.
Kitleler, özellikle politik alanda yaşanan gerçekleri öğrenme yetisine sahip
değiller. Gerçeği topluma söylemeden, düşünmemizi istedikleri şeyleri
kurnazca empoze ediyorlar.
Dünyadaki iyi insanları manipüle etmek hatta yok etmek istiyorlar.
Terör ve siyasi cinayetlerle anarşiyi araç olarak kullanırlar ve bu suretle az
gelişmiş ülke düzenlerinin emperyalist çıkarlara uygun şekle
dönüştürülmesini sağlarlar.
Bir düşmanı kolay kolay yok edemiyorsan, düşmanının kendi kendisi yok
etmesini sağlamaya çalışırsın, bunu da bölerek yaparsın ve iki tarafı da
kışkırtıp beslersin sonunda birbirlerini öldürürler.
Düşünmemizi istemiyorlar, bu yüzden ülkemiz ve tüm dünya gün geçtikçe
eğlenceyle, medyayla, televizyon programlarıyla, alış veriş merkezleriyle,
uyuşturucuyla, alkolle ve aktivitelerin her çeşidiyle dolu hale geldi nedeni ise insanların zihnini meşgul tutmak için.
Çok fazla düşünmemizi istemiyorlar.
Bilinçlenmiş ve düşünme yetisine sahip bir toplum olmamızı istemiyorlar.
İlgimizi dağıtmak ve bizi her şeyden habersiz bırakmak istiyorlar.
Çocukluk ve ergenlik döneminde büyünce neler yapacağımızı planlıyoruz ama maalesef ki zihnimizin en çok kirlendiği dönem yine aynı dönem.
Medya çok güçlüdür, bir şeyler hakkında konuşursan ve konuşmaya devam edersen aynı şeyleri tekrar tekrar söylersen insanlar buna inanacaklardır.
Toplumun her davranışı hayallerine olan etkileşimi çevresinde dönecek.
Din, vatanseverlik, ırkçılık, varlık, sosyete ve diğer her türlü keyfi ayrılıkçı
düşünce yapısı ve kibir, birkaç insanın elinde kolayca şekillenebilecek, kontrol edilebilen bir toplum yaratılmasına hizmet etti.
İnsanlar kendini her şeyden soyutlamaya devam ettiği sürece, köleliğe boyun eğmiş olur.
Sevginin gücü, güce olan sevgiyi yendiğinde dünya barışı tanıyacak.
Şeytanın fitne tohumları ekmesine izin vermeyin.
Gerçeklikle sürekli etkileşimdeyiz,
Gerçeği otorite görmek yerine otoriteyi gerçek zannediyoruz.
Aklın yolu bir, gerçekte bir tane ama bambaşka bir dünya yaratıp, çok kötü şekilde yöneten insanlar tarafından gerçeği görmemiz engelleniyor.
Başımızdaki yöneticiler bizleri yani insanları kurtarmak yerine, sadece belli bir kesimi kurtarıp yönetimi benzerlerine devretmiş, o gelmiş aynı bu gelmiş aynı, birde insanlara diyorlar ki 'bekleyin kurtarıcı gelecek' inanmayın sakın kötülüğün propagandasını, pazarlamasını yapıyorlar.
Bildiklerimiz doğru değildir, anlamlar, akımlar çorba olmuştur.
Dünyanın her köşesinde adamları var, Dünya bankası, IMF, NATO, BM hep aynı gücün açtığı, kurduğu organizasyonlar.
Dünya bankası ve IMF küresel ölçekte rol üstlenir. Temeli çok basittir, bir
ülkeyi borca sokun, parçalayın veya liderlerine rüşvet verin. Sonrada kendi
şartlarını, politikalarını empoze ederler.
Uyumlu ve birbirine bağlı toplumu çökerterek, sömürüye hazır hale getirilir.
Devlete ait yatırımların özelleştirilmesi, yani önemli sistemlerin satın
alınabilmesi ve yabancı şirketlerin çıkarlarına göre ayarlanması anlamına
gelir.
Önce hedef ülkelerin başına kendi adamlarını getiriyorlar, ya da baştaki
adamları kendi adamları yapıyorlar. Zamanla siyasete ve ekonomiye hakim oluyorlar. ülkelerin tüm sanayine ve doğal kaynaklarına el koyuyorlar. Çalışan nüfusu işsiz bırakıyor, lumpen (başıbozuk) bir nüfus yaratıyorlar. Tarım ve sanayi yok edilirken sesleri çıkmasın diye sendikal örgütlenmeyi bastırıyor, satın alıyor, sarartıyor, yerine sivil toplum örgütü denen oluşumları yüceltiyorlar.
Güya örgütlü ama sesi çıkamayan işçi sınıfı, giderek işsiz sınıfa dönüşürken, sivil ağlar örülüyor ve sadaka kültürü toplumda yayılıyor. Gençlik, kadın ve çevre örgütleri ve sanat faaliyetleri sivil ağın yayılması için kullanılıyor.
Gençlik örgütleri, çokuluslu şirketler için kendi toplumunun casusluğunu
yapıyor. Kariyer, Liderlik, Guruluk filan derken Batıya meraklı gençler
devşirilip kendi ülkeleri aleyhine işe konuluyor.
Yeni dünya düzeni! Bu kavram batılı liderlerin, dünyanın efendiliğine soyunan çokuluslu şirket yöneticilerinin, NATO liderlerinin, Birleşmiş Milletler genel sekreterlerinin, ağızlarından düşmüyor. Sık sık yeni dünya Üzeninde yeni bir aşamada olduklarını beyan ediyorlar.. Dünyayı saran bir ağın temsilcileri gibiler işbirliği etmişler, Hepsi aynı örgütün Üyesi Yandaşları hep aynı kişiler Hedefleri aynı Ülkeler Savaşların da dünya ticaretinin de barış heyetlerinin de medyanın da iplerini onlar çekiştirmekteler, Medya, Televizyon, Gazete, Radyo hep onların denetimde.
Yaptıkları şey bizleri doğru düzgün düşündürmemek, Bizler gerekli-gereksiz şeylerle oyalanırken, kafamız dağıtılırken asıl düşünmememiz gerekenler bizlere düşündürülmüyor, bizleri boş şeylerle oyalıyorlar.
Endişe duymamamız için uğraşıyorlar, tepkisiz, duyarsız, bencil, kibirli
insanlar olmamız isteniyor.
Neden endişe duyulur?
Beyni meşgul etmek için uğraşanlar hep aynı insanlar, bizleri yanlız onların empoze ettiği gibi düşünmemizi yada paradoks(ikilem) yaşamamızı istiyorlar.
Nasılmı?
İşte kötüllüğün legalleşmesi,
Bakın bizlere neler anlatılıyor,
Hz.Dâvud'un kılıcını kim kullanacak?
Topkapı Sarayı Mukaddes Emanetler Dairesi'nde muhafaza edilen bu kılıcın Hz. Dâvud'un bizzat kendi eliyle yaptığı kılıç olduğunu nice peygamberlerin, hükümdarların elinden geçtiğini biliyor muydunuz? İlginç olan ise bu kılıcın kıyamet yaklaştığında bir kez daha kullanılacak olması...
başka bir kaynakta Hz. Davud'un sır dolu kılıcı bugün Topkapı Sarayı'ndaki Hırka-i Saadet dairesinde. Üzerinde çok sayıda hiyeroglif yazı bulunan kılıcın tek bir şifreyi barındırdığı iddia ediliyor: Kıyametin kopacağı tarih.
Kutsal emanetler arasında yer alan ve topkapı sarayında muhafaza edilen
Kılıçtır, kılıcın üzerindeki yazılar, orhun abidelerindeki yazılarla benzerlikler hatta eşleşmeler taşımaktadır. şifreli bir metin olduğu ve deccal tarafından kullanılacağı rivayet edilmektedir.
KILIÇ TOPKAPI SARAYI'NDA
Hz. Davud öldükten sonra kılıcı elden ele, peygamberlerden peygamberlere
ve hükümdarlardan hükümdarlara geçti. Ve en sonunda kılıç mukaddes
emanetlerle birlikte Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferinden sonra İstanbul'a, Topkapı Sarayı'na getirildi. Bugün Topkapı Sarayı Müzesi'nin 21/137 numaralı envanterine kayıtlı olan bu kılıcın yolculuğu şöyle gelişti: "Çoğu geceleri uyumayan Yavuz Sultan Selim, hep nedimi Hasan Can ile kitap okuyup ilim konuşurlardı. Hasan Can'ın uyuyakalıp padişahın hizmetine gidemediği gecenin sabahında Yavuz, Hasan Can'a sordu: İmdi ne düş gördün beyan eyle." Fakat sonradan anlaşıldı ki söz konusu rüyayı Hasan Can değil, Kapı Ağası Hasan Ağa görmüştü. Rüyasını hemen padişahına anlatan Hasan Ağa, "Padişahım, rüyamda gecenin bir vakti kapı çalındı, kalabalık halde gelenler Arap elbiseli ve Arap şimali şahıslardı. Kapının yanında dört kişi durmaktaydı.
Kapıyı vuranın elinde ise sizin ak sancağınız bulunmaktaydı. O bana dedi ki; 'Bu gördüğün Resul'ün Ashabıdır. Bizi gönderip buyurdu ki; Kalkıp gelsin!
Haremeyn (Mekke ve Medine) hizmeti ona verildi. Bu gördüğün dört
kimseden bu Ebu Bekr-i Sıddık, bu Ömerü-l Faruk, bu Osman-ı Zinnureyn'dir.
Seninle konuşan ben ise Ali bin Ebu Talib'im. Var Selim Han'a selam söyle'"
dedi. Yavuz Sultan Selim ise bu rüyayı yüzü kızararak ve gözyaşları içinde
dinledi. Bu hadiseden sonra hazırlıklar tamamlandı ve Mısır seferine çıkıldı.
Şubat 1517 Cuma günü Kahire'de Yavuz Sultan Selim adına hutbe
okunmasıyla ise Mısır ve Hicaz artık Osmanlı padişahının yönetimi altına girdi.
İçlerinde Hz. Muhammed'in Hırka-i Şerif'i, nalını, oku, Kabe'nin altın oluğu, Yusuf peygamberin sarığı ve Hz. Davud'un kılıcının da bulunduğu bir çok kutsal emanet de Yavuz tarafından Mısır dönüşü İstanbul'a getirildi. Bu sayede Hz. Davud'un kılıcı ve üzerinde kılıcın son sahibi İsa Mesih olacak yazan kılıcın bakır kitabesi de İstanbul'a getirilmiş oldu.
Gördünüz değil mi kıyamette kullanılacağı söyleniyor bu fikirler tamamen
kötülüğün yayılmasına ses çıkarmamamız için söylentilerdir, hurafedir,
gerçeklerle uzaktan yakında alakası yoktur, fakat ne yazık ki kıyamet ve
hazreti Davut’un kılıcı bu söylentilerle bağdaştırılmaya çalışılıyor.
Bakın şeytan kötülüğü nasıl meşrulaştırıyor? yine nasıl oturmuş ALLAH ın
dosdoğru yolu üzerine?
Hristiyanlar Hz. İsa’nın geri gelmesini ve dünyayı kurtarmasını bekliyorlar,
Müslümanlar arasında da benzer mehdi inanışı mevcut.
Kuranı okuduğum halde böyle bir bilgiye rastlamadım, zaten hadislere
dayanarak bunu düşünen müslümanlar var. Hadislerinde hepsinin sağlıklı
olmadığını biliyoruz.
Gelmeyecek olan Mehdi ya da Mesih inanışı yüzünden akıl hastaneleri düzgün düşünemeyen hastalarla dolu.
ALLAH 'şüphesiz ki gerçekten inananlar için yeryüzünde ve kendi
nefislerine birçok alametler vardır' buyuruyor. (zariat suresi)
Bizlerin bazı farkındalıkları görmemiz bizim ne mehdi nede mesih olduğumuz anlamına gelir.
Şeytan diyor ya 'senin dosdoğru yolun üzerine koyulacağım' diye
Mehdi yada Mesihe inanlar ne düşünüyor?
Kötülük artacak artacak sonrasında kurtarıcı gelecek ve bizi kurtaracak.
Bu mantıkla bakarsak kötülüğün iyice artmasına ses çıkarmamak, hatta bir an evvel kötülük bizi sarsın ve kurtarıcı gelip bizi kurtarsın diye arzulamaktan başka hangi düşünce doğar ki?
Boş ver artsın kötülük nasıl olsa kurtarıcı gelecek bizleri kurtaracak öyle mi?
Bu Şeytanın kötülüğü meşrulaştırma taktiğidir, kötülüğün legalleşmesine ön ayak olmaktan başka bir işe yaramaz, kötülüklere ses çıkarmayalım diye bulunmuş bir plan.
'Kötülük artacak, daha da artacak kötülük tam kazanırken kurtarıcı gelecek ve insanları kurtaracak' uyutma, oyalama taktiği, yaptıkları kötülüklere ses çıkarmayalım diye bulunmuş bir taktik, şeytan ALLAH ın dosdoğru yolunun üzerinde ve bizler uyuyoruz, uyutuluyoruz.
Bir rivayete göre Osmanlı yıkılırken, Padişah Vahdettin kaçarken yanında
Musa’nın Asası ile Davut’un kılıcıda vardı ve onu Yahudilere verdi.
Başka bir rivayete göre Osmanlı yıkılırken, Padişah kaçtıktan sonra, Mustafa Kemalde anadoluya geçtiği sırada kutsal emanetler değiştirildi istedikleri Hz. Musa’nın Asası, ve Hz. Davut’un kılıcı idi ve onları değiştirdiler.
Bambaşka bir rivayete göre ise 18 veya 19 yüzyılda bu iki emanet değiştirildi.
Gerçek kılıç gerçek sahiplerinin elinde ve bizlerde olana öyle bir yazı
Yazmışlar ki çok çok akıllıca 'kıyamette mesihin olacak'
Bu yazı yüzünden ve birçok başka dini kaynak yüzünden insanlar
gelmeyecek olan mesih için uyutulup, oyalandırılıyor amaç; yapılan
kötülüklere ses çıkarmamamız.
Dikkat!! 'Kötülük artıyor olsun daha da artsın nasılsa kurtarıcı bizleri
kurtaracak' düşüncesini bizlere aşılayarak kötülüğü legalleştiriyorlar.
Ne Mehdi nede Mesih bizleri kurtarmaya gelmeyecek,
Ben gaybı bilemem kimse bilemez, biliyorum diyen yalan söyler, gaybı ALLAH bilir ve melekleri bilebilir ama meleklerde ALLAH'ın izin verdiği kadarını bilebilir. Gerçekten haklılar ise kurtarıcı gelecek ise yine de bizler o gelmeden toparlanmalı, kendimize çeki düzen vermeliyiz, kötülüğü engellemeliyiz yoksa hepimiz helak olacağız.
Nasılsa kurtarıcı gelecek düşüncesi bizleri küfre saptırmaktan başka bir işe
yaramaz.
Neden Hazreti Yunus peygamberin halkı gibi olamıyoruz onlar hatalarından dönmüşler ve ALLAH'ın birliğine inanıp merhametini, bereketini bulmuşlardır.
Gerçekten bir kurtarıcıya ihtiyaç varsa durum o kadar kötü demektir, bizler neden el ele kurtarmıyoruz dünyamızı, neden kendi kendimize sorunlarımızı çözmüyoruz?
bu satırları yazmaya benim aklım yetiyor da neden politikacılar bunları bu gözle görmüyorlar?
Onları aklı benden çok olmasa bizleri yönetemezler görmüyorlarmı? Ademden beri Ademogulları birbirini öldürüyor artık dur
demenin zamanı değil mi?
Her yerde oranın ileri gelen günahkarları orada hilekarlık yapsınlar
diye görev başında bulunduruyor, aslında hilekarlığı kendilerine
yapıyorlar farkında değiller. (Enam suresi)
Peki bugünlere nasıl geldik?
Aslında ademoğullarında da anlattığım gibi Ademin ilk çocuklarından beri
bizler kan döküyoruz.
Hatta Adem bile yaratılmadan Melekler Allaha neden insan yaratıyorsun ki o kanlar dökecek bir mahluk diyordu.
Atatürk gereksiz eleştirildi
Örneğin Atatürk’ün koyduğu Laiklik ilkesi: Her vatandaşın dini özgürce
yaşayabilmesine olanak verirken. Kısacası Atatürk’ün Laiklik ilkesi ile
başörtülü bir öğrenci üniversiteye girebilirken, bir hristiyan yada bir Yahudi istedi gibi hareket edebilirken, günümüz Kemalistleri anlamı kaydırdılar ve işleri arap saçına, kaotik bir ortama soktular.
Atatürk’ün Osmanlı imparatorluğu hakkında düşünceleri şöyle idi: 'Osmanlılığı değil, Türklüğü öne çıkarmak'
Atatürk ölünce Kemalistler saçma sapan yorumlar yaptılar yok neymiş din ile devlet işlerini birbirinden ayırmak bu söz sonradan konuldu, her şeyden evvel Mustafa olan kişiyi Kemal olarak nitelendirip, büstlerini, anıtlarını, heykellerini yaptılar, buda putları yıkan bir toplumda tabi ki antipati uyandırdı.
Nasıl Hazreti Muhammed ölünce Muhammedi olamadık din alimlerinin
mezheplerine bölündük.
Mustafayıda anlayamadık, önce Kemal dediler, sonra Atatürk, Kemalistler, Atatürkçüler türedi.
Benzetme yanlış anlaşılmasın bir tanesi ALLAH ın aramızdan seçtiği dinin
öğreticisi, diğeri ise vatansever bir savaşçı, aralarındaki benzerlik öldükten sonra anlaşılamamış olmalarıdır, yoksa başka benzerlik bulunmamaktadır.
Halifelik elden ele gezdi önce Emeviler, sonra Abbasiler, Eyyübiler,
Memluklular ve en son hilafetin başında Osmanlılar.
Mustafa Kemal Atatürk hilafeti kaldırdı.
Atatürk’ün halifeliği kaldırmasını çok akıllıca bir karar olarak düşünüyorum çünkü; Papayı düşünün Katoliklerin başında ve İsa (A.S) nın sanki günümüzdeki reenkarnasyonuymuş gibi hareket ediyor, Hristiyanlığa İnananları kutsuyor, onlardan sevgisini, duasını eksik etmiyor fakat neden dünya barışı için net tavır almıyor. Düşünün yeryüzündeki en yaygın din Hristiyanlık, istese dünyayı kurtaracak güce sahip ama yapmıyor.
İnanın bana Papa eğer isterse dünyada zulüm biter, yeter ki net bir tavır alsın gerçekten dünya silkinip kendine gelir.
Günümüzde dünyayı kurtaracak güç sadece Papalıkta var.
Tüm dünyayı etkileyecek potansiyal var fakat sonuç yok, deneme yok.
Türkçede 'kendine müslüman' deyimi vardır, Papada 'kendine hristiyan'.
Belki Papalar benim gibi düşünmüşlerdir fakat geçen yüzyıl o kadar çok
savaşlar yaşandı ki dünya barışını sağlamak zordu, tam savaşlar durdu bu
seferde salak bir Türk Mehmet Ali Ağaca; Papayı vurarak müslümanlarla
hristiyanların arasını açmıştır, Papa olası bir kurtuluş planının imkansız olduğu hissine kapılmıştır.
Bu nasıldır biliyormusun?
Tam Ermenileri Türklere, Türkleri Ermenilere sevdirecek bir insan çıkar adı Hrant Dinktir, öldürülür,
Kürtlerle, Türkleri birleştirecek kaynaştıracak, PKK yı bitirecek Kürt asıllı Türk Jandarma Komutanı Eşref Bitlis çıkar, öldürülür,
Bizlere herşeyi anlatacak aydınlatacak gazateciler çıkar, öldürülür, Abdi
İpekçi, Uğur Mumcu gibi, Amerikayı kurtaracak Kennedy çıkar, öldürülür.
İşte bu cinayetleri yapanlar hep aynı zihniyet, amaç Kaos yaratmak, barışı, mutluluk ve huzuru engellemek.



MANİFESTO
Kitabın adının ölüm olmasını istedim ama o kadar korktum ki insanları korkutmaktan, korkarlar ve kitabı okumazlar diye çekindim.
Her şey Mayıs 1989’da başladı.
Hayattan ilk yediğim tokadı dün gibi hatırlıyorum On yaşındaydım ilkokuldaki sınıf arkadaşımın ani ölümü hayatımda yaşadığım ilk trajediydi.
Onun ölümü ile hayatı ve yaşamı sorgulamaya başladım,
O yıldan sonra uykusuz gecelerim oldu.
Çankaya ilkokulunun en güzel öğrencisi Tuğçe çok feci bir kaza sonucunda
yaralandı ve birkaç gün sonrada öldü.
Kazada Tuğçenin heryeri yanmıştı annesi kızı ölmesin diye onu başak
tarlasına fırlatmıştı helikopterdekilerin hepsi hemen oracıkta ölmüşlerdi fakat annesin son andaki düşüncesi Tuğçenin sadece birkaç gün daha yaşamasına olanak vermişti.
Evet helikopter kazasıydı bu helikopterde pilot, yardımcı pilot ve eşleri vardı birde küçük Tuğçe. Yardımcı pilotun kızıydı ilkokul dördüncü sınıfa gidiyordu, henüz on yaşındaydı.
Helikopter devletin helikopteriydi, Başbakan Turgut Özalın helikopter
pilotlarıydılar, başbakan son anda helikoptere binmekten vazgeçmişti ve
pilotlara marmarise gidin iki gün sonra beni ordan alacaksınız diye talimat vermişti pilotlar iki gün marmariste yanlız olmaktansa ailelerini almayı uygun görüp eşlerini ve Tuğçeyi alıp marmarise gitmek için havalandılar fakat kısa süre sonra helikopter arıza yapıp yere çakıldı.
Bu olay beni çok yakında etkiledi nedeni Tuğçeyle sınıf arkadaşı olmam ve
ona platonik aşık olmamdan kaynaklanıyordu, o benim okula gitme
nedenimdi, onun sayesinde okulu sevmiştim. Onun inkar edilemez güzelliği beni çoktan etkilemişti, onunla aynı sınıfta olmak okulu, öğrenmeyi sevdirmişti, her sabah okula gelmek ve onu görmek istiyordum.
Bana göre tüm sınıf, okul hatta Tuğçeyi gören bilen herkes Tuğçeye aşık
olabilirdi, kısacası ya aşık olurlardı yada körlerdi.
Ben ise sınıf başkanı, sınıf birincisi ve sınıfın en çalışkanıydım hatta ineğiydim, öğretmenin her sorduğu soruya cevap veren olduğumdan sınıfta en çok benim sesim çıkardı, kısacası Tuğçenin beni farketmeme şansı yoktu.
Çok fazla konuştuğumuzu hatırlamıyorum zaten ne konuşabilirdim ki
karşısında ters bişey söylerse artık o sınıfa giremezdim ve hep sustum ondan önceside yoktu zaten o ilk sevdiğimdi aşkımdı.
Ve o feci kaza gerçekleşti.
Kaza Gazetelere manşet olmuştu, sınıfa gelen gazeteciler çiçeklerle donatılan sırasının resmini çekiyorlardı, nerdeyse tüm sınıf ağlıyordu, en başta öğretmenimiz Sevim Önal.
Şoktaydım, ağlamayanlardandım çünkü tutmuştum kendimi, kendimi
bırakmak istemiyordum, ağlamaya başlarsam duramazdım diye düşündüm, ağlarsam herkes ona olan aşkımı anlar diye düşündüm eve kadar tuttum kendimi evde saatlerce ağlamıştım.
Hem o güne kadar ölümü bilmiyordum, sınıfta çoğunluk ağlıyordu derken ders bitti, zil çaldı herkes koşa koşa sınıfta çıktı, birkaç kişi hariç diğerleri olanları sanki unutmuştu gülenler, koşuşturanlar, birbirleriyle didişenler vardı, o zaman dedimki kendi kendime gördünmü Ahmet çoçuğuz işte.
Hepsi çocuktu unutmaları çok doğaldı, kırk küsür kişilik bir sınıfta onu
unutanlar elbette olacaktı ama bu kadar hızlı olması beni iyice üzmüştü,
yıkmıştı.
Ben unutmayan azınlıklardandım, En yakın kız arkadaşı gerçekten çok
kötüydü, o kadar çok seviyorduki Tuğçeyi sonradan doğan kız kardeşine
Tuğçe isminin verilmesi sağlamıştı.
Kısacası o kaza birkaçımızın hayatındaki ilk trajediydi.
Ben unutmak diye bir düşünceye hiç sahip olmadım, çünkü onu unutmayı hiç istemedim Tuğçe benim kalbimde yara oldu.
Ertesi sene mezun olduk sınıf dağıldı yeni okul, yeni arkadaşlar derken zaman aktı gitti. Ergenliğin verdiği şımarıklık, zamanın acımasızlığı, o, bu derken yıllar beni oyaladı durdu ama kalbim olduğunu ilk hissetiren Tuğçe hep benimleydi.
Tuğçenin ölümü bana
- hayatı ve ölümü sorgulattı
- o günden beri geceleri uykularım kaçar ve insomnia yım. ve düşünüyorum neden var olduk, neden ölüyoruz? diye
cevabı yıllar sonra bulabildim.
Bu kaderimiz yani yaşamak ve ölmek, bundan kaçamıyoruz doğduk ve
öleceğiz.
Tuğçenin ölümü o kadar ilginçti ki, Dönemin başbakanı Turgut Özala yapılan bir suikast girişimimiydi yoksa değilmiydi sorusu beni hep düşündürdü.
Uğur Mumcunun, Apti İpekçinin, Eşref Bitlisin ve daha birçoklarının suikast sonucu ölmeside beni bu olayları takip etmeme sebep oldu.
Acaba işin aslı nedir? diye hep düşündüm.
Kimler neden böyle işlerle uğraşıyor sorusu hep beynimi kazıdı.
İşin kötü tarafı çoktu ölümler, sonrasında kısıtlı açıklamalar, cevapların ört bas edilmesi kaotik bir dönemde kolaydı ve hep öyle oldu.
Mesela herkes Apti İpekçiyi vuranın, Mehmet Ali Ağaca olduğu bilir ama
neden vurduğunu, kimlerin neden azmettirdiğini pek bilemeyiz hep
karanlıktır.
İnsanlar komplo teorileri üretirlerde dururlar.
Tuğçenin ölümünde suikast şüphesi hep vardı.
5 mayıs 1989 da kaza oldu.


Sağımızda artılarımız, solumuzda eksilerimizle varlık bütünlüğümüzü
tamamlıyoruz.
İnsanın binlerce yıllık geçmişine, tarihsel birikimine ve bilgi tecrübesine
rağmen, hala bazı şeyler değişmedi, değişeceği noktasında o kadar umutlu
değilim.
İnsana hatırı sayılır şanslar verildiğine inanıyorum. On binlerce yıldır insanlar azgınlıklarını arttırıyorlar ve uyarıldıkları son onları buluyor.